BURHANEDDİN BELHÎ VE TÜRKÇE
MEKTUPLARI
Doç.Dr. Yusuf ÖZ
Selçuk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
Doğu
Dilleri ve Edebiyatları Bölümü
ÖZET
Burhaneddin Belhi,
İbnülemin’in ifadesiyle “seyyar şiir” şairi, Abdullah Cevdet’in
değerlendirmesiyle “Nevâyî” denginde bir şair ve ediptir. 1849
yılında Afganistan’ın Belh şehrine bağlı Kunduz’da doğmuştur.
Saygın ve köklü bir aileden gelir. Yenâbî‘u’l-mevedde
yazarı Şeyh Süleyman Belhi’nin oğlu, Melami-Hamzavi şeyhi
Abdülkadir Belhî’nin kardeşidir. Afganistan Türkistanı
bölgesinden olan Belhî ailesi, Afganistan’daki İngiliz işgali ve
iç çatışmalar nedeniyle Süleyman Belhi’nin öncülük ettiği
kalabalık bir kafile eşliğinde Afganistan’dan ayrılıp İstanbul’a
göç etmiş; aile fertleri hayatlarını İstanbul’da sürdürmüştür.
Burhaneddin Belhi,
İstanbul’da Türkçe ve Farsça yazdığı şiirleri ile tanınmış,
ancak zamanla unutulmuş bir şairdir. Bu çalışmada, Belhî ailesi
kısaca tanıtılacak, Burhaneddin Belhî’nin dostlarına yazdığı ve
kendisine gönderilen Türkçe mektuplar, yeni harflerle
sunulacaktır.
Anahtar Kelimeler:
Süleyman Belhî, Abdülkâdir Belhî, Burhaneddin Belhî
ABSTRACT
Burhan
al-Din Balkhi is a poet who wrote his own poems both in Turkish
and Persian in some classical forms like gazel, mathnavi and
rubai. He comes from a great respected family that emigrated
from Balkh, Afghanistan to Istanbul. He is the son of Sheikh
Sulayman Balkhi, author of Yanabiu’l-Mawadda
and brother of Abd al Qaadir Balkhi (1839-1923) who is a famous
mystical poet and sheikh of Malamiyya-Hamzawiyya tariga between
1877 and 1923.
Burhan
al-Din Balkhi
was born
in Kunduz, Belh in 1849. When he was
about
thirteen years old,
his
family moved from Balkh in the year 1853, because of British
invasion
of Afghanistan and adverse circumstances in the country. When
the Balkhi family reached to Baghdat
with a crowded convoy,
Sultan Abd al-Aziz invited them to Istanbul. Sulayman Balkhi and
his family arrived at Istanbul in 1861.
Sulayman
Balkhi and his two sons, Abd al-Qaadir and Burhan al-Din Balkhi
spent the rest of their’s life in Istanbul. Burhan al-Din Balkhi
lived in this city until
his death
in 1930. He wrote both Turkish and Persian Divan and some
literacy letters that show his connections to some important
personalities like Jamal al-Din Afghani and Sheikh ar-Rais, the
prince of Gajar. His Persian letters include formal features.
These Turkish letters below demonstrate his literary taste.
Keywords:
Sulayman Balkhi, Abd al-Qaadir Balkhi, Burhan al-Din Balkhi
GİRİŞ
Burhaneddin Belhî,
Müceddidî-Nakşî, aynı zamanda Melamî şeyhi ve Yenâbî‘u’l-mevedde
yazarı olan Seyyid Süleyman Belhî’nin oğlu, aynı dergâhta
babasından sonra meşihat makamında bulunmuş olan Abdülkâdir
Belhî’nin kardeşidir. Babası Seyyid Süleyman, 1220 (1805)
yılında Afganistan’ın Kunduz şehrine bağlı Hankâh kasabası Çal
köyünde doğmuştur. İlk eğitimini Buhara’da tamamlamış, 1259
(1843) yılında Hindistan’a giderek üç yıl Delhi’de kalmış ve
burada tahsilini sürdürmüştür. Süleyman Belhî Afganistan’daki
İngiliz işgali ve iç savaş nedeniyle 1269 (1853) yılında
ailesinin de bulunduğu büyük bir kafile eşliğinde Afganistan’dan
ayrılmıştır.
Kafile, İran üzerinden
Bağdat’a geldiğinde, Sultan Abdülaziz (1861-1876) bir elçi
vasıtasıyla kendilerini İstanbul’a davet etmiş; bu davet üzerine
kafile Konya ve Bursa üzerinden 1278 (1861) yılında İstanbul’a
ulaşmıştır.
Seyyid Süleyman Belhî,
1284 (1867) yılında
hac hazırlığı içerisindeyken, Nakşî şeyhi ve Mesnevîhan
Feyzullah Efendi’nin vefatı (1867) üzerine boşalan Eyüp
Nişancası Murad Buhârî Dergâhı meşihatine atanmış, hayatının
sonuna kadar dergâhta şeyhlik makamında bulunmuştur. İstanbul’da,
on altı yıl yaşayan Nakşibendî-Müceddidî şeyhi Süleyman Belhî,
6 Şaban 1294 (16 Ağustos
1877) tarihinde Perşembe günü vefat etmiştir.
Süleyman Belhî, “Ecma‘u’l-fevâ’id”,
“Maşrıku’l-ekvân”, “Gıbtatu’l-emân”
ve “Yenâbî‘u’l-mevedde”
adlarında dört eser yazmıştır. Arapça yazdığı bu kitaplardan
yalnızca anılan son eseri ilk kez 1301/1883 yılında Ahter
matbaasınca basılmıştır; yazma halde olan diğer eserlerinin
nüshaları kütüphanelere intikal etmiştir.
Abdülkâdir Belhî:
Seyyid Süleyman Belhî’nin büyük oğlu ve halefidir. 1255 (1839)
yılında Kunduz’a bağlı Hankâh’da doğmuştur. Asıl adı Gulâm-ı
Kâdir olup Abdülkâdir adıyla tanınmıştır. On dört yaşında iken
vatanından ayrılmış, 22-23 yaşlarında İstanbul’a gelmiş;
babasının vefatı üzerine 1887 yılında aynı dergâh meşihatına
atanmış, meşihatının 47. yılında, 27 Receb 1341
(17 Mart 1923)
tarihinde vefat etmiştir.
XX. yüzyıl
mutasavvıfları arasında önemli bir yeri olan Abdülkâdir Belhî,
hakkında yazılmış yazılarda, “son zamanın en ünlü ve gerçek
sûfîsi”, “son asrın en büyük sûfî şairi” ve “son asrın en meşhur
mutasavvıfı” gibi nitelemelerle anılır. Nakşibendî tarikatına
bağlı olmakla birlikte Melâmî-Hamzavî kutbu olarak kabul edilmiş;
Mevlevî ve Bektaşîler arasından da kendisine bağlananlar
olmuştur. Türkçe ve Farsça şiirlerinden oluşan bir Divan’ı ve
Farsça mesnevileri vardır. Bazı manzumelerinde Çağatay lehcesi
kullanmış, kimi şiirlerde hem Türkçe, hem Çağatayca kelimeleri
bir arada nazmetmiştir. Abdülkadir Belhî, kaynaklarda hattat
olarak da anılır.
Muhammed Burhaneddin Kılıç:
1265 (1849) yılında Kunduz’da doğmuştur. Adını, mektup ve
imzalarında “Seyyid Muhammed Burhaneddin”, “Seyyid Muhammed
Burhaneddin Kılıç”, nisbesini ise, genellikle “el-Hüseynî el-Belhî”
şeklinde zikreder ve daha çok Burhaneddin Belhî adıyla bilinir.
Burhaneddin Kılıç, on
üç yaşlarında İstanbul’a gelmiştir. Burhaneddin Belhî resmi bir
görevde bulunmamış, yalnızca şiir ve hat sanatıyla meşgul
olmuştur. Geçimini, babasının vefatından sonra kendisine intikal
eden maaşla sürdürmüş, maaşı zamanla yetersiz kaldığından geçim
konusunda sıkıntı çekmiştir. Bazı mektuplarında bu sıkıntılarını
dile getirmiştir.
Muhammed Burhaneddin
Kılıç, Ekim 1929’da
hastalanmış ve 4 Mart 1930 tarihinde Heybeliada’da vefat
etmiştir. Kabri, sağlığında şair mizacına uygun gördüğü
Heybeliada mezarlığındadır.
Abdullah Cevdet (1869-1932),
Burhaneddin’in ölümü üzerine “İçtihat” dergisinde yayınladığı “Bir
Şark Zekâsı Söndü” başlıklı kısa yazısında, “kadîm Şark
terbiye ve tahsilinde emsali kalmamış kibar, necib bir ârif ve
şair, onun vefatıyla gayib oldu. (...) Şahsî muarefemiz olan bu
kudsî zatın Çağatay Türkçesiyle latif şiirleri vardır ve Ali Şîr
Nevâî’nin muadili idi” ifadelerine yer vermiştir.
İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Burhaneddin Belhî’yi “şi‘r-i seyyâr”
lakabıyla andığını belirterek iki Türkçe gazelini, bir Farsça
mesnevîsini nakleder.
Sadeddin Nüzhet Ergun ise, şairin sanatı, edebî kişiliği,
dostları ve çevresi hakkında bilgi aktarmış ve eserinde, Farsça
ve Türkçe sekiz manzumesine yer vermiştir.
