Ebu'l-Feth el-Bustî'nin Kaside-i Nûniyye'sinin, Diyarbakırlı Saîd Paşa Tarafından Yapılan Türkçe Manzum Tercümesi*

Doç. Dr. Mehmet Atalay**

ÖZET

Hicrî IV. yüzyılın sonlarında ve Gazneliler devrinde yaşayan Ebu’l-Feth el-Bustî, tevhid ve maarif hakkında Arapça ve Farsça şiirleri, darbımesel niteliğindeki secili hikmetli sözleri ile ünlüdür. Adı geçen şairin, ahlâkî öğütler içeren ‘Unvânu’l-hikem adlı Arapça bir kasidesi vardır. Bu makalede, sözkonusu kasidenin, Diyarbakırlı Saîd Paşa tarafından yapılmış manzum Türkçe tercümesine yer verilmiştir.

Ebu’l-Feth el-Bustî (ö. 401/1010), hicrî IV. yüzyılın sonunda ve Gazneliler devrinin başlarında yaşamış ünlü züllisâneyn şair ve yazarlardandır. Afganistan’ın Bust şehrinde doğmuştur. Gençliğinde ciddi bir eğitim görmüş ve hadis tahsil etmiştir. Sâmânîlerden Nûh b. Mansûr (366-387/977-997)’un münşî ve kâtipliği görevinde bulunmuştur. Bust emîri Batyuz’a da kâtiplik yapmıştır. Gazneli Mahmûd’un babası Nâsıruddîn Sebuktekin, Bust’u ele geçirdikten sonra onun hizmetine girmiş ve divan-ı resailde görev almıştır. Sebuktekin’in ölüm tarihi olan 387/997’ye kadar bu görevde bulunmuş, Mahmûd’un saltanatının ilk yıllarında da aynı görevde kalmıştır.[1]

Tevhid ve maarif hakkında şiirler, emsal hükmünde müsecca‘ hikemî sözler söyleyen Ebu’l-Feth el-Bustî’nin, Arapça ve Farsça birer divanı vardır.[2] Şairin Arapça divanı, 1294/1877’de Beyrut’ta basılmıştır.[3]

Ebu’l-Feth el-Bustî’nin, ahlâkî öğütler içeren, basit bahrinin mefâ‘ilün fâ‘ilün müstef‘ilün fe‘ilün vezniyle kaleme alınmış, ‘Unvânu’l-hikem, ‘Unvânu’l-hilm veya Kasîde-i Nûniyye adıyla tanınan Arapça bir kasidesi vardır. 63 beyitten oluşan bu kaside, Bedruddîn-i Câcermî tarafından (ö. 686/1287) Farsçaya[4], J. Von Hammer tarafından Almancaya çevirilmiştir.[5] Aynı kaside M. Sadi Çöğenli tarafından Türkçeye tercüme edilerek yayımlanmıştır.[6]

Söz konusu kasidenin 45 beyitlik kısmı, Diyarbakırlı Said Paşa[7] tarafından da manzum olarak Türkçeye çevrilmiştir.[8] Remel bahrinin fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün vezni ile yapılan bu çeviri, müterciminin ölümünden sonra, oğlu Süleyman Nazif[9] tarafından bir mukaddime ile birlikte Mahfil dergisinde yayımlanmıştır.

Süleyman Nazif’in mukaddimesi ile, kasidenin, Diyarbakırlı Said Paşa tarafından yapılan çevirisi ve Arapça metni, Mahfil dergisinden alınarak sunulmuştur[10]:

Küçük Bir Mukaddime

Pederim Diyarbakırlı Saîd Paşa merhûmun şimdiye kadar intişâr etmemiş bir manzûme-i müterceme veya Tercüme-i manzûmesini tam 40 seneden beri medfûn bulunduğu gayr-ı matbû divanından ayrıca istinsah ile Mahfil’in cidâr-ı kabûlüne ta‘lîk etmek istiyorum. Aslı olan neşîde-i Arabiyye edebiyyât-ı İslâm’da pek şâyi‘dir. Bazı ebyât ve mesâriini mesel sûretinde darb ederler. Tercüme-i manzûmesiyle birlikte neşredilirse, o edebiyata livechillâh hizmetden başka bu dâr-ı fenâda bir gâye, bir emel takib etmemiş olan iki müslümanın rûhuna hizmet, yani bir kere daha vesîle-i yâd ve rahmet olur ümidindeyim.

