Hüseyin Dâniş
tarafından 1346/1927 yılında yayımlanan Rubaiyât-ı Ömer Hayyam
adlı eserde İngilizlerin Ömer Hayyam hakkındaki araştırmalarından,
Hayyam'ın rubailerini mükemmel denecek tarzda İngilizceye aktaran
filozof şair Fitz Gerald'ın çevirisinden ve Londra'da kurulan "Ömer
Hayyam Derneği" [Omar Khayyam Club]'nden bahsedilirken, Hayyam'ın
kabrinden gül tohumu getirmek üzere İran'da bulunan Mr. Simpson'ın
oradan İngiltere'ye yazdığı mektuba da yer verilir. Bu şahsın gönderdiği
kırmızı gül tohumları Kew Garden'de yetiştirilir ve 1893 yılında Fitz
Gerald'in mezarına dikilir.
Sir Peter
Lumsden'in başkanlığındaki Afganistan sınır komisyonuyla birlikte doğu
İran bölgesine Illustrated London News (Resimli Londra Haberleri)
adlı gazete tarafından muhabir sıfatıyla gönderilen Mr. Simpson 1884
yılında Nişabur'a ulaşır ve oradan İngiltere'deki dostlarından birine
bir mektup yazar. Bu mektubun bazı bölümlerini çevirileri şu şekildedir:
"Bugünlerde
Nişabur taraflarından geçmekte olduğumuz için ben Ömer Hayyam hakkında
pekçok araştırma ve incelemede bulundum. Onu herkesten sordum. Ömer
Hayyam'ın oturduğu evin hâlâ mevcut ve mahfuz olup olmadığını ve ondan
diğer bir yadigar kalıp kalmadığını anlamak istedim. Bir mezardan başka
bir şey mevcut olmadığını anladım. Afganistan sınır komisyonu İran
toprağında bulunduğu müddetçe Şah hazretlerine misafir. Bizi ağırlamak
ve önemli veya önemsiz her istediğimiz şeyi bize tedarik etmekle
görevlendirilen bir mihmandarımız da var. Bize tayin edilen bu mihmandar
bilgili ve edib bir kimseye benziyor; Ömer Hayyam ve rubaileriyle de
ilgileniyor. Ömer Hayyam'ın mezarının nerede olduğunu bildiğini söyledi
ve Nişabur'a ulaştığımız zaman bizi oraya götüreceğini vaadetti. Bu
nedenle Nişabur'a varır varmaz Ömer'in kabrini ziyaret kasdıyla hareket
ettik. Komisyonumuzun başkanı Sir Peter de bizimle birlikte geldi.
Ömer'in kabri şimdiki Nişabur'un tahminen iki mil kadar güneyinde.
Atlara binip o semte doğru yürüdük. Yolda gidilirken uzakta lacivert ve
muazzam bir kubbe göründü. Mihmandarımız makberenin orada olduğunu
söyledi. Biz ilerledikçe kubbenin görkem ve azameti daha çok göze
çarpıyordu. Bunun önemini anlayabilmek için şehrin ve kalenin
duvarlarının ve bütün o yöredeki binaların tümüyle balçıktan yapılmış
olduğunu bir kere anımsayın. İşte o zaman bu kubbenin bizi niçin o kadar
cezbettiğine hayret etmezsiniz. Kendi kendime diyordum ki bakın, Ömer
Hayyam'ın vatandaşları ona ne kadar saygı gösteriyorlar ve onun namını
ölümsüzleştirmek ve büyüklüğünü teyid için ne kadar muazzam bir hatıra
meydana getirmişler. Bu büyük şair kendi vatanında madem ki bu kadar
saygınmış, onun namının Batı ülkelerinde o kadar süratle ün salmış
olmasına hiç şaşmamalı. Kısacası, yolda giderken benim zihnim bütün bu
hayalller ile meşguldü. Ne var ki makbereye geldiğimiz zaman tümüyle
yanılmış olduğumu anladım. Meğer orası bir imamzadeninmiş ve lacivert
kubbe onun makberesi üzerine bina edilmiş! İmamzadenin şerefi
atalarından dolayı. Halbuki Ömer Hayyam'ın şerefi bizim nazarımızda
kişisel özelliklerinden ileri gelmekte. Bu imamzade Muhammed-i Mahruk
ismiyle biliniyor ve isna aşerin imamlarından olup Meşhed'de gömülü
Türbesi bütün şîa fırkalarının ziyaretgahı olan İmam Rıza'nın kardeşi.
İmamzadenin makberesi civarında öteden beri içine herkesin ölülerini
defnettikleri bir mezarlık var. Ömer Hayyam'ın kabrinin bugüne kadar
kalabilmesinin bu mezarlık sayesinde mümkün olduğunda hiç kuşku yok. Biz
İmamzade Muhammed-i Mahruk'a ve bu nefis eserin kalıcılığını temin etmiş
olan onun irsî şerefne (kişisel özellikleri her ne olursa olsun)
müteşekkir ve minnettar olmalıyız. Çünkü Hayyam'ın mezarını kendi
gölgesinde bugüne kadar o yaşatmış. Nihayet biz sahından imamzadenin
kabrini içeren revaka çıktık. Oradan mihmandarımız sola döndü. Bir
zaviyede Hayyam'ın kabri göründü. Tavanı pek kaba ve biçimsiz, üç
zaviyeli ve kireç sıvalı, duvarları da tavanı gibi kireç sıvalıydı ama
yer yer kireçleri döküktü. Kabri örten bina tuğla ve kerpiçle yapılmış
ve her türlü süslemeden uzak ve şekil bakımından dikdörtgene yakın kare
bir bina idi. Makbere öteden beri perişan ve harap haldeymiş ve kısa bir
süre önce onarım görmüş gibi. Bundan da Nişaburluların Ömer Hayyamlarını
büsbütün unutmamış oldukları anlaşılıyor. İmamzadenin kabrinin karşı
tarafında eski bir koruluğu ve birkaç büyük ağacı içinde bulunduran
geniş bir saha var. Bu sahaya bakan revakın sahnının bir tarafında ve
Ömer Hayyam'ın kabrinin karşısında ben birkaç kızıl gül fidanı buldum.
Gül mevsimi tamamen geçmiş olsa da, bunların dallarının üstünde tohuma
kaçmış birkaç tane gül göbeği kalmıştı. Ben onlardan birkaç tanesini
birkaç gül ağacı yaprağıyla birlikte koparıp ilişikte size gönderdim. Bu
tohumları İngiltere'de sizin dikip yetiştireceğinizi ümit ediyorum. Ve
bu gönderdiğim şeyin Ömer Hayyam'ı sevenlerce en güzel hediye gibi
karşılanacağını sanıyorum. Bu gönderdiğim çiçeğin, Ömer Hayyam'ın çok
sevdiği, özellikle düşündüğü ve şiir yazdığı zamanlarda seyrederek haz
duyduğu ve esinlendiği gülün cinsinden olması kuvvetle olası."