Doğu Edebiyatı

www.doguedebiyati.com

 

 
 
 
 

  Ana Sayfa     Kitaplar      İlan-Duyuru      Ziyaretçi Defteri      Biz Kimiz?     Bize Ulaşın

 

 


DOĞU ARAŞTIRMALARI

Dil, Edebiyat, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırmaları Dergisi

DOĞU EDEBİYATI

Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi

NÜSHA

Şarkiyat Araştırmaları Dergisi

İstanbul Üniversitesi ŞARKİYAT MECMUASI

MAKALELER

EDEBİYAT ÜRÜNLERİ

RESİM GALERİSİ

 

18-19 Haziran 2009 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Süleymaniye Kütüphanesi ve İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşeliği işbirliği ile "TÜRKİYE KÜTÜPHANELERİNDEKİ FARSÇA VE İRAN KÜTÜHANELERİNDEKİ TÜRKÇE YAZMALAR SEMPOZYUMU" düzenlendi.

Tebliğ özetleri>>>

21-22 Nisan 2009 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü tarafından Doğu'nun Bilge Şairi “MUHAMMED İKBAL” konulu II. Uluslararası Doğu Dilleri ve Edebiyatları Sempozyumu düzenlendi.

Konuşma Özetleri (Kapak)>>>

Konuşma Özetleri (Türkçe-İngilizce)>>>

"Bu dünya, bir taraftan seni severken, zihinlerinde senin idam ağacının ipini dokuyan insanların ayak sesleriyle doludur." (Furûg-i Ferruhzâd)

Çağdaş İran Şairi Furûg-i Ferruhzâd'dan Şiirler

(1935-1967)

Çeviren: Prof. Dr. Ali GÜZELYÜZ

HEDİYE

Gecenin sonundan söz ediyorum ben,

Karanlığın sonundan

Ve gecenin sonundan söz ediyorum.

 

Evime gelecek olursan eğer, bana bir lamba getir sevgilim

Ve küçük bir pencere,

Mutlu sokağın kalabalığına bakayım oradan.

SORU

Merhaba balıklar… Merhaba balıklar,

Merhaba kırmızılar, yeşiller, sarılar,

Söyleyin bana, ölülerin gözbebeği gibi soğuk,

Şehir gecelerinin sonu gibi kapalı ve sessiz,

O kristal odada,

Korku ve yalnızlık perilerinin diyarından,

Evlerin tuğla sütunlarına

Ve çalar saatlerin ninnilerine

Ve ışık camlarının zerrelerine gelen

Küçük bir dudağın inilti sesini duydunuz mu?

 

Ve her zamanki gibi,

Yere düşer, gökyüzünden taçlı yıldızlar

Ve afacan küçük kalpler,

Ağlama duygusuyla ıslanır.

YERYÜZÜ AYETLERİ

O gün

Soğudu güneş

Ve toprağın bereketi kayboldu

 

Ovadaki yeşillikler,

Denizdeki balıklar kurudu

Ve toprak, ölüleri

O günden sonra kabul etmedi

 

Uçuk renkli tüm pencerelerde, gece

Kuşkulu bir portre gibi

Sürekli başkaldırıyordu

Ve yollar

Karanlıkta son buldu

 

Hiç kimse aşkı düşünmüyordu artık

Hiç kimse ülke fethetmeyi düşünmüyordu

Ve hiç kimse

Hiçbir şeyi düşünmüyordu artık

 

Yalnızlık mağaralarında

Saçmalıklar dünyaya geldi

Esrar ve afyon kokuyordu kan

Gebe kadınlar

Başsız bebekler doğuruyordu

Ve beşikler, utançlarından

Mezarlara sığınıyordu

 

Ne kadar acı ve kara bir gün

Peygamberlik risalesine

Galip gelmişti ekmek kavgası

Ve peygamberler...