Tercümenin elfâzında bugünkü zevk ve şîve şöyle dursun, vücûda getirildiği zamana nisbetle bile köhne addedilecek şeyler bulunduğunu bilirim. Maksadım bir bedîa-i manzûmeyi neşre delâlet değil, sebeb-i hayâtımın bir yâdigâr-ı hayâtını nisyân ve ziyâ‘dan vikâye etmekdir. Bu tercümede şiir arayanlar belki inkisâr-ı hayâle uğrarlar. Fakat ihlâs ve imandan eser görmek isteyenlerin matlablarını tatmin edecek beyitler nâdir değildir. Nişantaşı, 12 Haziran 1922. Süleyman Nazif.

Fâzıl-ı meşhûr Ebu’l-Feth el-Bustî’nin[11] زيادة المرء في دنياه نقصان mısraıyla musaddar olan Kasîde-i Nûniyye’lerinin tercüme-i manzûmesi:

  

1-    İzdiyâd-ı mâl-i dünyâ mûcib-i noksân olur

       Hayra makrûn olmayan her maslahat hüsrân olur

 

2-    Âdeme her bir nasîbin kim sebâtı olmaya

       Ma‘ni-i vicdânı nefsü’l-emrde fıkdân olur

 

3-    Ey metâ‘-ı dehri cem‘e hırs ile me’lûf olan

       Mâldan yüz gösteren hazz ü mesâr ahzân olur

 

4-    Ziynet-i dünyâ vü dünyâya gönül rabtetme kim

       Her safâsı bir keder, her vaslı bir hicrân olur

 

5-    Eyleyim tafsîl gûş-ı hûşunu ‘atfet bana

       Hüsn-i emsâlim sana yâkût ile mercân olur

 

6-    Nâsa ihsân et ki memlûkun ola her kalb-i hür

       Bu müsellemdir ki insân bende-i ihsân olur

 

7-    Hüsn-i hulku nefse ikbâlinle istikmâle bak

       Çünkü insân nefsini ıslâh ile insân olur

 

8-    Bast kıl erbâb-ı hâcâta cenâh-ı şefkati

       Hürr olan ehl-i niyâza her zamân a‘vân olur

 

9-    İ‘tisâm et ‘urvetü’l-vüskâ-yı ‘ahd-i Hâlık’a

       Ahde istimsâk eden makrûn-ı itmi’nân olur

 

10-  Maksadında Hâlık’ın gayrından imdâd isteyen

       Bilmelidir nâsırı ya ‘acz, ya hızlân olur

 

11- Men‘-i hayrı i‘tiyâd etmekden eyle ihtirâz

       Mâni‘-i hayra ne ihvân ü ne de hillân olur

 

12-  Meyl-i halkı celbeder cûd ü sahâvet gösteren

       Ehl-i buhlun mâlı halk içre ana fettân olur

 

13-  Halkdan me’mûn olur her kimden olsa halk emîn

       Hüsn-i ülfetle karîrü’l-‘ayn olan şâdân olur

 

14-  Çeşmini semt-i hevâ-yı nefsine temdîd eden

       Haşr olunca Hakk’ı rü’yet eylemez hayrân olur

 

15-  Her meşakkat ihtilât-ı gayrdan eyler zuhûr

       Çünkü halkın hükm-i tab‘ı mâ’il-i ‘udvân olur

 

16-  Eyleyen teftîşe meyl ahbâbının ahvâlini

       Anların pek çoğunu hâ’in bulup gazbân olur

 

17-  Meşveret eylerse her kim ki surûf-ı dehr için

       Ittılâ‘âtı cihânın tab‘ına bürhân olur

 

18-  Tohm-ı şerri zer‘ eden şerr ü fesâd eyler hasâd

       ‘Âkıbet ef‘âl-i şerre meyleden nedmân olur

 

19-  Kim ki ehl-i şerre rağbetle olursa hem-nişîn

       Her şerîr anın kamîsinde birer su‘bân olur

 

20-  Ol beşûşü’l-vech kim hürr-i kerîmin himmeti

       Bir muhabbet-nâmedir kim bişr ana ‘ünvân olur

 

