Edebî geçmişinin çok eskilere dayanması, çok zengin bir kültürel ve
edebî mirasa sahip olmasına rağmen modern İran edebiyatında
çocuklara özel bir edebiyatın geçmişi o kadar eskilere gitmez. Ancak
efsaneler, destanlar, öyküler ve dilden dile dolaşan halk hikayeleri
esas alınarak böyle bir tasnife gidilecek olursa, İranlı çocukların
ve genç yaş gruplarının kendilerine hitap eden, kolaylıkla
anlayabilecekleri edebî eserler çok eski dönemlerden beri kaleme
alına gelmiştir. İran’ın edebî geçmişinde çocukların kendilerine
özgü, bağımsız yazılı bir edebiyatları olmamıştır. Ancak bu
topraklarda yaşayan çocuklar kendileri için özel olarak kaleme
alınmış olmasa bile, bir edebiyat mirasından tamamıyla yoksun
değillerdir. Fars edebiyatının zengin arşivinde çocukları
ilgilendiren hikayeler, öyküler, destanlar her zaman var
olagelmiştir.
Klasik dönemde İran topraklarında doğup büyüyen çocuklar, daha
çocukluklarının ilk yıllarından itibaren büyükleriyle birlikte aynı
hayat şartlarını paylaşarak ormanlarda tarlalarda onlarla birlikte
çalışmışlar, onlarla birlikte Kur’ân okumuşlar;
Sad Kelime, Hafız Divanı, Gülistân
ve Nisâbu’s-Sıbyân alfabeleri olmuş, okumaya bu
eserlerle başlamışlar bu eserleri bitirerek okur yazarlar grubunda
yer almışlardır. Hedef kitlesi sadece çocuklar olan eserler kaleme
alınmasa da, o dönemlerde çocuk edebiyatının olmadığı ve edebiyatın
kapılarının çocuklara kapalı olduğu söylenemez.
[2]
Arkasında çok değerli bir kültür, kökleri oldukça eskilere dayanan
bir medeniyet ve edebiyatın tarihî değerlerini taşıyan bir kültürün
sahiplerinin çocuklarının eğitimlerinde onların yeteneklerini
geliştirecek, zihinsel güçlerini artıracak, bilgi düzeylerini
yükseltecek ve her açıdan kendilerini besleyecek bir unsura önem
vermemeleri bu
konuda dikkatsiz ve
duyarsız davranmaları elbette düşünülemez. Geçmiş nesiller, bilimsel
tecrübelerini elde ettikleri değerleri kültürel sosyal verileri
kendilerinden sonraki nesillere aktarmayı hep ilk planda tutmuş ve
bu yolda çaba sarf etmişlerdir. Bilgi ve tecrübe aktarımının en
önemli yollarından biri de edebiyat, dil ve kültür birikimini
taşıyan bilimsel çalışmaların yazılı şekilleridir.[3]
Edebî öğretilerin ve bu alanda çeşitli türlerde kaleme alınmış
metinlerin daha sonraki dönemlere aktarılması genellikle yazılı ve
sözlü olmak üzere iki yoldan biriyle olmuştur. Fars toplumunda
çocuklar kendilerine yönelik sözlü edebiyatla daha hayata adım
attıkları ilk günden itibaren tanışmaktadırlar. Tarih öncesinden
başlayarak devam eden dönemlerde İran edebiyatında yer alan
hikayelerin ve efsanelerin çoğu, halk edebiyatının ürünü, resmî
klasik edebiyatın hikayeleri olarak elimize ulaşmış ve günümüze
kadar gelebilmiştir. Bunlardan başka öyküler, ninniler, bilmeceler,
bulmacalar, deyişler ve müzikal oyunlar çocuklar ve gençlerin
hayatında kendilerine özel yerlerini her zaman almışlardır. Öyle ki,
resmî İran edebiyatı daha çok yetişkinler ve ileri yaş gruplarına
özgüdür denilirse, Fars halk edebiyatının da temelde çocuklara özel
olduğu söylenebilir.[4]
Eski İran dillerinde ya da Arapça ve Farsça olarak kaleme alınmış
klasik Fars edebiyatı ürünleri çeşitli kaynaklardan beslenmektedir:
1- Hint ve İran kavimlerinin birlikte yaşadıkları dönemlerde ortaya
çıkmaya başlayan ve Sâsânîler döneminin sona erdiği devreye kadar
varlığını sürdüren kahramanlık hikayeleri. Bu tür hikayeler, İslâm
öncesi dönemlerde de halkın yoğun ilgisini kazanmıştır. Farsça’ya
eski İran dillerinden ya da Arapça’dan çevrilmiş bu eserlerin diğer
önemli bir özellikleri de; bazı bölümlerinin edebiyat ve tarih
araştırmacıları için tarihî ve sosyal konularda birer belge özelliği
de taşımalarıdır. Bunlar arasında Abdullah b. Mukaffa‘nın Arapça’ya
çevirip Siyeru’l-mulûk adını verdiği
Hudaynâmek-i Pehlevî adlı eser önemli yer tutmaktadır.
Kahramanlık destanlarının çocukların diline uyarlanarak yeniden
kaleme alınması, hem edebî ve hem de tarihî açıdan çocukların bilgi
dağarcıklarını önemli ölçüde zenginleştirmekte, birikimlerini
artırmaktır. Çünkü çocuklar, çocukluk dönemlerini geçirdikten sonra
manzum ve mensur edebî metinlerle eserlerle tanıştıklarında daha
önce gerek sözlü ve gerek yazılı olarak edinmiş oldukları birtakım
milli, tarihî ve dinî altyapıların da desteğiyle bu eserlerde yer
alan işaretleri, kinayeleri ve atasözlerini daha kolay kavramakta ve
dolayısıyla okuma zevkleri ve tutkuları artmaktadır.
[5]
2- İslâm öncesi İran edebiyatından günümüze kadar gelen eserler
arasında Manî edebiyatına dair rivayetler ve efsaneler.
Hudâynâmeler, Yâdgâr-i Vezîrân, Dâstân-i Behrâm-i
Çûbîn, Rustem u İsfendiyâr gibi yarı tarihî kitaplar ve daha
başka bir takım yapıtlar bir anlamda çocuklara ait eserler olarak
kabul edilebilirler. Özellikle İslâm sonrası dönemde Hezâr u
Yek Şeb adıyla bilinen Hezâr Efsâne gibi
eserler, çocukların kavrayış düzeyine uygun hikayelerdir. Bu tür
kitaplar günümüzde bile yeniden ele alınıp çocuklara uyarlanabilecek
niteliktedir.
[6]
İslâm sonrası dönemde kaleme alınan kahramanlık destanları;
Semek-i Ayyâr, Dârâbnâme, Tûtînâme, Kelîle ve Dimne,
Cevâmi‘ul-Hikâyât, Gulis- tân gibi her biri öğretici ve
ahlakî pasajlarla dopdolu hikaye ağırlıklı mecmualar ve tamamen
ahlakî, eğitim amacıyla özel olarak hazırlanmış Kâbûsnâme,
Bahru’l-ferâid, Kimyây-i Sa‘âdet ve Ahlâk-i Nâsırî gibi
eserler.
V./XI. yüzyılın ünlü düşünürleri arasında yer alan Gazzâlî,
çocukların ve gençlerin hakikat yolunu görüp doğruya ve güzele
ulaşabilmeleri, birtakım bilgileri edinerek kötülüklerden
korunabilmeleri amacıyla sade bir dilde kaleme alınmış, kolayca
anlayabilecekleri düzeydeki kitapları okumaları gerektiği
görüşündedir. Yine Gazzâlî, bu amaçla kötülüklerden sakınan iyi
ahlaklı kişilerin kaleme almış oldukları hikayeler ve şiirlerin
çocuklara okutulmasının çocuk eğitiminde psikolojik ve pedagojik
açıdan oldukça yararlı olacağını dile getirmektedir. Gazzâlî,
çocukların çocukluk dönemindeki oyunlarla da belli oranlarda
kazanımlar elde ettiklerini dile getirmektedir.
[7]
Nasîruddîn-i Tûsî, Ahlâk-i Nâsırî adlı eserinde
çocuk eğitimini toplumsal eğitim çerçevesi içerisinde önemli bir
yere oturtarak çocukların eğitiminde okumalarının son derece önemli
olduğunu vurgularken, Sa‘dî-yi Şîrâzî, çocuk zihninin yeni
ufuklara varabilmesi ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi için iyi bir
eğitimden geçirilmesi gerektiğinden bahsetmekte; Mevlânâ
Celâleddîn ise, bu konuda daha ileri adımlar atarak çocuğun
psikolojik ve pedagojik konularında eğitiminin çok önemli olduğunu,
çocuğa anladığı dilde hitap edilmesi ve yaşının kaldırabileceği
şekilde muamele yapılması gerektiğini ifade ederek eserlerinde bu
konularla ilgili örneklere yer vermektedir.[8]
İnsanoğlunun eğitimi için psikolojik ve ruhsal açıdan çocuğa uygun
eğitim programlarının uygulanmasının son derece önemli olduğunu,
çocukların kendilerine özgü, zorlanmadan kolayca anlayabilecekleri
bir dilde eğitim görmeleri gerektiği tezini savunmaktadır.