Şiirlerinde “Burhan”
mahlasını kullanan şairin, 157 gazeli içeren Farsça Divan’ı,
183 gazelin yer aldığı Türkçe Divan’ı; Ahmed Yesevî, Ali
Şîr Nevâyî, Fuzûlî ve Nef‘î gibi ünlü şairlerimiz ile, Fars
edebiyatının seçkin şairlerinin bazı beyit ve gazellerine
yazdığı toplam 44 tahmisin yer aldığı Mecmû‘a-i tahmisât’ı;
Farsça ve Türkçe tarih manzumeleri ve bu şiirlerin yazılmasına
dair bazı hatıraların yer aldığı bir defteri; nakaratlı
Manzumât ve Şarkıyyât’ı, Farsça rubaiyât’ı,
çoğunluğu Farsça ve Türkçe olmak üzere 11 mesnevisinin yer
aldığı Mesneviyât’ı vardır. Özel ve resmî nitelikteki
mektupları, Belhî ailesi ile, büyük bir kısmı kendisine ait
yazışmaların yer aldığı Defter-i kuyûdât’ta toplanmıştır.
Muhammed Musa:
1292 ? (1875)’de
Murad Buharî Dergâhı’nda doğmuştur. İlk eğitimini eniştesi
Mehmet Muhsin Efendi’den almış, Dârü’t-ta‘lîm’den mezun olmuş ve
Fransızca öğrenmiştir. Şairlik yönü de olan Muhammed Musa,
babasının ve diğer bazı şairlerin Farsça ve Türkçe şiirlerini
tahmis etmiş, hat sanatıyla da ilgilenmiştir. Sağ ve sol elle
yazabildiği için imzalarında “Yemînî” ve “Yesârî” lakabını
kullanmıştır. Babası Burhaneddin Belhî hayatta iken onun eser ve
yazılarını toplayıp saklamış, tertip etmiş, hattıyla yazarak
çoğaltmıştır. Muhammed Musa, 12 Kasım 1930 tarihinde
Heybeliada’da vefat etmiş ve babasının yanına defnedilmiştir.
Defter-i Kuyûdât:
Selçuk Üniversitesi SÜSAM Uzluk Arşivi Y.56 numarada kayıtlı,
orta boy zarf içerisinde, ciltsiz, talik ve nesih hatla yazılmış
satır sayısı muhtelif 150 sayfadan ibaret Defter-i Kuyûdât
adıyla kayıtlı bir mecmuadır. Mecmuada yer alan mektup ve resmi
belge suretleri, Muhammed Musa tarafından asıllarından kopya
edilerek yazılmış ve 1
Temmuz 1927
tarihinde tamamlanmıştır. Defter-i Kuyûdât’ın başında Farsça bir
“Tahmîd” ve “Na‘t-ı Şerîf” vardır. Bunlar Burhaneddin Belhî’ye
ait olup Muhammed Musa tarafından defterin başına ilâve
edilmiştir. Muhammed Musa, mektupların başına, içeriğe dair kısa
bir açıklama yazmış ve ayrıca mektup metinleri içerisinde gerek
gördüğü yerlere açıklayıcı kısa notlar düşmüştür.
Defter-i
Kuyûdât, Afganistan’dan göç eden kafilede yer alan kişilere dair
kayıtları, Belhî ailesinin özel ve resmî nitelikte yazışmalarını,
bunlara gönderilen cevapları; sınırdan geçiş izni belgesi,
dilekçe, ruhsatnâme, tavsiyenâme, davetiye, ilmuhaber gibi
toplam doksan adet mektup ve belge suretini içerir. Bunların
kırk beşi Türkçe, kırk ikisi Farsça ve üçü Arapçadır.
Burada çevriyazıyla
sunulan mektuplar, Belhî ailesinin, özellikle Burhaneddin
Belhî’nin farklı kesimlere mensup dostlarıyla münasebetlerine
ışık tuttuğu gibi Belhî ailesi ve mektuplarda anılan şahıslar
hakkındaki bilgilerin zenginleşmesine de katkıda bulunur. Ayrıca,
Burhaneddin Belhî’nin edebî birikimini, zevkini ve mizacını
yansıtır.
Bu makalede mektuplar
tarih sırasına göre sıralanmıştır. Mektupların orijinal
metinlerinde Muhammed Musa’ya ait ilâveler çevriyazıda italik,
kırmızı mürekkeple yazılı kısımlar kalın yazıyla belirtilmiş,
tarafımızdan yapılan ekler köşeli parantez içerisinde
verilmiştir.
1) 20 Rebîu’l-evvel
1308 [3.11.1890] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.76-78
İşbu
mektup Biga kazasından hidiv-i Mısır Mehmed Ali Paşa’nın
kerimesi Zeynep Hanım’ın
kethüdâsı olup Eyüpsultan civarında Nişanca mahallesinde
Arpaemini sokağında İrfan Paşa konağında müste’ciren sâkin ve
Murâdü’l-Buhârî tekyesi post-nişîni Şeyh Abdülkadir Belhi
Efendi’nin muhibbânından Mustafa Câmi
Efendi’ye yazılmıştır. 1309
[1892]
tarihinde vefat etmiştir. Dergâh-ı mezkûr haziresinde medfundur.
Ma‘rûz-ı dâ‘îleridir
Evvelen sîneî çün
âyîne-i duâ-gû-yi dîrînede gencînevâr meknûz olan mihr ü vefâdan
zuhûra gelen cevâhir-i selâm ve duâ huzûr-ı bâhiru’n-nûr-ı
‘ârifânelerine arz u takdim olunur.
Sâniyen dil-i
nâ-kâbil-i gam-hâsıl-ı müştâkânemde mermûz olan bahrü’l-esrâr-ı
‘ışk u velâdan burûz eden güher-i müdde‘â silk-i imlâya şu tarz-ı
nevîn ile tanzîm kılınır ki Mecnûn-ı bilâ-dîn gibi hâmûn-ı
mihnette giriftâr-ı zülf-i siyeh-kâr olduğum hengâm-ı
gam-serencâmda ser-niviştimde şerer-bâr olan gazel-i pür-firâk-ı
âşıkânemi hâme-i hoş-hırâm şu zeminde derc-i sahîfe-i şevk ü
iştiyâk kılmıştır:
Ey dil yine esîr-i
belâ vü mihen misin
Dûçâr-ı ‘ışk-ı bir
büt-i hâtır-şiken misin
Ser-menzil-i ümîde bu
şevk ü şitâb ile
Tevsen- neverd-i
vâdi-i hırmân-ı ten misin
Nekkâd-ı ‘ışka nakd-i
revândır sirişk-i hun
Ey dîde kân-ı la‘l ü
akîk-i Yemen misin
Bu hâl-i anberîn u bu
ruhsâr-ı âl ile
Dâg-ı derûn-i lâle vü
reşk-i çemen misin
Yagmâ-yı dîn ü gâret-i
dil âdetin midir
Âşûb-i şehr ü fitne-i
devr-i zemen misin
Cân-sûz nâleler ile
me’lûfsun gönül
Burhân-ı zâr gibi
garîbü’l-veten misin
terânesi muktezâsınca kendim rüsvâ, dil-i derdmendim şeydâ,
mizâcım pür-sevdâ, ilâcım visâl-i Leylâ olduğu müstagni-i beyan-ı
Burhân ise de “Bârhâ gufte-em u bâr-ı diger mî-gûyem”
medlûlünce her târ-ı gîsû-yi tâb-dâr-ı nigâra birer misâl-i
sihr-iştimâl getirsem melâl-i hâtır olmağa ihtimal yoktur.
Gîsû-yı ‘anber-bûyunun şeb-i târe münasebeti hasebiyle zâhid-i
şeb-zinde-dâr olduğumu sübha-i sad-dânevâr destimde ser-rişte-i
delâ’il ü âsâr vardır. Rû-yı dil-cûsunun mâh-ı münîre nazire
olması sebebiyle dîde-i bîdârım dûr-bîn-i hasret-karîn-i
kıymet-dârım olduğu erbâb-ı aşka pedîdâr ise de kûr-i nâ-bînânın
nûrdan mehcûr olduğu gibi beyan olunan macerâ-yı aşkın dahi
nâ-ehle mestûr olacağı hele tabî‘îdir. “Gözü yaşlıların hâlin
ne bilsin merdüm-i gâfil / Kevâkib seyrini şeb tâ seher
bîdâr olandan sor” mısrâ‘ayn-i Fuzûliyânesinin
zemzemesiyle efsâne-i sevdâyı isbat ile beraber kânûn-ı
muhabbetin nefehâtını tarif etmek hülyâsında bulunuyorum ki bu
merd-i garîbe andelîb-i rakîb olması habîb için ise de ben de
‘alâ-ragm-i andelîb-i edîb taze dâglarımı her serv-kad ve
gül-ruhsâra karşı arz ederek şu köhne baharda nefha-perdâz ve
bülend-pervâz oluyorum.
“Bahârın
kim nevinde köhnesinde
/ Eder gönlüm terennüm tab‘ım üzre” fehvâsınca bülbül-i
huceste-demin nişâne-i tîr-i ta‘ne olduğuna bâ‘is köhne baharda
böyle düm-beste ve ebkem olmasıdır. O da kemâl-i aşkının
noksanına haml olunup mevâddan olup yalnız kilk-i reng ü bû-yı
dil-cûyuna aldanması sehviyâtına binaen hakikat-i hâli kendisine
tefhîm ve âdâb-ı aşkın ta‘lîmi hususunda ser-meşk ittihâz olunan
şah-beytin mazmûn-ı hakâyık-ı meşhûnunun bilinmesine mütevakkıf
idiğini hâlisâne tavsiye ederim:
Kuned der her libâsî
seyr-i ma‘şûk-i hakîkî ra
Ki
merd-i dînver râ key ferîbed reng-i in gulhâ
Egerçi kelâm-ı
âcizânem nâ-temâm olarak hitâm bulmuş ve niyâz-ı müştâkânem ser-hadd-i
ıtnâba vasıl olmuş olmağla işbu divâne-i firâkın bu bâbta vâki
olan kusurunun affıyla beraber muhtacı olduğum da‘avât-ı
bâhirü’l-berekât-ı seniyyelerinin hakk-ı ehakk-ı müstemendânemde
erzân ü râyegân buyurulmasını temenni ederim.