21-  Var iken imkân-ı kudret dâ’im ol ihsânda

       Çünkü imkânı ‘atânın kâbil-i noksân olur

 

22-  Gülşenin kim revnakı ezhâra eyler ittibâ‘

       Revnakı da her kerîmin ‘adl ile ihsân olur

 

23-  Perde-i nâmûsunu hetkeyleme dünyâ için

       Hıfz-ı nâmûs eyleyen ‘âkıl kerîmü’ş-şân olur

 

24-  Ekşi yüzlü olma ‘arz eyle beşâşet hasma da

       Düşmene ‘arz-ı beşâşet mûcib-i ahzân olur

 

25-  Hayr olan işlerde tecvîz-i tekâsül eyleme

       Meymenet olmaz o hayr işlerde kim keslân olur

 

26-  Hubb ü buğzu âdeme servetdir îcâb eyleyen

       Sanma kim ‘âlemde servetsizlere yârân olur

 

27-  Mâldan mahrûm olan Sahbân olur Bâkıl olur

       Bâkıl’ın destinde kim emvâl ola Sahbân olur

 

28- Muhtelifdir halk bir tab‘ üzre etmez ittihâd

       Tab‘-ı nâsın nev‘ine ne hadd ü ne pâyân olur

 

29-  Nâhun-ı minnetle tahdîş etme rûy-ı cûdunu

       ‘Arz-ı minnet mâhi-i hâsiyyet-i ihsân olur

 

30- Hazmdan hâlî olan her şahsı etme müsteşâr

       Sonra esrârın rehîn-i mevkı‘-ı i‘lân olur

 

31-  Olmaz ehl-i meşveret dünyâda aslâ münkariz

       ‘Arsa-i pehnâ içinde her zamân fürsân olur

 

32-  Dehrde her bir işin bir vakti bir îcâbı var

       Çâr-sû-yı ‘adlde her emre bir mîzân olur 

      

33-  ‘Âcil olma işde zîrâ sohbetinden korkulur

       Nedc-i ‘illetden mukaddem kimde kim buhrân olur

 

34-  Bir vatanda mâla hem-şehri olan tuğyândır

       Emziren hikmet ile takvâyı bir pistân olur

 

35-  İnbisât eyler ma‘îşetce kanâ‘atdan zuhûr

       Hırs ile me‘lûf olan ehl-i tama‘ gazbân olur

 

36-  Hâsıl olmaz bir kerîmin ki vatanda râhatı

       Ol kerîme sâha-i gabrâ bütün evtân olur

 

37-  Gâfil olma aç gözün ey zulm ile mesrûr olan

       Sen ne gûne nâ’im olsan da felek yakzân olur

 

38-  Eyleyen ‘ilm ü kemâl ü hüsn ü hulku iltizâm

       Dehrde bir katre su içmezse de reyyân olur

 

39-  Cehl ile her kim ki ülfet etmeden hoşnûddur

       Bahra müstağrak bile olsa yine ‘atşân olur

 

40-  Ey şebâbında şarâb-ı hüsn ile ser-mest olan

       Rüşde etmez ittisâl ol kimse kim sekrân olur

 

41-  Gurralanma kasr-ı ‘ümrân-ı cemâlin seyr edip

       Şeybden evvel o ‘ümrânın çoğu vîrân olur

 

42-  Şâb ma‘zûr olsa da kim der ana ma‘zûr kim

       Vakt-i şeyhûhet içinde tâbi‘-i şeytân olur

 

43-  Her günâhı mağfiret eyler Gafûr-ı Kibriyâ

       Anda kim ser-mâye-i ihlâs ile îmân olur

 

44-  Cebreder her kesri dîn ammâ ki zulm ashâbının

       Sanma kim kesr-i rimâhı kâbil-i cübrân olur

 

45-  Yazdığım sözlerdeki emsâle dikkat eyle kim

       Tâlib-i îzâha ol emsâlden tibyân olur

 

 و رِبْحُهُ غيرَ محضِ الخير خُسرانُ
 

 

زِيادةُ المرءِ في دُنياهُ نقصانُ
 

1-

فإنَّ معناه في التحقيق فِقْدانُ
 

 

و كُلُّ وِجدانِ حَظٍّ لاَ ثَباتَ له
 

2-

أُنْسِيتَ أنَّ سُرورَ المالِ أحزانُ
 

 