Mevlânâ’nın eserlerinde yer yer bu konularla ilgili önemli tespitler
örnekleriyle birlikte yer almaktadır.
[9]
Fars düşünürleri çocukları ve gençleri bir tarafa bırakmamışlar,
ancak çocuklar için de faydalı olabilecek önemli eserlerin halk
kesimlerine ulaştırılması konusunda çoğu zaman problemler yaşanması
bu konudaki programların belli dönemlerde ertelenmesine neden
olmuştur. Örneğin Gazzâlî ve diğer bilginlerin eserleri herkese
ulaşamadığı için içerisinde yer alan önemli konular, bütün toplum
kesimleri tarafından öğrenilememiş, Gazzâlî’nin ve Mevlânâ’nın
etrafında bulunan insanlar da toplumum tümünün yapısını
değiştirebilecek kadar fazlalığa ve etkinliğe sahip olmamıştır.
Dolayısıyla asırlarca çocuklar, babalarının yaşadığı hayat
tarzlarını taklit ediyor, zorunlu olarak onların okudukları
kitapları okuyor, ya da hiç bir şey okumuyorlardı.
[10]
Avrupa’da da son yüzyıllara kadar çocuk edebiyatı ya da çocuklara
yönelik eğitim programları alanındaki durum parlak bir görünüm arz
etmiyordu. XIX. yüzyılda ilk olarak İngiliz düşünürler, çocukları,
ileri yaş gruplarından ayırmaya başladılar. Bu açıdan bakıldığında
1861 yılının eğitim ve öğretim alanında çok parlak bir dönüm noktası
olduğu söylenebilir. Söz konusu yılda Avrupa’da ilk çocuk
kütüphanesinin kurulmasıyla çeşitli Avrupa ülkelerinde bu alanda
önemli adımlar atılmaya başlandı. Çocuklara yönelik yayınlar, çocuk
edebiyatı alanındaki bu hızlı, heyecanlı ve önemli çalışmalar, hızla
Avrupa ülkelerinde yaygınlaştı ve kısa sürede kıtanın sosyal ve
kültürel çehresinde önemli değişimler yaşandı. Bu yıllarla ilgili
yayınlanan istatistiki bilgiler de bu çalışmaların ne denli ileri
boyutlara vardığını göstermektedir. 1934-1954 yılları arasında
Sovyetler Birliği’nde 4500 yazar sadece çocuklar için çeşitli
dallarda farklı konuları içeren kitaplar yazmışlardır. Bu kitapların
1 milyar tanesi satılmış ve okurlarıyla buluşmuştur. 1954 yılında
satılan çocuk kitaplarının sayısı; 119.656 iken bir yıl sonrasında
bu sayı; 133 milyona ulaşmıştır. İngiltere de sadece 1953 yılında
çocuklar için 1960 yeni kitap kaleme alınmış, 1954 yılında bu rakam;
2316 yeni kitaba ulaşmıştır. Batı dünyasında bu çalışmalar gittikçe
önem kazanmış ve çocuklar için özel öğretmenler, özel eğitin ve
öğretim merkezleri, her türlü donanıma sahip özel kütüphaneler
oluşturulmuş, çocuklar ile gençlere rehberlik yapacak özel
kitapçılar kurulmuştur.
[11]
Dünyadaki gelişmelere paralel olarak İran’da da özellikle eğitim ve
öğretim alanında birtakım yeniliklerin gündeme geldiği Kaçarlar
döneminde öğretici birtakım hikayeler kaleme alan ve Tâlibof
olarak bilinen Abdurrahim Tebrîzî gibi yazarlar Îrec Mîrzâ
gibi şairler çocuklara özel olarak kaleme almış oldukları
eserleriyle yeni çocuk edebiyatı alanında oldukça önemli adımlar
atmışlardır.
[12]
Çocuk edebiyatı kendine özgü anlamı ve boyutlarıyla roman, öykü,
tiyatro ve makale gibi yeni dallarında olduğu gibi son dönemlerde
batılı örneklerinin de etkisinde kalarak daha da önem kazanmaya
başladı. Bu değerlendirmeyle çocuk edebiyatı, hikaye, şiir, basit
bilimsel kitaplar, senaryo, çocuklar için özel hazırlanan öğretici
ve eğitici tiyatrolar, çocuklarla gençlerin ruhsal yapıları ve bilgi
düzeyleriyle uyum sağlayan her tür zevk verici, eğlendirici, aynı
zamanda düşünce dünyalarıyla da yakından ilgili yayınların tümünü
kapsamına almaktadır. İleri yaş gruplarının bilgi seviyeleriyle
oldukça farklı olan çocuk ve genç edebiyatının bazı özellikleri şu
şekilde sıralanabilir:
1-
Çocukların ve gençlerin araştırmacı duygularını doyurucu,
bilimsel, dinî, edebî ve sosyal alanlardaki yeni gelişmeler
doğrultusunda ihtiyaçlarını giderici özelliklere sahip olmalı.
2-
Hayatın çeşitli yönleriyle ilgili tecrübeleri genç
nesillere aktarabilmeli.
3-
Gençlerin ve çocukların bilgi dağarcıklarını özellikle ders
kitaplarında yer almayan ve ulaşma imkanı bulamadıkları konularda
genişletici özelliklerde bulunmalı.
4-
Çocuklara dünya görüşlerini geliştirici ve zenginleştirici,
sosyal hayatlarında ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bilgiler
vermeli.
5-
Çocuğun şahsiyetinin oluşmasında oldukça etken olan
duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarını cevaplandırmalı.
6-
Çocukların boş vakitlerini faydalı şekilde doldurarak,
onlara başarılı şahsiyetlerin, din büyüklerinin, edebiyat ve bilim
alanlarında hem kendi ülkelerinde ve hem diğer bölgelerde ün yapmış,
başarılı şahsiyetleri örnek modeller olarak sunmalı.
[13]
Yeni okulların kurulması ve İran üniversitelerinde pedagoji ve
psikoloji ile ilgili bölümlerin açılmasıyla birlikte bu konuda yeni
kapılar açıldı ve çocukların kitap istekleri, kendilerine özgü
hikayeler, destanlar bilmecelere ihtiyaç duydukları gerçeği artık
açıkça kendini göstermeğe başladı. Çocuklara tarih aktarılmalıydı.
Efsaneler iletilmeliydi. Gelişmiş teknoloji kendilerine basit ve
anlaşılır ifadelerle anlatılmalıydı. İhtiyaçlarına cevap
verilmeliydi. Ancak uzun yıllar bu konulardaki feryatları cevapsız
kalmıştı.
[14]
Bu konuda bazı edebiyat eleştirmenlerinin yapmış oldukları şu tespit
de bir gerçektir: Fars folklorik edebiyatından aşk konulu halk
hikayeleri, halk şiirleri, birtakım dinî içerikli rivayetler ve
şiirler, kahramanlık destanları çıkartılıp bir tarafa bırakılınca,
geriye kalanların tamamı, çocuk edebiyatından başka hiçbir şey
değildir. Halk arasında yaygın olarak bilenen hikayeler, destanlar,
efsaneler, ninniler, bilmeceler, bulmacalar ve halk deyişlerinin
tamamı, çocuklar için söylenmiştir. Resmî edebiyat, daha çok
büyükler ve ileri yaştakilere hitap ederken, halk edebiyatının
önemli bir kısmı, çocuklara ve gençlere daha yakın bir dilde kaleme
alınmış eserlerden oluşmaktadır.[15]
İran edebiyatı tarihinde halk hikayeleriyle şair ve yazarların
düşüncelerinin karışımından meydana gelmiş çok değerli şaheserler de
ortaya çıkmıştır. Bu türün ilk sıradaki örnekleri arasında
Merzubânnâme, Şahnâme, Mesnevî gibi dünya
çapında ünlü yapıtlar yer almaktadır. Bunların yanında halk arasında
yaygın olarak anlatılan öykülerin ve hikayelerin bir araya
toplanarak derlenmesi yoluyla oluşan asırlarca önemlerini korumuş
değerli eserler de vardır. Bu tür eserlere örnek olarak Çihil
Tûtî adlı eseri verebiliriz.
[16]
Çocuk edebiyatı konusunda halk edebiyatından söz ederken halkın
manevi hayatıyla çok yakından ilgisi olan dinî temalı hikayelerden
de bahsetmek gerekir. Özellikle de köylerde ve geri kalmış
bölgelerde yaygın bir şekilde dilden dile dolaşan bu tür hikayelerin
bir kısmı hurafelerle dolu olmasına rağmen, İslâm tarihinin çeşitli
dönemlerinde meydana gelmiş çeşitli olaylardan, din büyüklerinden,
onların İslâmî değerleri, dini inançları, topluma yön veren
inançları ve kutsanan değerleri korumada gösterdikleri
fedakarlıklarını, olağanüstü yaşantılarını, hayat serüvenlerini,
onlara nispet edilen olayları, Kurân’da geçen eski kavimlerle ilgili
kıssaları ve peygamberlerin tevhit yolundaki mücadelelerini konu
alan kısmı da oldukça zengindir.[17]
Yukarıda ifade edilen özelliklerinden dolayı İran edebiyatının
çocuklarla ilgili bölümünde yapacağımız değerlendirmeyi, birkaç ayrı
bölümde çeşitli dallarda ele alarak incelememiz daha da faydalı
olacaktır.
