|
DOĞU EDEBİYATI
KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT DERGİSİNİN 3. SAYISI YAYIMLANDI

FERİDU'D-DİN-İ ATTÂR'DAN BİR ŞİİR

DAĞITMA
Dağıtma
zülüflerini
sarhoş sarhoş.
Bas elini
üstüne;
gittim elden.
Anla beni
ne olur; yok takatim.
İnsaf et;
zamanıdır şimdi.
Gördüm ya
nergis gibi mest gözlerini,
Mest
nergisinden
oldum ben
mest!
Kalk
ey yaz yüzlü saki!
Söndür
harlı tövbe ateşi.
Hey,
müslüman!
yıllanmış şarap ver bana.
Bozdu
tövbesini çünkü bu köhne kâfir.
Gitti
puthaneye;
açtı ellerini;
bağladı beline dört köşe zünnarı.
Çekti bir
yudum tortu;
düştü yere.
Kurtuldu
varlığının utancından.
Attâr
dalmışken onu seyre
uçtu
gitti
bu yokluk kafesinden.
Türkçesi:
Prof. Dr. Mehmet Kanar
İran edebiyatından bir öykü: Rahile ve
Atlasçiçekleri
Farsça aslından çeviren:
Prof. Dr. Ali Güzelyüz

Zoyâ Pirzâd
(1952- )
Rahile ve Atlasçiçekleri
Akşamüzeridir. Avlu ile bahçe, sulamadan sonra uzun
yaz gününün sıcaklığını atmıştır. Bahçe atlasçiçekleriyle doludur. Beyaz, mor ve
pembe atlasçiçekleri.
Rahile, musluğu kapatıyor. Hortumu yavaşça topluyor
ve bahçenin bir köşesine bırakıyor. Avluyu sundurmaya bağlayan üç basamaklı
merdivenin ikinci basamağına oturuyor. Elini çenesinin altına koyuyor ve
atlasçiçeklerine bakıyor.
Avluyu yıkamak ve bahçeyi sulamak, günün son işidir.
Bu işi zevkle yapıyor ama bundan sonra yapacak başka bir işi olmadığını düşünmek
onu huzursuz ediyor. Boş durmayı sevmiyor. Boş durduğu zaman hep düşüncelere
dalıyor. Saçma düşünceler ve boş hayaller. Düşünce ve hayallerden korkuyor.
Bahçeye bakıyor ve kendi kendine konuşuyor: “Bodrumu düzenlerim. Fazlalıkları ve
işe yaramayan eşyaları ayırırım. Yarın Muharrem’e veririm.” Muharrem, mahallenin
çöpçüsüdür. Rahile, bodrumda fazlalık hiçbir şeyin olmadığını çok iyi biliyor.
Orada bir iki saat oyalanacağını ve sadece eşyaların üzerindeki tozu, toprağı
silmekten ellerinin kirleneceğini biliyor. Biliyor ama bir iki saat vakit
geçirmeyi ganimet sayıyor.
Yarı açık avlu kapısının aralığından sokağa bakıyor.
Biri mi geliyor? Sokak tenhadır. Akşamları bahçeyi sularken her zaman avlunun
kapısını yarı açık bırakıyor. “Bahçedeyken, kapı zilinin sesini duymuyorum”
diyor. Kapı zili sadece odalarda çalıyor. Akşamları bahçeyi sularken, Rahile’nin
bütün dikkati avlu kapısındadır. Biri mi geliyor? Keşke biri gelse. İlahe veya
Hamit.
İlahe’nin evi uzak, şehrin öbür tarafında. Her Salı
günü Rahile, İlahe’yi görmeye giderken, kızının evine varması tam bir buçuk saat
sürüyor. Sonraki Salı günü de İlahe, kocasıyla birlikte onu görmeye
geldiklerinde, sürekli yolun uzaklığından yakınıyorlar.
İlahe “Anne, bu kadar büyük evi ne yapacaksın? Evi
sat, gel yanımızda daire al. Hem biz rahat edelim, hem sen.” diyor.
Damadı ise “Hanımefendi, böyle büyük bir ev bakım
ister, yorulursunuz.” diyor.