و يا حريصًا على الأموالِ تَجْمَعُها
 

3-

فصَفْوُها كَدَرٌ و الوَصْلُ هِجْرانُ
 

 

دَعِ الفُؤادَ عن الدُّنيا و زِينتِها
 

4-

كما يُفَصِّلُ ياقوتٌ و مَرْجانُ
 

 

وأرْعِ سَمْعَك أمثالاً أُفَصِّلُها
 

5-

فطالما استَعبَدَ الإنسانَ إحسانُ
 

 

أحْسِنْ إلى الناس تَسْتَعْبِدْ قُلوبَهُم
 

6-

فأنتَ بالنفس لا بالجِسْمِ إنسانُ
 

 

أَقبِلْ على النفسِ و استَكْمِل فضائِلَها
 

7-

يَرْجُو نَداك فإنَّ الحُرَّ مِعْوانُ
 

 

و كُنْ على  الدَّهْر مِعْوانًا لذى أمَلٍ
 

8-

فإنّه الرُّكنُ إن خانَتْك أركانُ
 

 

و اشْدُدْ يديك بحَبْلِ اللهِ مُعتصِمًا
 

9-

فإنَّ ناصِرَه عَجْزٌ و خِذْلانُ
 

 

من استعانَ بغير اللهِ في طَلَبٍ
 

10-

على الحقيقةِ إِخوانٌ و أخْدانُ
 

 

من كان للخير منَّاعًا فليس له
 

11-

إليه و المالُ للإِنسانِ فَتَّانُ
 

 

من جاد بالمال مالَ الناسُ قاطِبَةً
 

12-

و عاش وهْوَ قَريرُ العينِ جَذْلانُ
 

 

من سالَمَ الناسَ يَسلَمْ من غوائِلِهم
 

13-

أَغضَى على الحقِّ يومًا وهْوَ خَزْيانُ
 

 

من مَدَّ طَرْفًا لِفَرْطِ الجهلِ نحوَ هَوَى
 

14-

لأَنَّ سُوسَهُمُ بَغْيٌ و عُدْوانُ
 

 

من عاشَرَ الناسَ لاقَى منهمُ نَصَبًا
 

15 -

فجُلُّ إخوانِ هذا العَصْرِ خَوَّانُ
 

 

ومن يُفَتِّشْ عن الإخوان يَقْلِهُمُ
 

16-

على حقيقةِ طَبْعِ الدهرِ بُرْهانُ
 

 

من استشارَ صُرُوفَ الدَّهرِ قامَ له
 

17-

نَدامةً ولِحَصْدِ الزَّرْع إِبَّانُ
 

 

من يَزْرَعِ الشَّرَّ يَحْصُدْ في عواقِبِه
 

18-

قَمِيصِهِ منهُمُ صِلٌّ و ثُعْبانُ
 

 

من استَنام إلى الأشرارِ نامَ وفي
 

19-

صَحِيفةٌ و عليها البِشْرُ عُنْوانُ
 

 

كُنْ رَيِّقَ البِشْرِ إنّ الحُرَّ هِمَّتُه
 

20-

فلن يَدُومَ على الإحسان إمكانُ
 

 

أَحْسِنْ إذا كان إمكانٌ و مَقْدِرَةٌ
 

21-

والحُرُّ بالعَدْلِ و الإحسانِ يَزْدانُ
 

 

فالرَّوْضُ يَزْدانُ بالأنوارِ فاغِمةً
 

22-

فكُلُّ حُرٍّ لحـُرِّ الوَجْهِ صَوَّانُ
 

 

صُنْ حُرَّ وَجْهِك لاتَهْتِك غِلالَتَه
 

23-

والوَجْهُ بالبِشْرِ والإشراقِ غَضَّانُ
 

 

فإنْ لَقِيتَ عَدُوًّا فالْقَهُ أبدًا
 

24-

فليس يَسعَدُ بالخيراتِ كسلانُ
 

 

دَعِ التكاسُلَ في الخيراتِ تَطْلُبُها
 

25-

وهُمْ عليهِ إذا عادَتْهُ أعوانُ
 

 

والناسُ أعوانُ من والتْهُ دَوْلَتُهُ
 

26-

و باقِلٌ في ثَراءِ المالِ سَحْبانُ
 

 