Geçmişinin çok eskilere dayanması, Fars edebiyatının doğal olarak
çok zengin olmasını gerektirmektedir. Özellikle de tarihin çok eski
devirlerinden beri bu bölgelerde birbirinden oldukça farklı yaşam
tarzlarına, gelenek ve göreneklere, tamamen ayrı kültürel değerlere
ve inançlara sahip kavimlerin çeşitli milletlerin yaşamış olması,
dolayısıyla birbirinden farklı medeniyetlerin bu geniş coğrafyada
ortaya çıkarak belli dönemlerde hayat sürdürmüş olması da İran
edebiyatının başta içerik ve mazmunları açısından olmak üzere
zenginleşmesinin önemli etkenleri arasında yer almaktadır. Farklı
kültür ve medeniyetlerin bu bölgelerde yakın temaslar kurarak iç içe
yaşamış olmaları, düşünce dünyaları, hayat tarzları, gelenekleri ve
göreneklerinin doğrudan ya da birtakım dolaylı yollarla
birbirlerinin edebiyatlarında önemli izler bırakması ve bu
etkileşimler sonucu farklı kültürlerin de İran edebiyatının
zenginleşmesine olumlu katkılarda bulunmuş olduğu bir gerçektir.
Dünyanın diğer bölgelerinde çeşitli halkların edebiyatlarında olduğu
gibi, İran edebiyatı da, İran bölgesinde yaşayan halkların tarihin
çeşitli devrelerine ait tarihî değerlerini, hayat tarzlarını,
kültürel ve edebî miraslarını köklü olarak içermektedir.
[18]
İran halk edebiyatı, dünyanın diğer edebiyatlarında yoğun olarak
görüldüğü gibi köklü medeniyetlerin kültürlerini, ahlakî, sosyal,
geleneksel yapılarını ve özelliklerini gösteren, tarihi günümüze
yansıtan bir ayna görevini yapmaktadır. Annelerin dillerinden
dökülen ninnilerin sözlerinde ayrılık, hasret ve yalnızlık ifadeleri
görülse de genel olarak İran toplumunun şakacı, eğlenceli ifadelerle
dolu konuşmaları seven, nükteci bir tarza sahip olduğu
görülmektedir. Toplumları oluşturan bireylerin ortak özellikleri
arasında ön sırada yer alan özgürlük istekleri, geleneklere
bağlılık, birtakım zorba ve dikta güçlerinin baskılarından kaçış;
varlıklarını, kendi kimliklerini korumaya olan yoğun talepleri,
zengin halk edebiyatlarının nesilden nesile aktarılmasında asıl
önemli unsuru oluşturmuştur. Zengin edebiyat hazineleri bu yolla
ağızdan ağıza, ninelerin, dedelerin, annelerin babaların dillerinden
daha sonraki kuşaklara aktarılmıştır.[19]
Çok eski dönemlerde bile “çocuk efsaneleri”, kendisine özgü özel
kavramıyla birtakım eserlerde ve bazı şairlerin divanlarında göze
çarpmaktadır. IV./X. Yüzyıl şairlerinden Kisâi-yi Mervezî’nin
aşağıdaki beytini bu konuda örnek olarak verebiliriz:
Bıraktık ve geçtik, olacakların hepsi oldu.
Gittik, sözümüz çocukların dilinde efsane oldu.[20]
İran edebiyatı tarihinde halk hikayeleriyle şairler ve yazarların
düşüncelerinin karışımından oluşan şaheserler de ortaya çıkmıştır.
Bunlar arasında Merzubânnâme, Şâhnâme,
Mesnevi vb. eserler sıralanabilir.
Modern dönemde yeni okulların açılması, psikoloji ve pedagoji
bilimlerinin üniversitelerin müfredat programları arasına girmesi,
bu alanda birtakım ihtiyaçlar olduğunu da ortaya çıkarıyordu.
Çocuklar ve gençler çeşitli konularda bilgi edinecekleri,
kültürlerini geliştirecek, birikimlerini artıracak kitaplar
istiyorlardı. Hikayelere, romanlara ihtiyaç duyuyorlardı.
Kendilerine kendi dillerinde tarihlerini anlatacak efsaneler
gerekiyordu. Modern bilimler, anlayabilecekleri sade bir dilde
yazılmalıydı. Eserler kaleme alınırken çocuklar da önemli bir
potansiyel okuyucu kitlesi olarak göz önünde bulundurulmalıydı.
Ancak bu istekleri hemen cevap bulamadı.
XIV./XX. yüzyılın ilk dönemlerinde İran’da çocuklara yönelik
yayınlar henüz yeni yeni başlamaktaydı. Talibof’un
Kitâb-i Ahmed adlı eseri, Kafkasya’da Farsça konuşan
çocuklar için kaleme alınmıştı. Tahran Üniversitesinde Eğitim
Bilimleri Bölümü kuruluncaya kadar da bu alanda önemli gelişmeler
görülemedi. Eğitimi ileri düzeylere ulaştırmak ve öğrencilerin boş
vakitlerini doldurarak değerlendirmek şeklinde bir etken faktör
olarak çocuk edebiyatının alınması da aynı dönemlerde birtakım
yetkili çevrelerin dikkatlerini çekmiş ve bilimsel çevrelerin de
teşvikleriyle müfredat programlarına alınmıştır.
[21]
Kabiliyetli ve dinamik bir şahsiyet olan Şirazlı Muhammed Bâkır-i
Hûşyâr, Münih Üniversitesinde Psikoloji eğitimi gördükten sonra
İran’a döndükten sonra hem psikoloji alanında ve hem de İran ve
Alman edebiyatı alanlarında uzmanlık görevinde bulundu. Hûşyâr,
İranlı çocuklar için çeşitli alanlarda ve birbirinden farklı
konularda kitaplar yazılmasını, kütüphaneler kurulmasını arzulayan
ve çocuklara çok önem veren bir bilim adamıydı. Onlara hayatın
güzelliklerini tanıtacak, geleceklerinin aydınlık olmasını
sağlayacak bilgilerle donatılmış kaynaklar hazırlanmalıydı. Ülkesine
ve vatandaşlarına son derece bağlı bir şahsiyet olan Hûşyâr, hep
çalışan her geçen gün daha da olgunlaşmayı hedefleyen bir
öğretmendi. 1282-1336/1903-1957 yılları arasında yaşamış olan Hûşyâr
hayatı boyunca öğrenciliğini sürdürdü. Kendisi de 7-12 yaşları
arasındaki yaş grubu çocuklar için irili ufaklı yaklaşık 50 kitap
kaleme almıştır. Bütün bu eserlerini çocukların rahatlıkla
anlayabilecekleri sade ve akıcı bir dilde, ilkokul öğrencileri
seviyesinde bir dilde yazmış, kullandığı kelimelerin seçiminde çok
özen göstermiştir.[22]
İran’da halk hikayelerini çocukların anlayacağı dile uyarlayıp
yeniden düzenleyerek derleyen ilk yazar, Fazlullâh Subhî
Muhtedî’dir. Kâşân’lı olan Fazlullâh Subhî, çocuk edebiyatı
alanında yoğun gayretleriyle tanınmakta ve daha çok klasik İran
edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla bilinmektedir. Aynı zamanda ünlü
bir hikayeci de olan Fazlullâh Subhî, daha çok 1320 hş./1941
yılından önce radyo programlarında anlatmış olduğu tatlı, çekici,
aynı zamanda öğretici ve eğitici hikayeleriyle oldukça beğeni
kazanmıştır. Bu programlarında çocuklarla çok yakın ilişkiler kurmuş
olan yazar, aynı zamanda halk arasında yaygın hikayelerin toplanarak
bir araya getirilmesi ve böylece hem daha geniş kitlelere
ulaştırılması, hem de kalıcı olmalarını sağlamak amacıyla
çocuklardan da yardım istemiş, çocuklar da onun bu isteğine hemen
cevap vermiş ve topladıkları yüzlerce hikayeyi kendisine göndererek
yazıya aktarılmasında yardımcı olmuşlardır.
Oldukça sade ve akıcı bir dilde yazan Muhtedî’nin dili
konuşma diline çok yakındır. Hikayelerine “Beççehâ Selâm =
Çocuklar selam” diye başladığından “Peder-i Beççehâ =
Çocukların babası” olarak tanınmıştır.[23]
Çocuk hikayelerinden oluşan eserleri arasında en önemlileri
şunlardır:
Efsânehâ-yi Kohen, ‘Ammu Novrûz, Efsânehâ-yi Ebû ‘Alî Sînâ,
Pe- yâm-i Peder.
