|
"Bu dünya, bir taraftan
seni severken, zihinlerinde senin idam ağacının ipini dokuyan
insanların ayak sesleriyle doludur."
(Furûg-i Ferruhzâd)
Çağdaş
İran Şairi
Furûg-i Ferruhzâd'dan Şiirler

(1935-1967)
Çeviren: Prof. Dr. Ali
GÜZELYÜZ
HEDİYE
Gecenin
sonundan söz ediyorum ben,
Karanlığın
sonundan
Ve gecenin
sonundan söz ediyorum.
Evime
gelecek olursan eğer, bana bir lamba getir sevgilim
Ve küçük
bir pencere,
Mutlu
sokağın kalabalığına bakayım oradan.
SORU
Merhaba
balıklar… Merhaba balıklar,
Merhaba
kırmızılar, yeşiller, sarılar,
Söyleyin
bana, ölülerin gözbebeği gibi soğuk,
Şehir
gecelerinin sonu gibi kapalı ve sessiz,
O kristal
odada,
Korku ve
yalnızlık perilerinin diyarından,
Evlerin
tuğla sütunlarına
Ve çalar
saatlerin ninnilerine
Ve ışık
camlarının zerrelerine gelen
Küçük bir
dudağın inilti sesini duydunuz mu?
Ve her
zamanki gibi,
Yere düşer,
gökyüzünden taçlı yıldızlar
Ve afacan
küçük kalpler,
Ağlama
duygusuyla ıslanır.
YERYÜZÜ
AYETLERİ
O gün
Soğudu
güneş
Ve
toprağın bereketi kayboldu
Ovadaki
yeşillikler,
Denizdeki
balıklar kurudu
Ve toprak,
ölüleri
O günden
sonra kabul etmedi
Uçuk
renkli tüm pencerelerde, gece
Kuşkulu
bir portre gibi
Sürekli
başkaldırıyordu
Ve yollar
Karanlıkta
son buldu
Hiç kimse
aşkı düşünmüyordu artık
Hiç kimse
ülke fethetmeyi düşünmüyordu
Ve hiç
kimse
Hiçbir
şeyi düşünmüyordu artık
Yalnızlık
mağaralarında
Saçmalıklar dünyaya geldi
Esrar ve
afyon kokuyordu kan
Gebe
kadınlar
Başsız
bebekler doğuruyordu
Ve
beşikler, utançlarından
Mezarlara
sığınıyordu
Ne kadar
acı ve kara bir gün
Peygamberlik risalesine
Galip
gelmişti ekmek kavgası
Ve
peygamberler...
Vaat
edildikleri yerlerden kaçtılar
Ve
kaybolan kuzular, çölde
Çobanın
"hey, hey" sesini
Duymadılar
artık
Sanki
gözlerde
Hareket,
renk ve görüntüler
Ters
görünüyordu aynalardaki gibi,
Alçak
soytarıların başlarında
Ve utanmaz
fahişelerin yüzlerinde
Kutsal
nurdan bir ayla
Yanan
meşale gibi parlıyordu
Alkol
havuzları
Zehirli
gaz buharlarıyla
Hareketsiz
duran aydınlar topluluğunu
Kendi
derinliklerine doğru çekti
Ve zararcı
fareler
Eski
hazinelerde
Kitapların
yaldızlı sayfalarını
Kemirdiler
Güneş ölü
idi
Güneş ölü
idi ve yarın
Çocukların
zihninde
Kaybolmuş
belirsiz bir kavram taşıyordu
Ve onlar
bu pörsümüş kavramın tuhaflığını
Ödevlerinde
Kocaman
kara bir leke ile betimliyorlardı.
İnsanlar,
İnsanların
alt tabakası
Duygusuz
ve şaşkın
Bedenlerinin uğursuz yükü altında
Gurbetten
gurbete koşuyordu
Ve acı
dolu cinayet arzusu
Göğüslerinde kabarıyordu
Bazen bir
kıvılcım, naçiz bir kıvılcım
Bu ruhsuz
suskun topluluğu
Bir anda
çökertiyordu
İnsanlar
birbirlerine saldırıyor
Ve
bıçaklarla kesiyordu
Birbirlerinin boğazını
Ve orta
yerde kandan bir yatakta
Ergin
olmayan kızlarla
Beraber
oluyorlardı.
Kendi
vahşetlerine batmıştı onlar
Ve
ürkütücü suçluluk duygusu
Kör ve
aptal ruhlarını
Felç
etmişti.
İdam
törenlerinde her zaman
Darağacının ipi
Bir
mahkûmun korku dolu gözlerini
Yuvalarından çıkardığında
Onlar
kendi kendilerine dalıp gidiyor
Ve
şehvetli bir düşünce ile
Yaşlı ve
yorgun kasları iğnelenmiş gibi kasılıyordu
Ama park
köşelerinde her zaman
O küçük
canileri görürdün
Ayakta
Ve
fıskiyelerden fışkıran suya
Şaşkın
şaşkın bakmakta.
Belki yine
de
Donmanın
derinliklerinde, yılgın gözlerin ardında
Yarı canlı
bir baygın
Ayakta
kalmıştı
Ve son
nefesinin telaşında
Suların
temiz sesine inanmak istiyordu.
Belki, ama
ne kadar sonsuz bir boşluk!
Güneş ölü
idi
Ve hiç
kimse bilmiyordu
Yüreklerden kaçan o hüzünlü güvercinin
Adının
inanç olduğunu
Âh ey
tutsaklığın sesi
Senin
ümitsizlik iniltin
Bu iğrenç
gecenin karanlığında
Aydınlığa
doğru hiçbir tünel açmayacak mı?
Âh ey
tutsaklığın sesi
Ey
seslerin son sesi...
|