20 Rebiülevvel sene
1308
el-Fakîr ed-Dâ‘î
Seyyid Muhammed
Burhaneddin
el-Hüseynî el-Belhî
2) 8 Mart 1307
[1892] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.102-106
Biga Kazası
Kaim-makamı İzzetli Mahmud Kâmil Bey Efendi’nin Cenâb-ı ‘Âlîsine
Ma‘rûz-ı dervîşânemdir
İltifat-nâme-i vâlâlarının şeref-vürûduyla kalb-i mahzûn-i
müstemendânem gülşen-âsâ şen ve dîde-i gam-dîde-i müştâkânem
rûşen ender rûşen olduğu müsellem ve müberhendir. Zehî nâme-i
kerem-câme ki bir cümlesinde bin nükât-ı hikem gâyât cilveger ve
her satûrunda sad gûne lutf-i edâ-yı ta‘bîrât-ı nev-zuhûr azhar
ve ebher olduğundan başka mazmun-ı çün dürr-i meknûnunda olan
letâfet ‘ârife şevk ü şetâret verir, mefhûm-ı hakîkat-i
meşhûnunda olan hikmet akla hayret verir. Ma‘a-hâzâ mezâyâ-yı
latîfenden merd-i kâmil neş’e-yâb olmakta ve ma‘nâ-yı şerîfinden
ashâb-ı dil safâ-yı lâ-yühsâ bulmakta olduğu bürhân-ı bahs ü
müdde‘âdır. Lâcerem benim kim tengnâ-yı mihnette hem-dem ü hem-zebânım
gam ve mü’nis-i cân-ı nâ-tüvânım elem olup şeb-i târ-ı belâda âh-ı
‘alev-rîz-i şu‘le-dârım ile şerhâ-hîz ve şeref-bâr olan dâgım
gibi çifte çeragım olduğu halde mâh-ı münîr-i Recep gibi kalb-i
siyâh-ı mücrimânemi sitîz ve şâm-ı tebâh-ı müzlimânemi tenvîr
ile mihnet ü âlamımı sürûr u hubûra ve kasvet-i dil-nâ-kâmımı
nûr u huzura tebdîl eden yine bu nâme-i mübareke-i mezkûredir. “Çektiğim
derdi ne hem-hâne ne hem-râh bilir / Âşıkım me’âl-i dil-zârımı
Allah bilir” matla‘-ı ber-cestesinin
terânesince keşf-i esrârı her nâ-mahrem-i cehâlet-kirdâra
sezâvâr görmediğim istignâ-yı tab‘-ı ‘ulviyyet-şi‘ârımın
mukteziyâtından idiğini ihvân-ı bâ-safânın mücerrebleri olduğuna
hele şüphem yoktur. Ma‘a-zâlik mu‘âmelât-ı fâsideye karşı
ıslâhata teşebbüs etmek ve âvâr-ı zâtın zuhûrunda müdâvâta
müdavim bulmak kazıyyesi vazife-şinâslıktan ma‘dûd idiğini ra‘nâ
bildiğim cihetle ıslâh-ı ahvâle ikdâm-ı tam etmekte olduğum
inkâr olunmaz derecelerdedir. Binaenaleyh “heme kârem
zi-hud-kâmî be-bed-nâmî keşîd âhir”
mısrâ‘-ı ‘ârifânesinin ıstılahınca Biga seferine azîmetim
esnasında tefe’ül-i fakîrânemde şeref-zuhûr eden işaret-i
pür-beşâret “sabır” olduğu malûmum iken erba‘în-i âfâkîden
akdemce İndâr ? (ايندار
) Bey’in bir erba‘în-i enfüsî ikmâline bâ‘is olan ziyaretinin
berekâtıyla ma‘nen istifade olduğu derkâr ise de nârdan eşed
olan intizârının imrârıyla sabrım selâmeti ve mihnetim mutlak
gayeti buldu iddiasıyla sırf hayâlât-ı mücessemeye tâbi‘ ve
te’vîlât-ı bâtılaya zâhib olduğum sehviyâtımdan neş’et etmiş
idiğini itiraf ederim. Elhâsıl belâ-yı tâkât-rübâ-yı sabr-sûzun
dört saati belâ-yı çihil rûzdan daha eşed ve as‘ab olduğunu
görünce hazret-i rabbü’l-âlemînden taleb-i afv u cerâ’im ve
kusûr etmeğe mecbur oldum ve bârgâh-ı ilâhîden isti‘âne
istirhamıyla istigfâra başladım. “Âh etmemeğe çâre mi var
âşık-ı bî-tâb / Habs-i nefes ü çâk-ı girîbân ne belâdır”
beyt-i âşıkânesinin
zemzemesince bir çok sinîn-i Çerâkesenin hüsn-i hâli hakkında
tertip ettiğim kelimât-ı rengîn ve makâlât-ı çün dürr-i sîmîn-i
şairânem meclisleri kerrât ile tezyîn etmiş ve ekâbir-i
müslimînin fevkalâde tahsînini kazanmış olduğuna ikrâr edenler
vardır. Binâen ‘alâ-zâlik “gönül ma‘mûresin cevr ile vîrân
etti ol zâlim” medlûl-i hakîkat-şümûlünce kabîle-i
memdûhanın bir sitemgerinden nefsimde gördüğüm tahkîrât-ı
dürüşt-i tîz-belâ-engîze karşı “Müteneffir ben andan ol
benden / Mütenekkir ben andan ol benden” beyt-i
Fuzûliyânesinin
me’âli hasbihalim olduğu takdirde hakkında kavlen ve faslen
mu‘âmele-i bârîd ile mukâbele-i bi’l-misl-i fâsidin isti‘mâline
himmetim kat‘an tenezzül etmemiş ve bülbül-i hoş-âvâz-ı
nefha-sâz tab‘ım zâg u zaganım lehce-i nâ-merbût ve laklaka-i
nâ-mülâyimine asla iltifat eylememiş olduğum müsellemâttandır.
Maamâfih bir har-i bî-haberin tahammül-i beşer hâricinde olan
bâr-ı sengînini çekmekte ve yâr u agyârı bî-huzûr eden savt-ı
girye vü nâ-hemvârına katlanmakta ve nâmûs-ı kabîle vikâyesini
ihtiyâr etmekte olduğum bir kerre düşünülsün, millet nâmına ne
büyük fedakarlıktır. Beş sene gayr-i müte’ehhil olduğum eyyâmda
duhterân-ı şîrîn-harekât-ı Türkiyü’l-‘aslın en müntehab ve
güzidelerinin ‘akd ü izdivâc olmalarına dair rızalarını mübeyyin
âsâr u alâyim zuhur etmiş reşâdetli birâder-i ekberim gibi bir
zât-ı ‘âlî-sıfatın hüsn-i tavassutu vukû‘ bulmuş olduğu esnada
benât-ı Çerâkesede gördüğüm muhsinâtün fevka mâ-yutasavvarı
kabâ’il-i İslâmiyenin umûmen müsellemât-ı sâlihâtında
göremiyorum diye cevâb-ı nâ-sevâba cür’et etmiş olduğum belâsına
giriftâr olduğum âşikârdır. “Herçi pîş-i sâlik âyed hayr-i
ûst”
mısrâ‘-ı hak-cûyânesinin meâl-i hakâyık-iştimâlinden safa
bulanlar ibn vakt olanlar olup kâr-ı imrûzu ferdâya
bırakmadıkları hasebiyle daima sâgerleri serşâr ve neş’eleri
pây-dâr olduğundan âftâb-ı ‘âlem-tâb gibi ziyâ-dâr ve
bâhirü’l-envâr oldukları malûm-ı ulu’l-ebsârdır. Vasf olunan
rindân-ı pârsâ vu pâk-bâz ile hem-bezm ü hem-esrâr olamadığım
için dil-zârım pür-hun ve du dîde-i bîdârım nehreyn-i Ceyhun u
Seyhun olsa yeri vardır.
Feryâd
ki beş senelik bisât-ı pür-inbisât nakd-i fırsat içinde benât-ı
cemîletü’s-safânın safâ-bahş olan visâl-i fâyizü’l-berekâtının
istihsâline lehü’l-hamd kuvvet-i mâliye ve bedeniyem müsâ‘id
olmasıyla cem‘-i ezvâc gibi menfaat ve mes‘ûdiyeti hâss u ‘âmm-ı
İslâma aid olan ilâc-ı cân-perver-i (Muhammedî)nin hâssıyeti
mahzâ millet-i İslâmiyenin şeref ü şân ve kuvvet-i kudretinin
tezyîdiyle mü’min ve mü’minâtın tekessür ve tecemmu‘undan ibaret
olup tertibatı sayesinde hayât-ı reddiye-i cismâniye ve
hayvâniyenin izâle ve indifâ‘ıyla bahtiyar olmak mümkün
olduğundan başka ‘îş u nûşa ve bûs u kenar gibi ni‘am-i
dembedem-i irem-i tu’em-i tayyibâtın intifâ‘ıyla berhurdâr olmak
mukarrer olduğu misilli me‘âricât-ı rûhâniye ve insaniyeye medâr
olan nevâ-yı ney ve ‘ûd u sâz ve mûsikâr gibi esbâb-ı
vecd-âverin hüsn-i istimâ‘ıyla neş’e-dâr olmak müyesser iken
vâdi-yi tûl-i emele saptığım cihetle tevsen-neverd-i vâdi-yi
hırmân olarak ciheteyn-i ahseneynin her ikisinden senelerce
mehcûr olduğum hatî’atımın en büyüklerinden olduğu son
derecelerdeki tahkîkâtımın semerâtındandır. “Ve‘asâ en
tekrehû şey’en ve hüve hayrun leküm ve‘asâ en tuhibbû tekrehû
şey’en ve hüve şerrun leküm Va’l-lâhu ya‘lemu ve entüm lâ
ta‘lemûn”
âyet-i şerîfesinin ahkâm-ı selâmet-encâm-ı münîfine imtisâl
etmek muktezâ-yı ‘ubûdiyet olduğundan vazîfe-i mukaddesenin
icrâsında kusur ettiğimden başıma gelen belâ-yı tâkât-fersây
tehî olmayıp mutlakan hükm-i hafâyâdan olduğunun ser-hadd-i
tahkîke vâsıl olduğu bedîhiyü’s-sübûttandır. Hatâ-yı mâ-sabaka
zamîme olmak üzere hâme-i efsûnger ü fesâne-tırâz-ı dâ‘iyânem
ser-meşk olunan dâstân-ı ‘ışk u velâyı varak-ı mihr ü vefâ
üzerine tahrîr edeceğim davasıyla bir takım hulyâ-yı dûr u
dırâzı tasvîr etmeğe âgâz ettiği manasız ise de hâk-pâ-yı
kerem-fermâ-yı vâlâlarının şâh-bâz-ı bâlâ-pervâz himmet-i
berterlerini sezâvâr-ı tahsin gördüğümden ve nazar-ı enver-i
feyz-güsterlerini hakîkat-bîn bildiğimden dolayı işbu libâs-ı
mecâzda bile şâhid-i nâzenîn-i perde-nişîn-i hakîkati bî-perde
seyr ü temâşâ buyuracakları gün gibi malûmum idiğinden ve ana
magrûren bu yolda kusurum vâki olmuş olmakla gıyâben affını
istirhâm eylerim ve huzûran dahi hüsn-i müsâhabetleriyle be-kâm
buyurulmasına ziyâdesiyle hâhişger olduğumun beyanıyla beraber
bekâ-yı teveccühât-ı cihân-derecât-ı âlîlerinin dâ‘îlerince
fe-ni‘me’l-merâm olduğunu arz eylerim.