[24]
Ünlü yazarlardan olan ve halk hikayelerini Fazlullâh Subhî’den önce
toparlayarak bir araya getirme amacıyla önemli çalışmalarda bulunmuş
Sâdık Hidâyet de çocuklar için öyküler ve hikayeler kaleme
almıştır. Bunlar arasında Agâ Mûşe, Şengul u
Mengûl en önemlileridir.[25]
İran edebiyatında özellikle çocuklara yönelik çalışmaları olan
yazarlardan biri de, Abbâs Yemînî Şerîf’tir. Sade ve akıcı
bir dilde kaleme almış olduğu eserlerinde daha çok öğretici ve
eğitici özellikler ağır basmaktadır. Hikayelerinde zaman zaman
şiirlere de yer vermekte olan yazar, diğer milletlerin aynı alandaki
eserlerinden de Farsça’ya çeviriler yapmıştır. Abbâs Yemînî Şerîf
çocuklar için çok güzel şiirler de kaleme almıştır. Bu şiirlerinden
bir kısmı yıllarca ders kitaplarını süslemiştir. Abbâs Yemînî Şerîf
sadece çocuklar için hikaye ya da şiir yazan bir yazar değildir.
Aynı zamanda çocuklar için özel dergi çıkaran bir eğitimcidir.
Yıllarca Dâniş Amûz, ve Keyhân-i Beççehâ
adlı dergilerin idaresini üstlenmiş ve bu dergiler aracılığıyla
çocukların düşünce dünyasına ulaşmayı başarmıştır.
Bâzî Bâ elifbâ, Kıssehâ-yi Şîrîn, Do Kedhudâ, Âvâz-i
Feriştegân adlı hikaye kitapları, eserleri arasında en
önemlileridir.[26]
Bir diğer çocuk edebiyatçısı da, Samed Behrengî’dir. 1318
hş./1939 yılında Tebriz’de dünyaya gelmiş olan Behrengî, 18 yaşında
köy öğretmenliği görevine başlamıştı. Köy halkına olan sevgisi ve
Azerbaycanlı çocukları eğitme sevdası, kısa ömrünün sonuna kadar
orada kalmasına neden oldu. Kitap okumayı sevdirmek amacıyla
çocukların anlayacağı bir dilde hikaye kitapları yazdı. Yoksul
ailelerin çocuklarına ulaşması amacıyla kitaplarını çok ucuz
fiyatlarla sattırdı. Diğer taraftan Azerbaycan halk edebiyatını dört
büyük cilt halinde kaleme aldığı eserinde topladı. Eserlerinde yer
verdiği hikayelerden bir kısmı, asırlarca dilden dile dolaşan
kıssaların günümüz Farsça’sına uyarlanarak yeniden kaleme
alınmasıyla ortaya çıkmıştır. Eserlerinden bazıları:
Mâhî-yî Siyâh-i Kûçulû, Peserek-i Lobofurûş, Sergozeşt-i
Dâne-yi Berf, Bîst u Çahâr Sâ‘at Der Hâb u Bîdârî, Koroğlu ve Keçel
Hamza.
[27]
İran çocuk edebiyatından bahsederken Sâdık Çûbek’ten
bahsetmemek uygun olmaz. Onun Ademek-i Çûbî adlı
tercümesi çocuklara özgü bir dilde düzenlenmiş okunmaya değer önemli
eserlerden biridir. Bu eser, akıcı nesri ile çok tatlı ve beğenilen
bir tarzda kaleme alınmıştır.
[28]
İran tarihi boyunca bilgin ve edebiyatçı yazarlar, daha sonraki
dönemlerde ülkelerin yönetimlerini elde tutacak olan şehzadelerin ve
sultan çocuklarının eğitimi görevini de üstlenmişler ve başta bu söz
konusu çevreler olmak üzere eğitimde ve öğretimde kullanılması
amacıyla birtakım eserler kaleme almışlardır. Bu tür eserlerin en
önemlileri arasında Kâbusnâme, Siyâsetnâme, Kârnâme-yi Erdeşîr
Bâbekân vb. değerli yapıtlar yer almaktadır. Kaleme
alınışlarından asırlar geçmiş olmasına rağmen bu tür eserler henüz
sadece ileri yaştaki kesimlerin eğitiminde kullanılmakta
olduklarından halkın kullanımına sunulamamış, taşıdıkları edebî
özelliklerinden dolayı yüksek zümre edebiyatı eserleri arasında yer
almışlardır. Şimdi klasik Fars edebiyatının önemli eserleri arasında
yer almakta olan bu tür eserler, belki de İran edebiyat tarihinde
gençler için kaleme alınmış olan ilk eserler olarak ortaya
çıkmışlardır.
[29]
İran toplumunun sadece bazı tabakalarına mensup kitlelerin okuma
yazma bilen ve öğrenim görme imkanları bulunan çocuklarının klasik
edebiyattan, yani belli tarzlarda yazılan ve önemli yazarların
kaleme almış bulundukları yazılı edebiyattan yaralanma imkanları
vardı. Bu çevreler edebî eserlerle değişik yollarla ilgi
kuruyorlardı. Ya edebî eserler kendileri için öğretmenleri, şair ya
da yazarlar tarafından okunuyordu ya da kendileri Fars edebiyatının
şaheserleri olan Şehnâme, Mesnevi gibi
tamamı şiir olan eserleri veya hem manzum hem mensur karışık bir
şekilde yazılmış Gülistan gibi eserlerin bazı
bölümlerini ezberliyorlardı. Bu gelenek günümüzde de hem klasik
edebiyat ürünleri ve hem de bu türden olan modern eserlerin
bazılarının ezberlenmesi şeklinde devam etmektedir. Okur yazar
çevreler ve aydın kesimler de benzeri faaliyetleriyle çocukların
eğitimleri konusunda oldukça titiz davranmışlardır.[30]
Îrec Mîrzâ (1253-1304/1874-1925) Fars dilinde çocukların
anlayacakları dilde şiir yazan ilk şair olarak kabul edilmektedir.
Şairin bu konudaki eserleri arasında özellikle de oğlu Husrev ve
genelde bütün çocuklar için kaleme almış olduğu önemli şiirleri yer
almaktadır. Tebriz’de dünyaya gelmiş olan Îrec Mîrzâ,
Arapça’yı, Fransızca’yı ve edebiyat bilimlerini zamanının
alanlarında otoriter hocalarından almıştır. Fransızca’yı iyi
derecede bilen Îrec Mîrzâ Rusça, Arapça ve Türkçe’yi de
bilmektedir.
[31]
Îrec Mîrzâ’nın çocuklar için kaleme almış olduğu en güzel
şiir, Nasîhat Be Ferzend adıyla bilinmektedir. Bu şiir, iki
bölümden oluşmaktadır. Şair ilk bölümünde kendi çocuğuna hitap
ederek bütün çocukları önce fiziki temizliğe, giyim kuşamlarına
dikkat etmeğe, düzenli olmaya çağırırken; ikinci bölümde çocuklara
terbiyeli, ahlaklı ve saygılı olmalarını tavsiye ederek manevi
açıdan kendilerine dikkat etmelerini, iç dünyalarını
kirletmemelerini, safiyetlerini korumalarını, ve bozulmamalarını
salık vermektedir. Söz konusu şiirin bazı bölümlerini burada
vermemiz yerinde olacaktır:
Ey değerli ve sevimli oğul, uyanık ol!
Babandan biraz öğüt dinle:
Bu sözlerle senin mutluluğunu arıyorum.
O halde her söylediğimi iyi dinle ve aklında tut.
Ömrün oldukça sabahları erken kalk.
Seher vaktinde uyumaktan kaçın.
Seher esintilerinde sevinç vardır.
Seher esintilerinin ruhla yakın ilgisi vardır.
Babana karşı son derece saygılı ol.
Onun sözünden hiç ayrılma.
Terbiyeli ve temiz olursan,
herkesin yanında değerli olursun.
Hocanın her söylediğini dikkatle dinle,
Tamamını anında öğrenmeğe çalış.
Az konuş ve her bildiğini söyleme.
Yapabiliyorsan dudaklarını bile açma.
Cahil içindekilerin tamamını dile döker.
Akıllının dili kalbinde olur.
Etrafındaki insanlar konuşurlarken,
sen asla ağzını açıp söz etme.
Doğru konuştuğunda zararı sana bile dönse,
sakın doğrudan başka bir şey söyleme.
Yalan sözün etkisi yoktur.
Yalandan daha kötü şey yoktur.
......................................................
Değersiz kişilerle oturup kalkma,
Doğal olarak değersizliğe meyledersin.
Yukarıdaki şiirinde de görüldüğü Îrec Mîrzâ’nın şiirleri sade
bir dilde kaleme alınmış, anlam yüklü cümlelerden oluşmaktadır. Onun
dillere destan ünlü “Mâder =Anne” şiiri, gerçekte
bütün İranlı çocuklara hitap eden, sade, derin anlamlı ve mesaj
yüklü bir şiirdir.