Vaat edildikleri yerlerden kaçtılar

Ve kaybolan kuzular, çölde

Çobanın "hey, hey" sesini

Duymadılar artık

 

Sanki gözlerde

Hareket, renk ve görüntüler

Ters görünüyordu aynalardaki gibi,

Alçak soytarıların başlarında

Ve utanmaz fahişelerin yüzlerinde

Kutsal nurdan bir ayla

Yanan meşale gibi parlıyordu

 

Alkol havuzları

Zehirli gaz buharlarıyla

Hareketsiz duran aydınlar topluluğunu

Kendi derinliklerine doğru çekti

Ve zararcı fareler

Eski hazinelerde

Kitapların yaldızlı sayfalarını

Kemirdiler

 

Güneş ölü idi

Güneş ölü idi ve yarın

Çocukların zihninde

Kaybolmuş belirsiz bir kavram taşıyordu

 

Ve onlar bu pörsümüş kavramın tuhaflığını

Ödevlerinde

Kocaman kara bir leke ile betimliyorlardı.

 

İnsanlar,

İnsanların alt tabakası

Duygusuz ve şaşkın

Bedenlerinin uğursuz yükü altında

Gurbetten gurbete koşuyordu

Ve acı dolu cinayet arzusu

Göğüslerinde kabarıyordu

 

Bazen bir kıvılcım, naçiz bir kıvılcım

Bu ruhsuz suskun topluluğu

Bir anda çökertiyordu

İnsanlar birbirlerine saldırıyor

Ve bıçaklarla kesiyordu

Birbirlerinin boğazını

Ve orta yerde kandan bir yatakta

Ergin olmayan kızlarla

Beraber oluyorlardı.

 

Kendi vahşetlerine batmıştı onlar

Ve ürkütücü suçluluk duygusu

Kör ve aptal ruhlarını

Felç etmişti.

 

İdam törenlerinde her zaman

Darağacının ipi

Bir mahkûmun korku dolu gözlerini

Yuvalarından çıkardığında

Onlar kendi kendilerine dalıp gidiyor

Ve şehvetli bir düşünce ile

Yaşlı ve yorgun kasları iğnelenmiş gibi kasılıyordu

 

Ama park köşelerinde her zaman

O küçük canileri görürdün

Ayakta

Ve fıskiyelerden fışkıran suya

Şaşkın şaşkın bakmakta.

 

Belki yine de

Donmanın derinliklerinde, yılgın gözlerin ardında

Yarı canlı bir baygın

Ayakta kalmıştı

Ve son nefesinin telaşında

Suların temiz sesine inanmak istiyordu.

 

Belki, ama ne kadar sonsuz bir boşluk!

Güneş ölü idi

Ve hiç kimse bilmiyordu

Yüreklerden kaçan o hüzünlü güvercinin

Adının inanç olduğunu

 

Âh ey tutsaklığın sesi

Senin ümitsizlik iniltin

Bu iğrenç gecenin karanlığında

Aydınlığa doğru hiçbir tünel açmayacak mı?

Âh ey tutsaklığın sesi

Ey seslerin son sesi...

FARS DİLİ VE

EDEBİYATI

www.farsdili.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2009

© 2006-2009 doguedebiyati.com

Bu sitenin bütün içeriği uluslararası telif hakları tarafından korunmaktadır.

Sitede yayınlanan bütün yazı ve kitapların telif hakları, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince yazar ve çevirmenlerine aittir.

Site adı ile birlikte yazar ve çevirmenlerin adları anılarak, tanıtım amacıyla kısa alıntılar yapılabilir.

Ancak yazar veya çevirmenlerin yazılı izni olmadan, yazı ve kitapların tamamı veya bir bölümü yayınlanamaz.

Resim, çizim, ses dosyaları ve sitenin her türlü içeriği izinsiz kullanılamaz.

Kurucusu: Prof. Dr. Ali GÜZELYÜZ (guzelyuz@gmail.com)

Kuruluş tarihi: 31 Ekim 2006

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için:

admin@doguedebiyati.com