8 Mart 1307
Muhammed Burhaneddin
el-Hüseynî el-Belhî
3) 24 Mart 1312
[1896] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât, s.
81-82
Der-Saâdet’te Ebâ
Eyyüb el-Ensârî razıye anhu el-Bârî Hazretleri civarında Nişancı
mahallesinde Şeyh Murâdü’l-Buhârî hazretlerinin dergâh-ı şerîfi
post-nişîni reşâdetli şeyh-i ekremim Abdülkadir Efendi’nin
birader-i âlîleri Belhî siyadetli Burhaneddin Efendi
hazretlerine mahsus arîza-i âbidânemdir
Be-huzûr-ı âlî-yi
reşâdet-efhamîlerine
Reşâdetli Siyâdetli
Efendim Hazretleri
Zerre
kadar değerim ve şâyân-ı iltifat olur bir gûne hıdmet ve eserim
olmadığı halde mütehallik buyuruldukları şîme-i kerîme-i
mihmân-nevâzı ve insaniyet-i kâmile-i fahriyeniz îcâb-ı
âlîsinden olmak üzere taraf-ı zî-şeref fehâmet-i ekremîlerinden
irsâl ve resîde-i tebcîl olmak ile müşerref olduğum ecilden
doğrusu garîk-i lücce-i bahr-ı inâyet olundum. Bu bâbta ne
miktar kîl u kâle ibtidâr eylesem yine hakkıyla izhâr-ı mâ
fi’z-zamîr ile icrâ-yı lâzime-i teşekküre kudret-yâb
olamayacağımı ra‘nâ bildiğimden hemen zemîn-i teşekküre vaz‘-ı
cebîn-i tazarru‘ ve ibtihâl ile du‘â-yı terfî‘-i dâreyn ve
markıyy-i intimâ-yi aleyh-i kerîmâneleri tekrar ve tezkâr
kılınmıştır. Cenâb-ı âferînende-i ins ü cân hazretleri zât-ı
veliyyü’n-ni‘am efendim hazretleriyle evlâd-ı kirâmlarına ve
sâ’ir ihvân-ı dîni ni‘âm-ı âfiyetle şâdmân buyurulmasını
bi’l-‘ızzi ve’l-âsâl niyaz ve istirham etmekteyim. Binâen‘aleyh
fıtrat-ı asliye-i kerîmâne ve hılkat-i asliye-i necîbe-i
nefsiyeniz emâre-i sâbite ve semere-i fâika-i musaddikanızdan
olmak üzere dâ‘îlerini taltîf ve tatyîb etmek için bi’l-vâsıta
matlûb buyurulan ma‘rûz âsâr-ı atîka-i makbûlenin isti‘lâbı
hususunda ve maksad-ı hayriyenizle firistâde buyurulan ma‘rûz-ı
iltâf-ı behiyyet-i bî-gâye-i muhabbet-i kerîmânelerine min
gayr-i haddin ve hakkin arz-ı tasaddî cevâba ictisâr edilmiştir.
Şöyle ki meclis-i nefîs ve necâbet-i enîs zât-ı efham ve
ekremîlerine envâ‘-ı şükûfehâ-yı tehiyyât arz u ihtâdan sonra
beyân-ı mâ fi’z-zamîre-i besmele-hân mübâşeret olunuyor. Mahdum-ı
âlîlerinin arzusunda bulunduğu merhum Câmi Efendi’ye yazılan
eser-i mergûbe-i manzûreleri olan tahrîrât-ı âliyelerinin sureti
değil, belki de bizzat vardığımda ahz etmek üzere huzûr-ı
nâzikânelerine gönderilmiştir. Vusûlünde eş‘ar ile şâdmân
buyurmanızı ve hemîşe ni‘am-ı âfiyetle ber-karâr olmanız ve
teveccühâtınızın bekâsı da ayrıca istirhâm kılınır efendim. Ol
bâbta reşâdetli, siyâdetli Şeyh Efendimiz
hazretlerine ve siyâdetli Bahâüddin Efendi
hazretlerine ve bi’l-cümle evlâd ü ahbâb-ı kirâmınıza
ve Harpûtî
Ahmet Efendi’ye de ayrıca arz-ı ihlâs kılınır efendim.
24 Mart 1312
Biga Şehrinde türâb-ı
akdâm-ı velî
Dâgistânî Ali Kulları
4) 15 Nisan 1312
[1896] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.85-86
Der-Saadet’te Yakacık
Karyesinde şeref-mukîm merhum Belhî Şeyh Seyyid Süleyman Efendi
Hazretler’inin mahdum-ı necâbetleri Seyyid Burhaneddin Efendi
Hazretleri’ne arîza-i mahsûsa-i çâkirânemdir
Be-huzûr-i
vefâ-şi‘ârîlerine
Peder-i azîzimin
yâdigârı karındaş-ı e‘izz-i ekremim reşâdetli Efendim Sultanım
Hazretleri
Ber muktezâ-yı şîve-i
kader her zamanımız bir cihette güzâr etmekte olması hasebiyle
şeref-i mülâkât-ı reşâdetleriyle kesb-i telezzüz etmek
şerefinden mehcûr olmaktayım. Bir zaman Konya vilâyetinin Dağı
Bağı kazalarında dünya ve mâ-fîhâdan bî-haber bir takım heyûlâ
içinde vakit geçirdikten sonra iki mâh mukaddem Biga kazasına
tahvîl-i me’muriyet-i çâkirânem icra buyurulmaktan nâşi şehr-i
siyamda rüya gibi Der-Saadet’i görerek Biga’ya gelmiş burasını
dahi insandan hâlî görüp ne edip ne yapacağımı şaşırıp kalmış
olduğum bir zamanda bir kıt‘a ihsân ve iltifât-nâmeniz vâsıl-ı
dest-i i‘zâz olmakla derece-i gâyede sevindim, gâyet-i
sürûrumdan ağlayarak Cenâb-ı perverdigâra secde ve hamd ü senâ
eyledim. Husûsiyle va‘d-i teşrifleri ruhuma gıdâ-yı latîf
olduğundan şevkimden raks eyledim. Zât-ı reşîdânelerine karşı
sizi seviyorum. Her dem gönlüm sizinle dem-güzâr olmak istiyor
demek kalb-i âlînizin size karşı tercümanı olmak gibi abesle
iştigal demek olacağından bu bâbtaki hissiyât-ı vicdâniyem
derecesinin beyanını kalb-i vâlâlarına bırakırım. İhsân
‘ale’l-ihsân olmak üzere nevrûz-ı Sultanî yevm-i müs‘adetini
tebrik buyurmuşsunuz. Öyle bir yevm-i mukaddeste hâtıra
getirilmekliğim ne büyük devlet. İnsaniyet-i necâbet-mürüvvet
emr-i cemîlinde şeref-i irtikâ buyurulmuş olan derece-i ‘ulyâdan
dolayı âcizleri zât-ı fâzılânelerin tebrik eylerim. Zehî lutf,
zehî ‘ulviyyet-i ‘uluvvın ve necâbetin bu derecesini zât-ı bârî
kemâl-i ‘azmet ve ceberrûtuyla ancak âl-i Hâşım’a ihsân
buyurmuştur. Îcâz-ı va‘d hususunda olan ikdâm-ı necîbâneleri
ma‘lûm-ı kemterânem olmakla teşrifinize çâr-çeşm ile intizâr
eylerim. Bâkî emr ü fermân cevher-i cânım sultânım efendim
hazretlerinindir.
15 Nisan sene 1312
Hasan Fehmi bin Kâzım
5) 4 Zilkade sene
1313 [18.4.1896] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.84-85
Biga Kâim-makâmı
izzetli Hasan Fehmi Bey Efendi’nin huzûr-ı âlîlerine
Ma‘rûz-ı dâ‘îleridir
li-Muharririhi:
Nevrûz ile Hudânın
iner hâka rahmeti
Artar yerin benât-ı
nebât ile zîneti
Ferş eyleyip çemende
bisât-ı muhabbeti
Bülbül okur menâkıb-ı
şâh-ı velâyeti
Kasîde-i
ber-güzîdesinin zemzemesiyle vazifem olan merâsim-i tebriki icrâ
eylerim. Hakkâ ki medâyih-i berter-i cân-perver-i halîfe-i
ber-hak ve veliyy-i mutlak ile her şâm u seher müterennim
olduğumdan başka gıdâ-yı ruhum olan duâ-yı izdiyâd-ı ömr ve
ikbâl-i âlîleriyle mütena‘im olmakta olduğum müstagni-i beyan-ı
Burhandır.