Meşrutiyet dönemi aydınlarından biri olarak modern eğitim
kurumlarının, kültürel müesseselerin oluşmasında ve yaygınlaşmasında
önemli katkıları bulunmuş bir şahsiyet de, Hâcî Mîrzâ Yahya
Devletâbâdî’dir. Aynı zamanda ders kitaplarının hazırlanmasında
ve müfredat programlarının belirlenerek uygulamaya konulmasında da
önemli çalışmaları ve değerli katkıları bulunan, eğitim ve
öğretimdeki modernizasyon çalışmalarında ilk adımları atan
şahsiyetler arasında yer alan ve çocuklar için çok güzel şiirler
kaleme almış olan Devletâbâdî’nin bazı şiirleri yıllarca ders
kitaplarında yer almıştır.
Meşrutiyet döneminin ünlü yazarlarından biri de, Mehdî Kulî Hân
Hidâyet’dir. Eğitim komisyonu tarafından çocuklar için okuma
kitapları adı altında bir dizi çocuk kitabı hazırlanması ve
yayınlanmasıyla görevlendirilmiştir.
Meşrutiyet döneminin önemli yazarları ve şairleri arasında yer alan
Muhammed Takî Hân Bahâr, Çocuk şiiri alanında “Biz hepimiz
İran’ın çocuklarıyız, Annemizin bekçisiyiz” okul şiiriyle
tanınmaktadır. Çocuklar için kaleme almış olduğu şiir mecmuaları
arasında:
Enderz Be Cevânân, Tenbelî Akibeteş Hemmâlist, Renc u Genc,
Hoda Ve Vâlideyn, Monis-i Peder... gibi eserler ilk
sıralarda yer almaktadır.
Bu dönemin en ünlü şairleri arasında yer almakta olan Nîmâ Yuşic’in
de çocuklara yönelik önemli çalışmaları olmuştur. Çocuklar için çok
güzel, akıcı ve sade bir dilde şiirler kaleme almıştır.
Mahmud Hân Saba ve Hophopnâme adlı eserin
yazarı Muhammed Ali Sâbir de, İran çocuk edebiyatı tarihinde
adları geçen önemli yazarlar arasında yer almaktadırlar.
Bu dönem şairleri, özellikle çocuklara hitap eden ve onlara özgü
olarak kaleme alınan şiirlerde ağır kelimelerin, zor ve anlaşılması
güç terkiplerin ve çocukların anlayamayacakları cümlelerin
kullanılmasından kaçınılması gerektiğini biliyorlardı. Bu durumu
önemli ölçüde eserlerinde göz önünde bulundurdular. Şiirlerinin bir
kısmında da görüldüğü gibi öğüt verme ve mesajı aracısız olarak
iletme gibi durumlar göze çarpmaktadır.
O dönemlerde bir edebî eserin çocuk okuyucular üzerinde etkili
olabilmesinin sırrının dolaylı anlatımla aktarılmasında gizli olduğu
inancı henüz yaygınlaşmamıştı. Yine bu dönem şairlerinin çocuklara
yönelik kaleme almış oldukları şiirlerinden onların çocuk şairi
olmalarından daha çok birer öğütçü oldukları anlaşılmaktadır.
İran’ın ilk çocuk şairi Cabbâr Bağçebân/Askerzâde ile
birlikte bu alanda önemli değişimler ve yapılanmalar, vezin seçimi,
halk diline yakın kalıpların kullanılması dönemi başlamış oluyordu.[32]
Nesir alanında adı çocuklar ve gençler için eserler kaleme almış
olan ilkler arasında geçen Tebrizli Talibof’tan bahsedilir.
Talibof’un en önemli eseri, Kitâb-i Ahmed ya da diğer
adıyla Sefîne-yi Tâlibî olarak bilinen kitabıdır. Bu
eserin kahramanı olan Ahmed, J.J. Russo’nun Emil’i gibi hayali bir
kahramandır.[33]
XIX. yüzyılda ve XX. Yüzyılın ilk dönemlerinde dünyanın çeşitli
bölgelerinde hızla gelişme gösteren bilimsel ve teknik hareketlilik,
İran’da da birtakım yetkili çevrelerin çocuk edebiyatına zorunlu
olarak yönelmesini gerektirmiştir. Özellikle de eğitim ve öğretimin
gelişen çağın gereklerine uygun olarak yaygınlaşması ve daha geniş
kitlelere ve halk kesimlerine kadar yayılmasıyla birlikte böyle bir
edebiyatın büyüyüp gelişmesi için uygun ortamlar hazırlandığı bir
dönemde İran halk edebiyatı, ninnileriyle gerçek ya da hayali
hikayeleriyle çocuk eğitiminde, çocukların düşünce dünyasında, okuma
ihtiyaçlarını gidermede önemli ve dolu bir hazine olarak her zaman
bu ülkenin kültür ve eğitim hayatındaki yerini almıştır.
[34]
İran edebiyatının çok geniş sınırları ve zengin repertuarı
kapsamında temelde yazılış amaçları arasında çocuklara hitab etme,
hedef kitleleri arasında onları da amaçlama gibi bir niyet bulunmasa
da, rahatlıkla ve önemli değişiklikler yapılmadan onlara da
uyarlanabilecek ve kolaylıkla anlayabilecekleri önemli eserler,
klasik dönemlerden günümüze kadar derlenmiş olup bunların bir kısmı
günümüzde de önemini henüz korumaktadır.
[35]
İran’da yeni çocuk edebiyatıyla ilgili ilk hareketler, Azerbaycanlı
yazar Cabbâr Bağçebân’ın bu alandaki çalışmalarıyla başladı.
Bağçebân, 1264 hş./1885 yılında dünyaya geldi. Onun en önemli
özelliği ve sanatının dışa yansıyan en belirgin çizgileri, dünyayı
çocukların gözüyle seyretmesi ve yine onların gözüyle ve onların
bakış açılarıyla değerlendirmesiydi. Bağçebân, 1300 hş./1920’li
yıllarda çocuklara özgün, onların anlayabileceği dilde şiir ve
tiyatro yazarak eserlerini kaleme almaya başladı. Şiirler ve
romanlar yazdı. Çocukları çok iyi tanıyan onların dilinden anlayan
ve çocuk psikolojisini yakından bilen Bağçebân, şiirlerini bir araya
toplayan antolojilerini Men Hem Der Dünyâ Arzû Dârem
ve Efsâne-yi Bâbâ Berfî adlarıyla yayınladı.
Eserlerinin çoğu daha kendisi hayattayken basıldı.[36]
İran millî kültürüne önemli hizmetlerde bulunan, yeni ve modern
düşünceli bir nesil yetişmesi yolunda ileri adımlar atılmasında
katkıları bulunan Bağçebân, İran halkına çok yakın sevgisi ve
gönülden bağlılığı nedeniyle bütün ömrünü özellikle çocuk edebiyatı
alanında yeni ve farklı tarzlar oluşturma ve çocuklar için öğretici,
eğitici nükteler ve hikayeler yazmada geçirmiş yazarlardan biridir.
Kıssehâ-yi Gorg u Çûpân, Pîr u Tereb, ‘Arûsan-i Kûh, Bâdkonek,
ve Zindegî-yi Kûdekân adlı değerli eserleri onun bu
alandaki çalışmalarının göstergesidir. Bağçebân çocuklar için çekici
ve zevkle okuyacakları güzel şiirler de kaleme almıştır.[37]
Risâm Erjengî de Horos u Rûbâh ve Aga
Mûşe adlı eserlerini çocuklar için yazmıştır. Yine bu alanda
kaleme almış olduğu diğer bir eser de Beççe Hırshâ Firâr Mî
Konnend adını taşımaktadır.[38]
Kûhî-yi Kirmânî de biri Çehâr Efsâne-yi Rûstâî-yi Îrân
diğeri de Pânzdeh Efsâne-yi Rûstâî adıyla bilinen iki
eser kaleme almıştır. Bu iki eserde yer alan efsanelerin akıcılığı
eserleri çekici hale getirmektedir.
1300-1320/1920-1941 yılları arasında edebiyat alanında kendilerini
görülmeye başlayan birtakım şairler, özellikle gençlerin
dikkatlerini çeken eserler kaleme almaya başladılar. Bu dönemde ünlü
ve üretken yazarlar arasında yer alan Şehrnâz adlı
eserin yazarı Yahya Devletâbâdî gibi yazarlara ve şiir
mecmuaları yayınlanan birtakım şairlere ek olarak Rustem Der
Karn-i Bîst u Dovvom adlı eseriyle ün kazanan San’atî
Zade Kirmânî, den de bahsetmek gerekir. Aynı dönemlerde Abbâs
Yemînî Şerîf de çocuklara hitab eden kitaplar ve şiirler kaleme
almaya başladı. Bir öğretmen olan Abbâs Yemînî Şerîf, çocuk
edebiyatı alanında kaleme almış olduğu eserleriyle defalarca çeşitli
ödüller almıştır. Abbâs Yemînî Şerîf’in önemli özelliklerinden biri
de aynı zamanda çocuklar için ilk dergi çıkaran yazarlardan biri
olmasıdır.[39]
Yine bu dönemlerde çeşitli dillerde kaleme alınmış olan çocuk
edebiyatıyla ilgili kaynaklar ve çocuk kitapları Farsça’ya tercüme
edilmeye başlandı. Alî Nakî Vezîrî, Rûhî-yi Erbâb ve
Mihrî-yi Ahî gibi önemli mütercimler, İranlı çocuklar için
dünya çocuk edebiyatının çok değerli kitaplarını tercüme ettiler.