Rahile, kızına ve damadına bakıyor, bahçedeki
atlasçiçeklerine bakıyor ve “Bugün size fisincan
pişirdim, sever misiniz?” diyor.
Hamit’le eşini hemen hemen ayda bir defa görüyor.
Hamit çok çalışıyor, çok da sigara içiyor. Eşi de.
Rahile “Bu kadar sigara içmeyin. Sağlığınız için
iyi değil.” diyor.
Hamit ile eşi gülüyorlar. Hamit’in eşi
“Hanımefendi, elinizi üzerimizden çekmeniz için sizi sigaraya alıştırmalıyım.”
diyor.
Rahile gülüyor. Hamit’in eşini seviyor ama ara sıra
niçin ondan korktuğunu bilmiyor.
Hamit’in eşi minyon tipli, zayıf ve iri siyah gözlü.
Rahile’nin bir anlam veremediği resimler çiziyor. Bir gün Rahile’ye
“Hanımefendi, bunun ne olduğunu biliyor musunuz?” deyip gösterdiği tablo gibi.
Rahile, tuvalin üzerinde sadece renkler gördü. Açık
renkler, koyu renkler, karmakarışık. Bir şey anlamadı ve başını sallayarak
anlamadığını belirtti.
Hamit’in eşi güldü: “Bunlar, sizin bahçenizdeki
atlasçiçekleridir”.
Rahile “Bahçedeki atlasçiçeklerine hiç benzemiyor.”
dedi.
Hamit’in eşi “Ben sizin atlasçiçeklerinizi böyle
görüyorum.” dedi.
Rahile “Niçin çocuk yapmıyorsunuz?” diye sordu.
Hamit’in eşi “Şu karmakarışık dünyaya çocuk
getirmek cinayet değil mi?” dedi.
Rahile birkaç defa gözlerini kırpıştırdı:
“Karmakarışık da ne demek?”
Hamit ile eşi güldüler.
Rahile “Size sebzeli pilav ile balık pişirdim,
sever misiniz?” dedi.
Rahile atlasçiçeklerine bakıyor. Hava kararmıştır.
Yerinden kalkıyor, avlunun kapısına doğru gidiyor. Kapıyı kapatıp dönüyor.
Lastik pabuçlar, avludaki karoların üzerinde çok alçak bir ses çıkarıyor. Üç
basamaklı merdivenden çıkıyor. Sundurmadan geçiyor. Eve girer girmez koridorun
ışığını yakıyor. Koridordan geçip yemek odasına giriyor. Lambayı yakıyor: Büyük
bir yemek masası ve on iki boş sandalye. Mutfağa girip lambayı yakıyor: Ocağın
üzerinde hiçbir şey yok. Misafir odasındaki on ampullü avize tozlu ışık saçıyor.
Koridora dönüyor ve merdivenlerden yukarı çıkıyor. Üst katın koridorunun
lambasını yakıyor. Bir odanın kapısını açıyor: Burada yaşadığı zamanlar Hamit’in
odası. Oradan çıkıyor, ikinci odaya gidiyor: İlahe’nin evlenmeden önceki odası.
Oradan çıkıp üçüncü odanın lambasını yakıyor: Odanın ortasında iki kişilik
kocaman bir karyola var. Karyolanın üzerinde, duvarda ağaç çerçeve içinde siyah
beyaz büyük bir resim duruyor. Siyah ve beyaz elbiseli gelin ile damat. Gelinin
Rahile’ye benzerliğini anlamak için büyük bir dikkatle bakmak gerekiyor. Bir
süre durup bakıyor. Sonra dışarı çıkıyor. Koridorun dibinde bir odanın kapısını
açıyor. Bu küçük oda, yıllardır Rahile’nin odası. Lambayı yakmadan, avluya bakan
pencereye doğru gidiyor. Perdeyi aralıyor. Atlasçiçekleri karanlıkta ölü gibi
görünüyor. Gözlerini açıp dikkatle bakıyor. Bahçede sadece renkler görüyor. Açık
renkler, koyu renkler, karmakarışık.
Perdeyi çekiyor.
|