Çıktı serîre Husrev-i
Hârûn-menzilet
Ferş oldu yerle gök
yüzüne bast-ı saltanat
Zâhir olunca gün gibi
âsâr-ı ma‘dilet
Bülbül okur menâkıb-ı
şâh-ı velâyeti
Medhiye-i aliyyesinin
medlûlünce Hazret-i Şâh-ı velâyet-penâh Efendimiz Hazretlerinin
serîr-i bî-nazîr hilâfete cülûs buyurdukları zaman sa‘d-i
iktirân-ı nevrûz-ı ferhat-nişân olduğu müsellemâttan olup
bi’l-cümle Maveraünnehr ve İran ehâlisi el-yevm nevrûz-ı sultanı
a‘yâddan ta‘dâd ile merâsim-i tehniyeti bi-hakkın îfâ eylerler.
Çi bülbül bülbül-i bâg-ı
belâgat
Çi bülbül bülbül-i
Belh u Buhârâ
Çi bülbül bülbül-i
Burhan-tahallus
Çi
bülbül bülbül-i Selmân-tevellâ
muktezâsı üzere
mukaddemâ bir gül-i nev-şüküfte ve nev-rüstenin andelibi olarak
nagamât-ı vecd-engîz-i aşkın terennümâtıyla beraber şehrin bağ u
dağını seyr ü temâşa ettim ise de derd-i iştiyâk ve dâg-ı firâk
kazandığım halde Der-Saâdet’e avdetim vukû‘ bulmuştur.
Bu defa vech-i
Hasan’ın doyulmaz ziyaretine şevk-i tâm ile niyet kıldığımın
beyanıyla beraber hevâ-yı dil-güşâ-yı ‘ışk u sevdâ ol havaliye
bu garîbi şiddetli surette sevk eylemekte olduğunu itiraf
eylerim. el-Hâsıl, nevrûz-ı Sultanın tebrikini tahriren îfâ
ettim ise de îd-i kurbânın (tesâdüf-i haseneden olmak üzere
bu mektubun suretini yazdığım zamanın tarihidir. 12 Zilhicce
sene 1345/12 Haziran sene 1927 Pazar “Kızıltoprak’ta Muradiye
kasrına ait namazgâh karşısında merhûm Hüseyin Paşa Köşkü’nün
selamlığında mukîm iken yazılmıştır) tes‘îdini
inşa’allahu’r-rahmân huzûran icra eylerim. Lâkin makâm-ı
me‘âlî-ittisâm-ı âlîlerine tullâb-ı medâris-i âlem gibi post
için gelmem illâ Âdem gibi bir dost için gelirim ve
iltifât-nâme-i vâlâlarının şeref-vurûduna çâr-çeşm ile muntazır
ve müterakkib olduğumu müstemendâne mehcûrâne arz eylerim. Ol
bâbta emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir.
İstanbul –Yakacık
fi 4 Zilkade sene 1313
ve fî 5 Nisan er-Rûmî
sene 1312 / yevmü’l-cum‘a
Pîr-zâde Muhammed
Burhaneddin
el-Hüseyni el-Belhî
6) 4 Zilkade 1313
[18.4.1896] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.79-81
Karabiga’da Tahtânî
Medresesi’nde mukîm Faziletli Dâgistânî Ali Efendi’ye Mahsustur
Azizim
Mevzûn söze can
verirdi gûşum
Eş‘âr okusam giderdi
hûşum
Her defter-i şi‘ri kim
tanırdım
Yok nüsha-i âhiri
sanırdım
Dîvançeye anları
yazardım
Mümkün olsa taşa
kazardım
Kıt‘a-i
şâirânesinin me‘âl-i hakikat-iştimâli hasbihâl-i müstemendânem
olduğu üzere peder-i aziz ve buzurgvâr-ı vâlâ-şânımın âsâr-ı
ma‘rifet-nisârlarından olan gerek manzum ve gerek mensur eser-i
feyz-güsterlerini bir takım evrâk-ı perîşân derûnundan taharrî
ile her bulduğumu –velev ki bir mısra olsun- ke’enne günc-i
vîrâneden genc bulmuş gibi memnûnen ve mesrûren derhal anları
bir taraftan şevk ü şetâretle defter-i mahsûsaya kayd ve
terkîmine sarf-ı makderet etmekte olduğum ve bir taraftan dahi
karîha-i ilhâm-ı sabîha-i vâlâlarından şeref-südûr edenleri
bâ-ihtimâm-ı temâm günü gününe yazıp yetiştirmeğe sa‘î ve ikdâm
ve gayret kılmakta bulunduğum cihetle hasılı bir hayli âsâr-ı
dürer-bâr-ı nâfi‘a ve bî-gâye eş‘âr-ı âb-dâr-ı lâmi‘adan
müzeyyen ve müteşekkil bir mecmû‘a-i bedî‘a-i edebiyye vücuda
gelmiş ise de ne çare ki bundan takrîben altı sene evvel Biga’ya
seyahatleri vuku bulduğu esnada mahall-i mezkûr-ı ferah-efzâda
ikamet ve istikamet buyurdukları müddetçe mazmûn-ı nev-îcâd
olarak çün dürr-i meknûn tanzîm ve inşâd buyurmuş oldukları
eser-i pür-güherlerden hengâm-ı eyyâm-ı avdetlerinde her nasılsa
şu: “Be-zencîr-i ser-i zülf-i bütân bestem dil-i hod râ /
dirîgâ sâhtem dîvâne mîr-i ‘âkil-i hod râ”
matla‘lı gazel-i bî-bedel-i zarîfleri vârid-i hâtır-ı şerîfleri
olmağla elde edilmiş ve sâ’ir eser-i nâdir ü zîbâ ve pür-cevâhir
ma‘nâyı şâmil ü hâmil olan suretler ise zâil ve hâtıra gelmesi
dahi gayr-i kâbil idiğini ma‘a’t-te’essüf ve telehhüf beyân
buyurduklarını müte‘âkib âsâr-ı mezkûre meyânında cennet-mekân
ve firdevs-âşiyân merhum ve magfur Mustafa Câmi Efendi’ye
hitâben şeref-tastîr ve tesyîr buyurmuş bulundukları mektûb-ı
me‘âlî-üslûplarının bir kıt‘a-i müsveddesi nezd-i âlînizde
sezâvâr-ı yâdigâr-ı kıymet-dâr ‘addiyle hıfz etmekte olduğunuzu
tebşîr ve tesrîr buyurmuşlar idi ve bu an ve zamana kadar
istihsâl-i maksad-ı hayr-ı mürsâd için te’hîre bâ‘is ise o da
âsâr-ı mütebârikelerinin kesret-i tahrîr ve takrîri iştigâlinden
nâşî bir vakt-i münasib gözetmekten neş’et etmiştir.
Ve’l-hâletü’l-hâzâ mecmû‘a-i mezkûreye -derkâr olan nef‘-i
lâ-yü‘ad ve lâ-yühsâsından dolayı- itina ile cem‘ ve tertip
etmekte olduğum perâkende âsâr-ı şîvâlar hadd-i intihâya vâsıl
olduğundan dâ‘îlerince fevka’l-‘âde istifade hasıl olmuş ve daha
ziyade istifade ve istifazama medâr olmak üzere tekrar âsâr-ı
âliye araştırmakta iken inşâ-yı fesâhat-pîrâdan bir nümune-i
belâgat-ârâ ıtlâkına şâyân u çespân olan mektûb-ı mezkûr zihnime
gelince berây-i husûl-i matlab-i âlî zamanımı fevka’l-me’mûl
hâlî bulduğumdan hemen fırsat-ı zî-kıymeti ganimet ittihaz
ederek arz-ı keyfiyete ibtidâr kılındı. Her ne kadar zahmet ise
de vâkî olan iştiyâk-ı müstemendâneme binaen lütfen mektûb-ı
mezkûrun bir suretini ve âsâr-ı sâ’irelerinden dahi var ise
kezâlik anların da birer suretlerinin tahrîr ile taraf-ı
âcizâneme serîan irsâli mütemennâ-yı dervişânemdir. Bâkî
es-selâmü ‘aleyküm ve alâ min ledeyküm.
4 Zilkade 1313 / 5
Mart [Nisan] 1312
yevmü’l-cüm‘a
(Belhîzâde)
Muhammed Musa
el-yemînî el-yesârî
el-Hüseynî
Bu mektup Yakacık
Karyesinde çarşı kurbünde telgırafçı hanesinde müste’ciren mukîm
iken kaleme alınmış ve Ayasofya civarında Ahırkapı Meydanına
nâzır hanede ikamet esnasında postahaneye verilmiştir.
7) 22 Zilhicce 1313
[4.6.1896] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât, s.87
Biga Kazası Kâim-makâmı Kazım Paşa-zâde Hasan Bey Efendi’nin
huzûr-ı âlîlerine
Ma‘rûz-ı dâ‘îleridir
Sâlî du ‘îd egerçi
buved der miyân-ı halk
Eyyâm-ı
tu hemîşe be-kâm-ı tu ‘îd bâd
Duâ-yı
vâcibü’l-edâsıyla evvelâ ‘îd-i sa‘îd-i meyân-pedîd-i azhâyî
tebrik ve tes‘îd eylerim ve sâniyen;
Ân peyk-i nâmver ki
resîd ez diyâr-ı dûst
Âverd
hırz-i cân zi-hatt-i müşk-bâr-ı dûst
Şâh-beytinin
fehvâsınca bir kıt‘a-i lütuf-nâme-i vefâ-pîrânın vurûd-ı mes‘ûdu
el-hak bu dervîş-i belâ-kîşe ‘izz u ikbâl bahş eyledi ve mihr ü
meveddetten mürekkeb olan münderecât-ı me‘âlî-gâyâtının
berekâtıyla hâtır-ı meksûr-ı melâlet-iştimâl-i müstemendânemde
feyz u safâ vü sürûr yol bulduğundan başka çeşm-i giryân ü
güher-pâş-ı müştâkânem dahi nûr ve ziyâ-yı mevfûr ile mâl-â-mâl
olmuştur.