Böylece İranlı çocukların birbirinden farklı çeşitli halkların
hikayelerinden oluşan zengin bir edebiyatla tanışmalarını da
sağlamış oldular.
[40]
Bu dönem çocuk edebiyatı alanında gözlenen bir diğer gelişme de
resimli kitapların da artık çocuklara hitap eden eserler arasında
yer almaya başlamasıydı. 1330 hş./1950’li yılların sonlarında
Kedû-yi Kalkazen ve ‘Arûsek-i Mû Telâyî adlı
eserler resimli olarak basıldı. Çocuk okurlarıyla buluşmalarıyla
birlikte bu tür kitaplara yoğun ilgi gösterilmeğe başlandı. Daha
sonraki dönemlerde bu alanda Ferşîd Miskâlî gibi değerli
ressamlar da yetişti.
[41]
1320 hş./1951 yılından itibaren İran yayıncılık tarihinde çok
kapsamlı ve köklü değişimler yaşandı. Birbirinden farklı, değişik
görüşleri temsil eden sayıları oldukça fazla gazeteler ve dergiler,
halk kitlelerine ulaşmaya başladı. Söz konusu gazetelerin ve
dergilerin çocuklar için özel olarak hazırlamış oldukları sayfaları
bulunmaktaydı. Bu gazetelerden ve dergilerden bazıları da çocuklar
ve gençlerle ilgili konularda eleştiriler ve araştırmalar
yayınlamaya başladılar. Bu gruptan olarak 1332 hş./1953 yılında
yayın dünyasına giren Sepîde Ferdâ adlı dergi, İran
eğitim ve öğretim tarihinde önemli gelişmelere öncülük yapmıştır.
Bu dergide eğitim ve öğretim konusunda yayınlanan bilimsel ve teknik
konulu makalelerin yanında çocuk edebiyatına da yer verilmiş,
çocukları ilgilendiren hikayelere ve öykülere, delikanlılık
çağındakilere özel olarak hitab eden konulara da yer verilmiştir.
Çocukların ve gençlerin çeşitli konulardaki sorularına cevap
vermeğe, onların problemlerine çözüm bulmaya çalışan, gençlerin ve
çocukların kitap seçmelerine ve okumalarına yardımcı olmak amacıyla
ilk olarak bu yaşlara hitap eden çeşitli alanlarda kaleme alınmış
kitapların 1337 hş./1958 yılında bir katalogunu yayınlayan da yine
bu dergidir.[42]
Sepîde Ferdâ dergisini yayınlayan ekip çocuk
edebiyatının resmî ders olarak okullarda okutulmasını da sağlayarak
bu alanda önemli bir gelişmeye imza atmış oldular. 1340 hş./1961
yılında Edebiyât-i Kûdekân adlı bir de ders kitabı
yayınlandı. Yeniden düzenlenmekte olan eğitim sisteminde bu ders de
müfredata alındı. Aynı zamanda çocuklara yönelik, çocuk edebiyatını
konu alan önemli kitaplar yayınlandı.[43]
Çocuklara yönelik tercüme yayınlar alanında ise Nûr Cihân
Yayınları’ndan bahsetmek gerekir. Özellikle dinî konularda
çocukların okuyabileceği kitap ihtiyacını karşılamada önemli adımlar
atan bu yayınevi, din büyüklerinden bahseden birkaç biyografi ve
birkaç dinî kıssa kitabı yayınlamıştır. Yine tercüme çocuk kitapları
alanında İntişârât-i Franklin ve
Bongâh-i Tercüme ve
Neşri-Kitâb
[44] yayınevlerinin önemli faaliyetlerinden
bahsetmek gerekir.[45]
Bongâh-i Tercüme Ve Neşr-i Kitâb
daha çok Fransızca ve Rusça
kitapların tercümesini İranlı çocuklara sunarken, İntişârât-i
Franklin ağırlıklı olarak Amerikan kökenli kitapları tercüme
edip çocuk okuyucularına ulaştırmaktaydı. Bütün bu çalışmaların
sonucunda çocuklar Farsça dışında diğer dünya dillerinde yazılmış ve
daha sonra Farsça’ya kazandırılmış güzel ve değişik kitaplara
kavuşmuşlardır. Ancak bu gibi tercümeler özellikle batı kaynaklı
eserlerden yapılmış olduklarından dolayı çocuklara tek taraflı bir
bakış açısı kazandırması açısından iyi bir gelişme olarak kabul
edilmemektedir.[46]
Özellikle de romanlar dışındaki eserlerin tercüme edilmesi birtakım
zorunluluklar doğuruyordu. Tercümanların birçoğunun Farsça’ya aşina
olmalarına rağmen çocukları ve gençleri iyi tanıyamamaları,
dolayısıyla çocuklar düzeyinde düşünebilme, onların dünyasına
girebilme, onlara uygun dil kullanabilme yeteneğine sahip olmamaları
nedeniyle onlara hitap edecek konularda fazla yetenekli olamayışları
ortada bir uyuşmazlığın bulunmasına neden oluyordu. Söz konusu
uyuşmazlık, uygun olmayan tercüman seçimi özellikle roman dışında
kalan türler ve bilimsel değer taşıyan eserlerin okuyucu bulamaması
sonucunu doğuruyordu. Bazı eserler çocuklar için çok çekici
geliyordu. Ancak dillerinin ağırlığı, tercümelerinde çocukların
seviyesine inilmemiş olması, çocuk okuyucular için bu tür eserleri
zorlaştırıyor ve anlamalarında zorluklar çıkarıyordu. Bazı yaş
gruplarında yer alan çocuk okuyucular için söz konusu eserlerin bir
kısmının dili uygun görünüyordu. Ancak onlar da konuları çekici
bulmadıkları için bu tür kitapları okumuyorlardı.
Bütün bunlara rağmen çocuk edebiyatı alanında o dönemlerde
yayınlanan hemen hemen bütün eserlerin ortak özelliklerinden biri,
dünya çocuk edebiyatı birikiminden önemli eserlerin tercüme edilerek
İranlı çocuklara kazandırılması ve buna ek olarak genç İranlı
yazarları çocuklara yönelik eserler yazmaya teşvik etmeleri
açısından ileri adımlar olarak kabul edilmektedir. Özellikle İranlı
yazarların bu alanda teşvik edilmeleri Genç yazarların İranlı
çocukların kendi dillerinde orijinal eserler kaleme alınmasına ortam
hazırlanması konusunda olumlu etkileri olmuştur. Bu çalışmalar
ilerleyen zamanla birlikte meyve vermeğe başlamış ve önemli eserler
ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında Kedû-yi Galgalezen,
Nergis u ‘Arusek-i Mu Telayî gibi resimli ve renkli
eserler meydana gelmiştir. Emîr Kebîr Yayınevi’nin Altın
Kitaplar adıyla yayınlamış olduğu dizi kitapların da çocuklar ve
gençlere yönelik okunacak en iyi yayınlar arasında önemli bir yere
sahip olduğunu belirtmek gerekir. Bu diziden olan eserleri kaleme
alanlar arasında önemli yazarlar ve tercümanlar da bulunmaktadır.
[47]
Çocukların okuyabilecekleri kitaplar sadece roman ve hikaye türü
eserlerle sınırlı kalmamıştır. Modern çağda İran edebiyatının önemli
bir türü olan tiyatro alanında da önemli yazarlar tarafından
tiyatrolar yazılmış ve yine İranlı sanatkarlar tarafından bu oyunlar
çocuklar için sahnelenmiştir. Mes‘ûd-i Ferzâd’ın kaleme almış
olduğu Mu‘allim-i Kem âzâd ve Ali Naki Vezîrî’nin
yazmış olduğu Rûz-i Pezîrâyî adlı oyunlar bunlar arasında en
önemlilerindendir. Dr. Ebû’l-Kâsım Cennetî de Ali Bâbâ ve
Çihil Dozd-i Bağdâd, Ğurûr-i Millî ve Beççe-yi Şeytân
adlı tiyatrolarıyla bu alanda eser veren yazarlar arasında
yerini almıştır. Cennetî aynı zamanda Ubeyd-i Zâkânî’nin
Mûş u Gurbe adlı hikayesini de çekici bir şeklide tiyatroya
uyarlayarak bu alandaki çalışmalara katkıda bulunmuştur.[48]
1340 hş./1961 yılı İran çocuk edebiyatında önemli bir dönemeç
noktası olarak kabul edilmektedir. Bu yılda ders kitapları konusunda
köklü değişimler uygulamaya konuldu. Eğitim ve öğretim sistemlerinin
yenilenmesi ve yeni ders kitaplarının eğitimde müfredat
programlarına alınmasıyla birlikte okuma yaşı yaklaşık üç yıl daha
erkene alınınca okur yazar nüfus, kitap okuyan kitle birdenbire
birkaç kat arttı. Çocuk edebiyatı alanında Mecelle-yi Sepîd
adlı dergide birkaç yıl öncesinden yayınlanan makalelerle başlayan
çocuk edebiyatıyla ilgili eleştirel yazılar, daha da artarak
yoğunluk kazandı. Sohen, Rahnomâ-yi Kitâb
ve daha sonraki yıllarda da Nigîn, Firdovsî
ve Temâşâ adlı yayın organları bu alandaki eserler
arasına katıldı. Dolayısıyla çocuk edebiyatı alanında eleştirel bir
bakış açısından kendilerine düşen görevi yerine getirmeğe çalışan
yayın organlarının sayısı önemli ölçüde artmış oldu.
[49]
İlerleyen zamanla birlikte çocuk kitapları, incelenmeye ve hassas
noktalardan ele alınmaya başlandı. 1341 yılında Çocuk Kitapları
Şurası çalışmalarına başlayarak birtakım oturumlar ve
konferanslar düzenleme yoluyla bu alanda ileri adımlar attı. Temel
yükümlülüğü çocuklar ve gençler için uygun kitaplar üzerinde
araştırma yaparak seçici kurul görevinde bulunma olan bu şura, çocuk
kitapları fuarları ve kitap haftaları düzenleme; çocuklar için
kaleme alınmış kitap katalogları hazırlayarak yayınlama ve her yıl
düzenlenen çeşitli etkinliklerle yılın en iyi kitaplarını seçerek,
daha başka birtakım önemli faaliyetlerde bulunarak belki de ilk defa
bu alanda ciddi bir yaklaşım ve sürekli bir çalışmayla çocuk
edebiyatı alanında önemli mesafeler kat eden ilk kurum olma
özelliğini göstermiştir. Bu faaliyetlerine örnek olarak 1341
hş./1962 yılı İsfend ayında Hayyâm Parkı’nda düzenledikleri kitap
fuarını verebiliriz.[50]
Bu dönemde hareketlilik kazanan ve yaygınlaşan yeni şiir
aracılığıyla da Mahmûd-i Kiyânûş, Pervîn-i Devletâbâdî,
M. Âzâd ve daha başka şairler üstün yetenekleriyle çocuklara
yeni kavramlar ve kelimeler kazandırdılar.[51]
Söz konusu çocuk kitapları şurası, üç yıl sonra çocuk edebiyatıyla
ilgili yazıların yayınlanacağı, çocukların bu alandaki problemlerine
çözümlerin aranacağı Mâhnâme-yi Şûrâ-yi Kûdek adlı bir
de dergi daha yayınladı. Söz konusu dergi yayın hayatını yıllarca
sürdürdü ve başta şura üyeleri olmak üzere çocuklar ve gençlerle
ilgili çalışmaları bulunan çeşitli alanlardaki bilim adamları ve
edebiyatçıların makaleleri, şairlerin şiirleri bu dergi aracılığıyla
çocuk ve genç okurlara ulaştırıldı.[52]
Çocuk kitapları şurası faaliyetlerini 1357 hş./1979 devriminden
sonra da kesintiye uğratmadan devam ettirerek son yıllarda
Ferhengnâme-yi Kûdekân ve Novcevânân adlı bir kitapla da
çalışma ve yayın alanını genişletti. Bu kitabın şimdiye kadar (1374
hş.) iki cildi yayınlanmıştır.
1334 hş./1955 yılında Kânûn-i Perveriş-i Fikrî-yi Kûdekân
ve Novcevânân adlı kurum oluşturuldu. Bu kurum çocuklara yönelik
çalışmaları ve çocuk edebiyatının daha ileri noktalara taşınmasını
sağlayan faktörlerden birisi olarak çalışmalarını
devam ettirdi. Sınırları çok geniş bir alanda çocuklar ve gençler
için özellikle de düşünce dünyalarını geliştirici yayınlara imzasını
attı. Çocuklara hizmet veren genel kütüphaneler dışında yazarların,
tercümanların ve yetenekli ressamların da bizzat desteklerini
arkasına alarak çok sayıda kaliteli ve aynı zamanda bir kısmı renkli
resimlerle süslü kitabı çocuk okurların hizmetine sundu. Yine aynı
dergi, kitap fuarları düzenleme, çocuklar için tiyatrolar ve özel
sinema filmleri hazırlama gibi modern çağın çok önemli eğitim
araçlarından da faydalanarak önemli faaliyetlerde katkılarını hiç
esirgemedi.
Bütün bu teşebbüslerinin yanı sıra söz konusu kurum, İranlı
çocukları kitap okumaya teşvik etmede direkt etkisi olan en önemli
etkenlerden biri olan kütüphanelerin ülkenin çeşitli yörelerinde ve
özellikle de geri kalmış yoksul halkın yaşamakta olduğu, kalabalık
bir nüfusa sahip olan bölgelerde yaygınlaştırılmasında önemli rol
oynamıştır. Tahran dışında diğer şehirlerde de çalışmalar başlatan
kurum, kütüphanelerin kurulması, kitabın kitap almaya para
ayıramayan gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarına kadar ulaşmasını
sağladı. Artık bu kütüphanelerin bulunduğu bölgelerde kitap almak
için bu kesimden olan ailelerin para ayırmalarına ihtiyaç da
kalmamış oluyor ve yoksul halk çocukları, pahalı oluşları nedeniyle
alamadıkları değerli kitaplara da böylelikle kavuşmuş oluyordu. Çoğu
bu kurumla bağlantılı olarak çalışmalarda bulunarak çocuk
edebiyatının gelişmesinde yararları olmuş önemli şahsiyetler
arasında Nâdir-i İbrâhîmî, Mahmûd-i Âzâd, Cabbâr Bağçebân,
Ahmed-i Şamlû, Sîrûs Tahbâz, Kutsî-yi Kâzî Nûr, Mahmûd-i Kiyânûş,
Abbâs Yemînî Şerîf...gibi isimler ilk sıralarda yer
almaktadırlar. Aynı yıllarda Azer-i Yezdî, tek başına klasik
İran edebiyatının önemli eserlerini yeniden çocukların diline
uyarlayarak önemli bir çalışmayı başlattı ve çok değerli ve çekici
İran hikayelerini Kıssehâ-yi Hûb Berâyi Beççehâ-yi Hûb
adını verdiği dizi eserleriyle yayınladı.[53]
Aynı yıllarda çocuklara ve gençlere hitab eden dinî yayınlar
alanında hissedilen boşluğu doldurmak amacıyla Murtaza Mutahharî
belli hedefler ve amaçlarla din büyüklerinin hayatların ve din
yolundaki mücadelelerini konu alan Dâstân-i Râstân
adlı iki ciltlik eserini kaleme alarak yayınladı. Bu eseri daha çok
genç neslin yoğun ilgisini kazandı ve Unesco tarafından o yılın en
iyi kitabı ödülüyle ödüllendirildi. Bu eserle birlikte ve daha sonra
gelişen siyasî ve sosyal önemli değişimler nedeniyle çocuk
edebiyatında dinî ağırlıklı kitaplar da kendilerine yer bulmaya
başladılar. Bu eğilim yaygınlaşarak devrim yıllarına kadar da devam
etti.
[54]
Bu yıllarda çocuk edebiyatı alanındaki faaliyetler önemli ölçüde
yoğunlaştı. Her geçen gün artan nüfus içerisindeki genç nüfus
oranının gittikçe fazlalaşması, öğrenci sayısının hızla çoğalması,
iktisadî altyapının oluşturulmaya başlaması, çocuklara ve gençlere
daha fazla ilgi gösterilmesini ve çocuklara yönelik eğitimde daha
geniş ve daha uygun ortamların hazırlanması sonucunu doğurdu. Bu
alandaki gelişmelerin yanı sıra Tahran Üniversitesi edebiyat
fakültesinde Abbâs Yemînî Şerîf öncülüğünde lisans düzeyinde çocuk
edebiyatı dersleri de okutulmaya başlandı. 1356 hş./1977 yılından
itibaren diğer bazı üniversiteler de müfredatlarına aynı alanda
dersler koymaya başladılar. 1357 hş./1978 yılında gerçekleşen İslâm
devriminden sonra İranlı çocukların bu alandaki ihtiyaçlarının
karşılanması amacıyla daha ileri adımlar atılarak çocukların
tecrübelerini geliştirecek faaliyetler yoğunlaştırılmış, şairler ve
yazarlar için kalem oynatacakları yeni ortamlar hazırlanmıştır.
[55]
Bu dönemlerde Ali Eşref-i Dervîşîyân, Ferîdûn-i Dûstdâr,
Rızâ Reh- gozer, Minûçehr-i Kerîmzâde ve özellikle
Mecîd ve Kâlîbâfhâne adlı eserleriyle
bilinen Hûşeng Murâdi-yi Kirmâni gibi isimler göze
çarpmaktadır.