Ol şehriyâr-ı hüsnün
bir lütfuna sezâdır
Burhân-ı Belh kılsa
binler teşekkür
mefhûm ve muktezâsı
üzere hakâ’ik u hâlâtı aynen tefsîr ve tasvîr ile beraber kesb-i
mübâhât eylerim. O hâssıyette mâhiyetimde zâtıma verâseten
intikâl ettiğinizi iddia eyler isem de ehl-i tahkîk ve tevellâ
tasdikinde tereddüt etmezler zan ederim.
Mâye-i hoş-dilî ancâst
ki dildâr ancâst
Mî-kunem cehd ki hod râ meger ancâ fikenem
medlûl-i
hakîkat-şümûlünce iştiyâk-ı ziyaret-i seniyyelerinin kesret-i
derecâtında mevâni‘-i şedîdenin vefreti zuhûr etmesi hasebiyle
‘azîmetim bi’t-tab‘ müşkilâta uğramış ve müşkilât-ı vâkı‘ın
teshîlâtını bârgâh-ı kâziyyü’l-hâcâttan taleb ve niyâz etmekte
ve rahmet-i rahmândan kat‘an ümidi kesmemekte olduğum halde
muhibbânımızdan Hacı İsmail Hakkı Efendi’nin li-ecli’z-ziyâre
‘îd-i kurbânda dergâhınızda (Murâdü’l-Buhârî Tekyesi)
bulunup bu kerre Biga’ya ‘azîmeti işbu vazifemin icrâsına
vesîle-i hasene ittihâz olunmuş ve cevâb-nâme-i i‘tizâr-câmenin
tahrîrine şu suretle mübâderet kılınmış olmağla ve muhtac
olduğum teveccühât-ı bî-gâyât-ı dâ‘î-nevâzîlerinin devâm ve
bekâsı bâbında
22
Zilhicceti’ş-şerife sene 1313 / 23 Mayıs er-Rûmî sene 1312
yevmü’l-hamîs
Yakacık
Pîrzâde Muhammed Burhaneddin
el-Hüseynî el-Belhî
Târîh-i tahrîr
12 Zilhicce sene 1345 / 12 Haziran
sene 1927 yevmü’l-ehad
8) 14 Eylül 1312
[1896] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.120-121
Seyyid Muhammed
Burhaneddin Kılıç el-Hüseynî Hazretlerinin –li-ecli’l-mustalaha-
Eyüp Nişanca’sındaki Hangâh-ı Murâdiye’de bulundukları zaman
Yakacık Karyesi’nde bulunan ikinci oğluna gönderdikleri
mektuptur.
Nûr-ı dîdem Muhammed
Musa –sellemehu’llâhu Teâlâ-
Evvela
tarafınıza selâm-ı selâmet-ser-encâm-ı dâ‘iyânemin iblâgıyla
beraber hâtır-ı meveddet-i ‘ulviyyü’l-mezâhir-i
siyâdet-meâbîlerini bilhassa istisfâr ederim ve sâniyen Mekteb-i
Sultânî’ye kayd u kabul olmak için biraderiniz teşebbüsâtında
hâlâ devam ediyorum. Maamâfih Allahu’l-azîmü’ş-şânın avn ü
inâyetiyle hüsn-i netice hasıl edeceğinizi ümid ediyorum.
Biraderân-ı azîzü’l-vücûd-ı garîzü’l-cûd efendiler hazerâtı
selâm ve dua iltâf ederler ve ihvân-ı âlî-şân-zâdeler ile
biraderleriniz de mahsûsen selam ve duâ ithâf eylerler. Bilhassa
Seyyid Cemaleddin el-Afgânî
Efendi Hazretleri de selam ve duâ ithâf ederler. Ahvâlâtınızdan
bahisle mâ-yühtâcınızı beyan ediniz. El-hâsıl âfiyet-nâmenize
ziyâdesiyle müntazırım. Âfiyet-nâmenizi hâmil-i rakîmetü’d-dua
ile tarafınıza irsâl buyurulur ise Ali Efendi vasıtasıyla
serî‘an vasıl olur. Bâki Hakkın emn ü emânında daim olasız.
İnşallah ankarîb geliriz ve yalnız mâ-yühtâcınızı tesviye etmek
için bir adet Mecidiye tarafınıza irsâl olundu.
Bâki es‘adekümu’llâh
fi’d-dâreyn
14 Eylül 1312
Seyyid Muhammed
Burhaneddin
el-Hâşimî el-Alevî el-Hüseynî
el-Belhî
9) 9 Zilkade sene
1314 [12 .4. 1897] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.83-84
Biga Şehrinde Tahtânî
Medresesi’nde Dâgistânî Ali Efendi’ye vusûl bula
Ma‘rûz-ı dâ‘îleridir
Tuhfe-i makbûle-i duâ ve gül-deste-i ser-beste-i selâm-ı
müstemendânemin ithâfıyla beraber hâtır-ı muhabbet-i zehâyir-i
‘âlîlerini istifsâr ederim ve zîver-i zebân-ı dâ‘iyânem olan
ed‘iye-i hayriye ve esniye-i cemîleleriyle evân-güzâr olmakda
hâlde bir kıt‘a mektûb-ı vefâ-üslûb-ı âlîlerinin şeref-vurûduyla
gönlüm mesrûr ve gözlerim pür-nûr olduğunu müte‘âkib şeref-hulûl
eden nev-bahâr-ı nîkû-kirdârın sahn-ı safâ-dâr-ı çemenzâra
bıraktığı âsâr-ı gûn-â-gûn-ı behcet-nümûnun aralarında
meşşâta-tırâz olan benât-ı nebât-ı ‘işve-perdâzın seyr ü
temâşâsından bıkılmadığı gibi vech-i hüsnün dahi ziyaret-i
safâ-bahşâsından doyulmadığı tabi‘î olmak hasebiyle şu dem-i
hurremde ziyaretine şitâb etmek erbâb-ı basîretin âdâb-ı
âyîninden idiği müsellemâttandır. Hamd olsun vech-i Hasan’ı
Kostantıniyyetü’l-‘uzmâda ziyaret etmek istiyorum. O da Mevlânın
inâyetine vâ-bestedir.
“Dîdâr-ı
dostdur iki âlem neticesi
/ Yok andan özge âşıka âlemde dâd-res”
medlûlü muktezâsınca vech-i Hasan’ın (şair-i
meşhur Kazım Paşa
merhûmun büyük oğlu Biga kâim-mekâmı Hasan Bey, sonraları
paşalıkla şehr-emâneti meclisi azâsından iken irtihâl etmiştir.
Üsküdar’da Hüdâyî Türbesi’nin karşısındaki Serde Baba’nın
yanında medfûndur) ziyaret-i
pür-hâsiyyetini bilhassa zât-ı âlînize de tavsiye ederim.
“Eger
nezzâre-i gül mî-tevân kerd
/ Nazar ez çeşm-i bülbül mî-tevân kerd”
demdeme-i âşıkânesince dâ‘îniz tarafından dahi ayrıca ziyaret
kılmanızın istirhâmından başka peyâm-ı meveddet-ser-encâm-ı
mehcûrânemin tebliğiyle beraber câme-i sebz-fâm iksâ eden
kasîde-i pür-intizâm-ı bahâriye-i âcizânemin hüsn-i takdîmine
himmet buyurmaları mercûdur. Ol bâbta emr ü irâde birader-i
azîzimindir. Merhûm Câmi Efendi’ye yazdığım mektubu
gönderdiğinizden dolayı dâ‘îzâde pek memnun oldu ve size karşı
müteşekkirdir ve hemen bir suretini yazdıktan sonra bu mektubum
ile beraber tarafınıza leffen tekrar iâde edilmiştir. Biraderim
ile muhâdîm-i dâ‘iyânem ve büyük küçük tanıdıklarınız cümleten
mahsus selâm ederler.
fî 9 Zilkade sene 1314
ve fî 10 Nisan sene
1312 Çarşamba
İstanbul, Karye-i
Yakacık
Pîr-zâde Muhammed
Burhaneddin el-Hüseynî el-Belhî
10) 3 Zilhicce 1314
[5.5.1897] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.108-109
Maliye Nezâreti
Muhasebecisi Utûfetli Reşad Bey’e yazılmıştır
Ma‘rûz-ı Dâ‘îleridir
Şair-i mu‘ciz-beyan-ı
Rûm Nef‘î merhûmun nazm etmiş olduğu kaside-i ber-güzîdesinin
müntehabı olan zîrdeki ebyât-ı garrâ vakt-i hâle münasip
görülmesine binaen derciyle ser-levha-i rakîmetü’d-duâmı tezyîn
ediyorum:
Bârekallâh zihî devlet
ü feth u nusret
Levhaşallâh zihî
âtıfet-i rabb-i kadîr
Gulgul-i kûs-ı zafer
tuttu cihânı o kadar
Cünd-i ervâh [u] melek
birbirin etti tebşîr
Başladı gûş edicek
sûre-i fetha Cibrîl
Eyledi
Hızr ile İlyâs dua vü tekbîr
Ebyât-ı
belîg-i ruh-efzânın medlûl-i dil-ârâsı muktezâsı üzere min
ındillâh şu mevsim-i nev-bahâr-ı meserret-âsârda âvâze-i
galibiyyet-i mücâhidîn-i Osmânî bi’l-cümle kulûb-i İslâmiyânı
gül-i hoş-rûy ve handân gibi şâdmân etmekte olduğundan ve
bi’l-umum ehl-i imânın böyle bir dem-i hurremde âvâz-ı
dil-nevâz-ı andelîbânı istimâ‘ etmeğe bile ihtiyacı olmadığı
âzâde-i beyan-ı Burhan olmağla ve âcizâne secde-i şükrâne-i
hazret-i yezdânı bi’l-îfâ ve tarifi nâ-kâbil bir şevk ü sürûr
ile sürûşa hem-âhenk ve hem-sürûd olarak “innâ fetahnâ leke
fethan mübînâ”
sûre-i celîl-i fevz ve fütûh-ı delîlini ‘ale’d-devâm evrâd-ı
subh u şâm makamında tilâvet etmekte olduğumdan başka Hızır ve
İlyas’a iktidâen evkât-ı ömr-i azîz-i müstemendânemi dahi dîn-i
mübîn ile devlet-i ebed-müddetin hayırlı duâsına müdâm vakf u
hasr eylemekte olduğumdan ve maâş-i fakirânemin istihsâli
hususunda huzûr-ı âlî-i âsafânelerini işgâl eylemeğe vakt
bulamadığım cihetle birâder-i azîzim Seyyid Behâ’üddin
Efendi’nin taraf-ı vâlâlarına gönderildiğinin beyanıyla beraber
“el-va‘d ‘ınde’l-hurr deynün”
hadîs-i şerîfiyle hatm-i makâl eylerim.