Bu dönemde daha da gelişen tercüme faaliyetleri ve tercümanların
yoğun çalışmaları sonucu önemli eserler İranlı çocukların hizmetine
sunulmuş oldu. Bunlar arasında Erdeşîr Nîkpûr, Gulam Rıza İmâmî,
Muhammed-i Kâzî, Pervîz-i Dâryûş, Îrec-i Cihânşâhî önemli
yazarlar arasında yer almaktadır.
[56]
Çocuklara yönelik eserler yayınlayan yayınevleri arasında bu alanda
uzun süre yaptıkları çalışmalarla önemli merhaleler kat etmiş olan
Sâzmân-i Hemgâm Bâ Kûdekân u Novcevânân ve Surûş’tan
da bahsetmek gerekir.
Bu dönemde yapılan çalışmaları şu şekilde özetlemek mümkündür.
1-
Çocuklara ve gençlere hitap eden güzel kitapların
yayınlanması.
2-
Özellikle yazım tarzı göz önünde bulundurularak
çocukların anlayacağı eserlerin ortaya konulması.
3-
Çocuk ressamların eserlerinin sergilendiği resim
sergilerinin düzenlenmesi.
4-
Tahran’da uluslararası fotoğraf sergisi
düzenlenmesi.
5-
Film festivalleri tertiplenmesi.
6-
Çeşitli konularda tiyatro oyunları sergilenmesi.
7-
Yazarların ve şairlerin katıldığı seminerler
düzenlenmesi.
8-
Uluslararası sanat fuarlarına katılmak.
9-
Çocuk yayınlarının kataloglarını yayınlamak.
[57]
İran’da devrim sonrası çocuk edebiyatı da edebî ve kültürel
alanlardaki diğer faaliyetler gibi dinî atmosferin yoğun etkisi
altında kaldı. Edebiyat, oldukça farklı bir şekil alıp daha değişik
birtakım yapılanmalar kazanarak dinî duyguların ve değerlerin öne
çıktığı bir edebiyat halini almaya başladı. Kânûn-i Perveriş-i
Fikrî-yi Kûdekân ve Novcevânân devrim yıllarında
kısa bir duraklamadan sonra faaliyetlerini yeniden yoğun bir şekilde
başlatıp arkasına gençlerin ve bu alanda çalışmalarda bulunan
birtakım kurumların da desteklerini alıp yeni yeteneklerin ve genç
yazarların da bu alanı seçmeleriyle birlikte batı dilleri başta
olmak üzere diğer dillerden tercümeler yapmak yerine bizzat İranlı
yazarlar tarafından kaleme alınan yeni eserler yayınlamaya başladı.
[58]
Bunlara ek olarak yazarların ve yayınevlerinin çoğu, bu alandaki
çalışmalara önem vererek devrim öncesi fazla ilgilenilmeme ve
desteklenmeme nedeniyle geri kalmış olan dinî değerleri öne çıkaran
eserler hızla ve yoğun bir şekilde yayınlandı. İran-Irak savaşını
izleyen yıllarda kahramanlık duygularının ve tasavvuf ağırlıklı
düşüncelerin ön plana çıkması, birçok yazarın bu alanlarla
ilgilenmelerine, özellikle de çocuk edebiyatıyla ilgili edebî
eserlerde bu gibi duyguların yer almasına neden oldu.
[59]
Son yıllarda Eğitim ve Öğretim Bakanlığına bağlı olarak kurulmuş
olan İntişârât-i Medrese adlı yayınevi, farklı yaş
gruplarından çocuk okurların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla
oldukça nitelikli, kaliteli, çocuklara özel kitaplar ve dergiler
yayınlamakta, bu alanda önemli adımlar atmaktadır. Hovze-yi
Hunerî-yi Sâzmân-i Teblîğât-i İslâmî’nin çalışmaları çocuklara
ve gençlere yönelik eserlerin basımında ve yayınlanmasında önemli
imkanlar hazırlamıştır. Bu kurumun çalışmaları 1360 hş./1981’li
yıllardan itibaren daha da yoğunluk kazanarak devam etmektedir.[60]
Genel olarak bakıldığında çocuk edebiyatı alanında devrim sonrası
dönemde önemli gelişmeler kaydedilmiş olup bu alanda dinî
geleneklere ve klasik törelere dayanan klasik İran edebî geleneğine
dönüş hissedilmekte, özellikle dinî konulu eserlerin çocukların
anlayabileceği bir dile uyarlanarak kaleme alınması, klasik İran
kültür mirasının yeniden özellikle çocuk okurların istifadesine
sunulması çocuk edebiyatı alanındaki olumlu gelişmelere katkıda
bulunmaktadır.[61]
[1] Hicâzî, Benefşe, Edebiyât-i Kûdekân
ve Novcevânân, Tahran 1374 hş., s. 32.
[2] Yâhakkî, Muhammed Ca‘fer, Çun
Sebû-yi Teşne/Edebiyât-i Mu‘âsir- i Îrân, Tahran
1375 hş., s. 238;
[3] Çun Sebû-yi Teşne, s. 238.
[4] A. g. e., s. 238-239.
[5] Attârî, Mehsân, “Edebiyât-i Kûdekân ve
Novcevânân”, Dânişnâme-yi Edeb-i Fârsî, Tahran 1375
hş., I, 79.
[6] Çun Sebû-yi Teşne, s. 239.
[7] İsti‘lâmî, Muhammed, Berresî-yi
Edebiyât-i İmrûz-i Îrân, Tahran 1352 hş., s. 194.
[8] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 194.
[10] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 194-195
[12] Çun Sebû-yi Teşne, s. 239.
[14] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 196.
[15] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 33; “Sehm-i Kûdekân Der Edebiyât-i Gozeşte-yi Îrân”,
Kânûn, I/2, Tahran 1353 hş., s. 46.
[16] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 34.
[17] A. g. e., s. 35;
Gozerî Der
Edebiyât-i Kûdekân, 21.
[18] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 34.
[19] A. g. e., s. 33; Eymen, Leylâ
ve Dîgerân, Gozerî Der Edebiyât-i Kûdekân, Tahran 1353
hş., s. 37.
[20] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 34.
[21] Çun Sebû-yi Teşne, s. 242;
Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân, s. 196.
[22] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 196; Hâtemî, Ahmed, “Cereyânhâ-yi Muhimm-i Edebî-yi
Mu‘âsir-i Îrân” Edebiyât-i Mu‘âsir, I/1, s. 25.
[23] “Cereyânhâ-yi Muhimm-i Edebî-yi
Mu‘âsir-i Îrân” I/1, s. 23.
[24] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 35; Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân, s. 200.
[25] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 201.
[26] Çun Sebû-yi Teşne, s. 241-242;
Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân, 203;
“Cereyânhâ-yi Muhimm-i Edebî-yi Mu‘âsir-i Îrân”
Edebiyât-i Mu‘âsir, I/1, Tahran s. 23.
[27] Çun Sebû-yi Teşne, s., 245;
Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân, s. 205.
[28] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 209.
[29] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 36.
[31] Burka‘î, Seyyid Muhammed Bakır,
Sohenverân-i Nâmi-yi Mu‘âsir-i Îrân, Tahran 1373 hş., I,
422.
[32] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 43.
[34] Çun Sebû-yi Teşne, s. 240-241.
[36] Kûdekân ve Edebiyât-i Resmî-yi
Îrân, Tahran 1371 hş., s. 22; Edebiyât-i Kûdekân ve
Novcevânân, s. 45.
[37] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 209.
[39] Kûdekân ve Edebiyât-i Resmî-yi
Îrân, s. 22; Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân, s.
45.
[40] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 47; Kûdekân ve Edebiyât-i Resmî-yi Îrân, s., 23;
Çun Sebû-yi Teşne, s., 242; Berresî-yi Edebiyât-i
İmrûz-i Îrân, s. 209.
[41] Çun Sebû-yi Teşne, s., 242.
[42] Kûdekân ve Edebiyât-i Resmî-yi
Îrân, s., 23; Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevâ nân,
s. 47.
[43] Kûdekân ve Edebiyât-i Resmî-yi
Îrân, s. 23.
[44] Söz konusu yayınevleri 1979 İslâm
devrimi sonrasında hem isimlerinin değişmesi ve hem
de yeni birtakım faaliyetleri de hedefleyerek yeni bir
yapılanmayla sırasıyla: Sâzmân-i İntişârât ve Âmûziş-i
İnkılâb-i İslâmî ve Şirket-i İntişârât-i İlmî ve
Ferhengî adlarıyla faaliyetlerini sürdürmektedirler.
[45] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 47; Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân, s. 209.
[46] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 210.
[48] Berresî-yi Edebiyât-i İmrûz-i Îrân,
s. 211.
[49] Çun Sebû-yi Teşne, s. 243;
Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân, s. 48.
[50] Kûdekân ve Edebiyât-i Resmî-yi
Îrân, s. 23; Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân, s.
49.
[51] Kûdekân ve Edebiyât-i Resmî-yi
Îrân, s. 24.
[52] Çun Sebû-yi Teşne, s. 243.
[54] A. g. e., s. 245-246.
[55] Edebiyât-i Kûdekân ve Novcevânân,
s. 50.
[58] Çun Sebû-yi Teşne, s. 273.
[60] A. g. e., s. 273-274.