fî 3 Zilhicce 1314
ve fî 23 Nisan sene
1313 Çarşamba
el-Fakîr ed-Dâ‘î
Seyyid Muhammed
Burhaneddin el-Hüseynî el-Belhî
Kartal Kazasında mukîm
iken yazılmıştır.
11) 16 Zilkade 1315
[8.4.1898] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.113-115
Seyyid Abdülkadir
Belhî’nin Kâ’impederi Kırımî Kâmil Ağa-zâde Adapazarı Mal müdürü
Ali Murtazâ Efendi’ye yazılmıştır.
Ma‘rûz-ı Dâ‘iyânemdir
Yeni ve eski ehibbâ-yı
müstemendânemden iki zât-ı me‘âlî-sıfâtın evsâf-ı
meyâmin-ittisâfını imdâd-ı kalem-i müşkîn-dem ve şikeste-rakam-ı
âcizânem ile dua-nâmemin ta ser-levhasına tahrîre şu vâdide
kıyam eylerim ki ehibbâ-yı mümâ-ileyhimin birisi mü’nis-i kalb-i
hazînim Sultan Nevrûz-ı âlem-efrûz olup diğeri de yâr-ı
vefâ-dâr-ı mihr-âyînim fakîr Mehmed Emîn Efendi’dir. Birinin
şeref-vurûduyla li’llâhi’l-hamd ve’l-minne gönlüm şen ve
diğerinin vücûd-ı ziyâ-nümûduyla gözlerim rûşen ender rûşen
olduğu müsellem ve müberhendir. Biri sûreten yeni ise de ma‘nen
pek eskidir. Öbürü sûreten eski ise de ma‘nen pek yenidir.
Birinin mecâlis-i muâşereti yılda üç ay kadar imtidâd etmesiyle
umûmun istifadesine himmet eyler ve diğerinin hüsn-i musâhabeti
senede altı ay kadar devam eder ise de o da hususa aid
olduğundan dâ‘îniz gibi birkaç müştâk-ı marifetin istifâzasına
hıdmet eder. Biri bülbül ü gül gibi hezârân âşık u maşukun
müvâsılet-i behcet-ittisâmına vâsıta-i yegânedir ve diğeri
Burhân-ı Belhî gibi bir garîb-i mahzûnu’l-kalbin inşırâh ve
ibtisâmına vesîle-i cemîledir. Biri servet ü sâmân ve hüsn ü ân-ı
ferâvân ile meşhûr-ı cihân olduğu gibi diğeri de fazilet ve
kanaat ve istikamet ile müşârun bi’l-benândır. Biri agniyâ-yı
şâkirînin ser-efrâzı ise, diğeri de fukarâ-yı sâbirînin
mümtazıdır. Biri hüsn ü cemâl ile ‘adîmü’l-emsâl olduğu gibi
diğeri fazl ü kemâl ile fâ’iku’l-akrândır. Birisi bütün rû-yı
zemîni melâhatün fevka mâ-yetasavvuru ile tezyîn ederek şeş
cihâta mehâfil-i üns ü ülfet teşkil ediyor. Diğeri râh-ı talepte
şitâbân ve dâmen der miyân olarak kat‘-ı merâhil ve tayy-i
menâzil ettiğinden başka evkât-ı penc-gânede dahi îfâ-yı
vazâ’if-i ubûdiyette müdâvim bulunarak rızâ-yı bâriyi tahsîl ile
medâris-i âlemde ulûm-ı ‘âliye ve âliyeyi tekmîl etmek niyet-i
hayriyesinde bulunuyor. Biri vech-i hüsn gibi câlib-i ehâsin-i
enzâr-ı umûm olduğu derkâr ise de, diğeri sırr-ı dil-i âşık-ı
beste-dehen gibi mektûm ve nâ-mefhum idiği cihetle o da erbâb-ı
basîretin malûmudur. Biri güyâ semâdan inmiş bir melek veyahud
Cennet-i muallâdan çıkmış bir hûr-i perî-peyker gibi sîmâ-yı
kamer-âsâsından âleme nurlar saçıp ser-tâ-pâ rengârenk akmeşe-i
nefîse ile âreste ve gûn-â-gûn elbise-i müzeyyene ile pîrâste
İstanbul’da mülâzımlar medresesinde fazl u dânişle temeyyüz
etmiş ve hayrân-ı re’y-i şâhid-i meânî olmuş bir tâlib-i kâlâ-yı
meârife ve beyan olup sermayesi sîm-i sirişk-i revân olduğu
halde müşteri sıfatıyla dil-i mehcûr ve nâ-tüvânım gibi
Adapazarı’na gitmiştir.
Birisi ‘ale’l-husûs
çerh-i mesîre-i rûh-efzâsında her subh u şâm halka arz-ı dîdâr
ve cemâl ettiği misilli, diğeri de kürsi-i dil-güşâ başında
neşr-i envâr-ı kemâl eyler ve bunların her ikisinden zât-ı
âlîniz için istifade sehlü’l-husûl olduğunun tebşîrinden sonra
bilhassa birinin kudûm-ı müs‘adet-i melzûmunu tebrik ile
diğerinin de zât-ı fezâyil-semâtını size takdim eylerim.
Biri güneş gibi pîş-i
nazarda her gün mevcûd ve rû-nümâ olmasına nazaran bi’l-vâsıta
selâm siparişine hâcet kalmamış ve diğerinin bilakis dîdeden
nihân olması hasebiyle selâm-ı müştâkânemin tebliğine himmet
buyurmalarının niyazıyla beraber her ikisinin makrûn-ı nazar-ı
inâyet-i âlîleri buyurulmasını istirhâm eylerim.
Bâki es‘adekümullâh
fi’d-dâreyn es-selâmü aleyküm
16 Zilkadeti’l-harâm
sene 1315
26 Mart sene 1314
yevmü’l-hamîs
es-Seyyid Muhammed
Burhaneddin
el-Hüseynî el-Belhî
Üsküdar’da Nuh
Kuyusu’nda mukîm iken inşâ edilmiştir.
12) 26 Zilkade 1317
[28.3.1900] Tarihli Mektup
Defter-i Kuyûdât,
s.59-60
Bu
mektup dahi İbrahim Re’fet
Efendi’ye yazılmıştır
Ma‘rûz-ı dâ‘îleridir
Ser-ferâz-ı bülegâ-yı asr ve mümtâz-ı füzelâ-yı
Mâverâ’ünnehr’den olup bi-hakkın “Bîdil-i Sânî” ıtlâkına sezâvâr
ve “Bismil” tahallusuyla şöhret-eş‘âr olan Hacı Molla Muhtar
Mahdum el-Havkandî el-Margınânî dâ‘îleri duası igtinâm olunur.
Zevât-ı ‘âlî-makâmdan bulunmuş olmağla ve bundan çend sene
mukaddem cezbe-i rahman ile beyâbân-ı şevk u talebde şitâbân ve
dâmen der-miyân olarak kat‘-ı merâhil ve tayy-i menâzil ile
mutâf-ı cihâniyân olan Ka‘be-i mu‘azzamayı tavâf ettikten sonra
ser-menzil-i maksûd-ı ins ü cân olan ravza-i mutahhara-i
mefhar-i kâ’inât ‘aleyhi efzalü’s-salavât ve ekmelü’t-tahiyyât
Efendimiz Hazretleri’nin şeref-i ziyaret-i ‘âlî-behâsıyla
şâd-kâm ve senelerce dahi devlet-i mücâveret-i rûh-fezâsıyla
makzıyyü’l-merâm olduğunu müte‘âkib zuhûr eden rüyasının sevki
ve kendisinin kemâl-i şevki ile derbâr-ı ma‘dılet-karâra gelmiş
ve buradan da Konya’da gencîne-âsâ medfûn olan cenâb-ı Şems ve
Mevlâna –kaddesa’llâhu esrâruhumâ- hazerâtının türbe-i
şerîfelerinin ziyaretiyle şeref-yâb olarak müddet-i medîde orada
ikamet ve istirahat ettikten sonra Bagdâd-ı behişt-âbâda kadar
seyr ü seyahat etmek azm ü cezminde olduğundan mâ‘adâ
Şeyhülislâm Mehmed Cemâleddin Efendi
ile mülâkât etmek arzusunda bulunduğundan ve hakkında inşâd
etmiş olduğu bir kıt‘a-i medhiye ile şeh-süvâr-ı yekke-tâz-ı
arsa-i nazm ü beyan olan Mirzâ Bîdil-i Buhârî
‘aleyhi’r-rahmeti’l-bârînin iki müntehab gazel-i bî-bedelini
nazireleri ile beraber şâir-i bî-enbâz Hâce Hâfız-ı Şîrâz’ın
gazel-i evveline nezd-i âcizânemde bi’l-bedâhe söylediği
naziresini takdim etmek istiyor ise de ikinci mahdûm-ı âcizinin
tekessür-i mizacı hasebiyle böyle bir hıdmetten mahrum olduğuma
teessüf eylediğimin beyanına mübaderet kılınmış olmağla “Ki
garîb er ne-bered reh be-delâlet be-reved”
mısrâ‘ı
mü’eddâsınca fâzıl-ı mûmâ ileyh gibi bir garîbü’d-diyâra delâlet
ile vusûl-i matlab ve husûl-i merâmına bâ‘is olmalarının
istirhâmıyla beraber ve her vechle şâyân-ı ‘âtıfet-i ‘ulyâ
bulunan zevât-ı kirâmdan olduğu müstagni-i beyan-ı bürhân
idiğini arz eylerim. Bâkî “es‘adekümu’llâhi fi’d-dâreyn”
fî 26 Zilkade sene
1317
ve fî 14 Mart er-Rûmî
sene 1316
Seyyid Muhammed
Burhaneddin El-Hüseynî el-Belhî
Küçükçamlıca’da
Menemenli Küşkü’nün selamlık dairesinde mukîm iken inşâ
edilmiştir.
13) 12 Safer 1318
[10.6.1900] Tarihli Mektup
Defter-i kuyûdât,
s.66-68
İlâ Uşak
Bi-minneti Teâlâ ‘an İstanbul
Uşak kazasında
şeref-mukîm faziletli Mustafa Rüstem Giridî Efendi Hazretlerinin
huzûr-ı lâmi‘u’n-nûr-ı ‘âlîlerine
Ma‘rûz-ı dâ‘îleridir
Rûz-i vaslem karâr-i
dîden nîst
Şeb-i
hicrânem âremîden nîst
Beyt-i cenâb-ı Sa‘dî’nin medlûlünce ‘îd-i sa‘îd-i azhânın ikinci
günü tebrik maksadıyla Ebâ Eyyûb-i Ensârî civâr-ı
sa‘âdet-medârında Şeyh Murâdü’l-Buhârî Dergâh-ı şerîfine gittim
ve ihvânü’s-safâ (Şeyh Seyyid Abdülkadir ve Seyyid Muhammed
Behâ’üddin)‘nın ziyaretlerinden sonra âyîn-i tebriki de icra
ettim ve lütfen dergâh-ı şerîf-i mezkûru teşrîf buyurduklarından
haber-i meserret-eserini biraderlerim senâ-hânları tebşîr ile
kulbe-i ahzânımı ayrıca tenezzülen tenvîr buyuracaklarının
va‘desinde bulunduklarını söylemiş olduklarından dolayı pek çok
memnun oldum ve yâdigâr-ı kıymet-dâr addettiğim
“Yenâbî‘u’l-mevedde”yi hâk-pâya takdim etmek üzere dest-i
ihtirâma almış olduğum halde ber-muktezâ-yı şîve-i kader
muhibb-i pür-ye’s-i mahbûb-i Mesîhâ-enfâsa efsûs ki vâsıl
olamamıştır.
Ve
mülâkât-ı bâhirü’l-berekât-ı seniyyeleri arzusuyla muntazır-ı
kudûm-ı mes‘adet melzûm-ı ‘âlîleri olduktan başka günlerce
muhibbân vasıtasıyla taharriyât icrâsı esnasında Hanyalı şekerci
İzzet Efendi ile tatlıca sohbet olunmuş ve merrü’l-hızâk olan
ifadesi ile bu mehcûr ve müştâkı bî-huzûr eylemiş olup o da bir
gün evvel sûb-i maksûda ‘azimetleridir. “Berâ-yi pursiş-i
ahvâl-i men ki mî-tersem / Tu ender âyî be-hâne ki men
be-hâne ne-bâşem”
beyt-i Burhân-ı Hüseynî mü’eddâsınca fakirhaneyi teşrîflerinden
bir saat akdem tekyeye ‘azîmet ettim ise de aylarca nedâmetimi
mucib ve şikayetimi müstelzem olmuştur. Bayramdan birkaç gün
mukaddem hastalanıp taht-ı tedavide bulunan Yahya Kemaleddin ve
Muhammed Musa nâmlarında iki mahdûm-i âcizin lehü’l-hamd kesb-i
âfiyet etmeleriyle ve etibbânın tavsiyesine mebni
Küçükçamlıca’daki Menemenli Mustafa Paşa Köşkü’nden
Heybeliada’sında emanetçi Endriko hanesine nakl-i mekân ettiğim
cihetle rakîmetü’d-duânın mutlakan te’hirine bâ‘is olmuş
olduğunun beyanıyla beraber ve zât-ı fezâyil-simât-ı semûhîleri
nâmına hırz-i cân gibi sakladığım kitâb-ı müstetâb-ı mezkûru
hâk-pâya ne suretle takdim edeceğimin tereddüdünde bulunuyorum
ve zât-ı ‘âli-yi fâzılâneleri her vechle alabilirsiniz ki
malınızdır ve kimsenin bir diyeceği yok fe-sübhânellah ne güzel
malınız var ve ne mükemmel kitabınız var ki kitabınızın ser-levhası
“kul lâ es’elüküm ‘aleyhi ecran ille’l-meveddete fi’l-kurbâ”
nass-ı celîli ile mücellâ olduktan mâ‘adâ ser-â-pâ menâkıb ve
fezâyil-i âl-i ‘abâ-yı güzîn salavâtu’llâh ve selâmehu ‘aleyhim
ecma‘în hazerâtıyla müzeyyen olduğu cihetle ilâ yevmi’l-cezâ
hırz-ı cân-ı ashâb-ı vefâ ve zîver-i eyâdin-i erbâb-ı velâ
olacağı “ke’ş-şems fî vasati’n-nehâr” hüveydâ ve âşikârdır. Li-muharririhi:
“Kitabı ol Süleymân-ı zamanın bir seneddir kim /
Muhibb-i ehl-i beytin hakk-ı istihkâkın ahkâka. Zehî vâlid-i
buzurgvâr ki âsârı da pek kıymet-dârdır. Allah rahmet etsin
ol şeyh-i bâ-kemâle” mısrâ‘-ı duâiyesini umûmen ehl-i îmân
vird-i zebân etse be-câdır ve merhûm-ı müşârün ileyhe min gayri
haddin pey-rev olmak üzere âcizâne tahrir ve tanzîm eylediğim
medhiye ve
kaside-i nev-rûziyeyi
huzûr-ı lâmi‘u’n-nûr-ı ârifânelerine takdim ile teveccühât-ı
bî-gâyât-ı seniyyelerinin hakk-ı ehakk-ı fakîrânemde râyegân
buyurulmasını istirham eylerim.
Heybeliada
El-fakîr ed-dâ‘î
Seyyid Muhammed
Burhaneddin el-Belhî
fî 12 Saferü’l-hayr
sene 1318 ve fî 28 Mayıs er-Rûmî sene 1316
Yevmü’l-ahad
14) 5 Teşrîn-i
evvel [1 Temmuz] 1927 Tarihli Mektup
Defter-i Kuyûdât
içerisinde müstakil yaprak
Fâzıl-ı muhterem ve
şâir-i âlî-himem Burhâneddîn Belhî Efendi Hazretleri’ne arz ve
takdîm
Fâzıl-ı muhterem
Efendim Hazretleri
Geçirmiş olduğum
kazadan dolayı tesliyeti ve birçok âsâr-ı muhabbeti hâvî olarak
mahdûm-ı âlîniz Ahmed İsâ Efendi vasıtasıyla irsâline himmet
buyurduğunuz iltifatnâmeyi büyük bir memnuniyetle telakkî ettim.
Hâsseten ellerinizden öperek arz-ı teşekkürât ederim. Ara sıra
birer suretle mazhar-ı taltîfât olduğumu görmek ve düşünmekle
mübâhîyim. Vazâif-i şükrâniyemin îfâsında vukûa gelmekde olan
kusurumun affını ‘uluvv-i cenâb-ı fâzılânenizden ümîd eder ve
teveccühât-ı seniyyenizin devâmını cân u dilden arzu ettiğimi
beyan eyler ve temâdî-i ömr ve âfiyet-i mün‘imânenizi Allah’dan
dilerim Efendim.
5 Teşrîn-i evvel 1927
Minnetdârınız Abdülhak
Hâmid
SONUÇ
Seyyid Süleyman ve iki
oğlu Abdülkadir ve Burhaneddin, makaleye konu olan Afgan
Türkistanı göçmeni Belhî ailesinin en önemli simalarındandır.
Türkistan bölgesinde yaşamış, tac ve taht sahibi olmuş, âlim
kişiler yetiştirmiş saygın ve köklü bir aileden gelmiş olmaları;
kendilerinden günümüze kalan eserleri, bu aileyi önemli
kılmaktadır. Sultan Abdülaziz tarafından İstanbul’a davet
edilmiş olmaları da sahip oldukları saygınlığı göstermektedir.
Seyyid Süleyman ve Abdülkadir Belhî’nin şeyh olarak bulundukları
Eyüp Murad Buharî Dergahı, Türkistan bölgesinden gelen
muhacirlerin, esnaf ve tüccarların, âlim, sûfî ve devlet
adamlarının uğradıkları, konakladıkları ve ağırlandıkları bir
yer olmuştur. Dolayısıyla dergah aracılığıyla Türkistan, İran,
Afganistan ve Hindistan’a kadar varan yazışmalar ve görüşmeler
yapılmıştır. Mecmuada yer alan mektuplar da Belhî ailesinin
farklı ve geniş bir çevreyle kurmuş olduğu münasetlere ışık
tutmaktadır.
|
Abdülhak Hâmid’in Burhaneddin
Belhi’ye
1 Temmuz 1927 tarihli mektubu
|
Kaynak: Selçuk
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi Sayı 15,
Yıl 2006, s. 203-224.