سَحْبانُ من غيرِ مالٍ باقِلٌ حَصِرٌ
 

27-

غَرائِزٌ لستَ تُحْصِيهِنَّ ألوانُ
 

 

لاتحسَبِ الناسَ طَبْعًا واحِدًا فلَهُمْ
 

28-

فالبِرُّ يَخْدِشُه مَطْلٌ ولَيَّانُ
 

 

لا تَخْدِشَنَّ بِمَطْلٍ وَجْهَ عارِفةٍ
 

29-

قد استَوَى فيه إِسرارٌ و إعلانُ
 

 

لاتَسْتَشِرْ غيرَ نَدْبٍ حازمٍ يقظٍ
 

30-

فبها أبرُّوا كما للحَرْبِ فُرْسانُ
 

 

فللتدابير فُرْسانٌ إذا رَكَضُوا
 

31-

فكلُّ أمرٍ له حَدٌّ و مِيزانُ
 

 

وللأُمور مَواقيتٌ مُقَدَّرةٌ
 

32-

فليس يُحْمَد قبلَ النُّضْج بُحْرانُ
 

 

فلا تَكُنْ عَجِلاً في الأمر تَطْلُبُه
 

33-

وساكِِنَا وَطَنٍ: مالٌ و طُغْيانُ
 

 

هما رَضِيعَا لِبانٍ: حِكمةٌ و تُقَى
 

34-

و صاحبُ الحِرْصِ إن أثْرَى فغَضْبانُ
 

 

و ذو القناعةِ راضٍ من معيشتِهِ
 

35-

ورائَهُ في بسيطِ الأرض أوطانُ
 

 

إذا نَبَا بكريم مَوْطِنٌ فلَهُ
 

36-

إن كنتَ في سِنَةٍ فالدَّهْرُ يَقْظانُ
 

 

يا نائِمًا فَرِحًا بالعِزّ ساعَدَهُ
 

37-

أبْشِرْ فأنتَ بغيرِ الماءِ رَيَّانُ
 

 

يا أيّها العالِمُ المَرْضِيُّ سِيرَتُهُ
 

38-

فأنت ما بينها لا شَكَّ ظَمْآنُ
 

 

ويا أخا الجهلِ لو أَصبحتَ في لُجَجٍ
 

39-

مِن كأسِهِ، هل أصاب الرُّشْدَ نَشوانُ
 

 

يا رافِلاً في الشَّبابِ الرَّحْبِ مُنْتَشِيًا
 

40-

فكَمْ تَقَدَّمَ قبل الشَّيبِ شُبَّانُ
 

 

لا تَغْتَرِرْ بشَبابٍ رائِقٍ نَضِرٍ
 

41-

ما عُذْرُ أَشْيَبَ يَسْتَهْوِيه شيطانُ
 

 

هَبِ الشَّبِيبَةَ يُتلي عُذْرَ صاحِبِها
 

42-

إنْ شَيَّعَ المَرْءَ اخلاصٌ و إيمانُ
 

 

كلُّ الذُّنوبِ فإنَّ اللهَ يَغفِرُها
 

43-

وما لِكَسْرِ قَنَاةِ الدِّين جُبرانُ
 

 

فكلُّ كَسْرٍ فإنَّ الدِّينَ يَجْبُرُهُ
 

44-

فيها لمن يَبتَغِي التِّبيانَ تِبيانُ
 

 

خُذْهَا سَوَائرَ أمثالٍ مُهَذَّبةً
 

45-

ABSTRACT

Abû’l-Fath al-Bustî, who lived in the later part of Islamic fourth century, is famous for his Arabic and Parsian poems and for his sayings of high moral character. He has  an Arabic qasida  ‘Unvân al-Hikam which contains moral advices. In this article, the Turkish translation of this qasida which was translated by Diyarbakırlı Said Pasha was studied.

 

* Bu makalede, Süleyman Nazif’in takdimiyle verilecek olan Kasîde-i Nûniyye’ye ait 45 beyit ve bu beyitlerin Diyarbakırlı Said Paşa tarafından yapılan Türkçe manzum tercümesi, Tâhirü’l-Mevlevî (1877-1951) tarafından 1919-1926 yılları arasında çıkarılan ve 68 sayı yayımlanan Mahfil adlı derginin şu sayı ve sayfalarında yer almıştır: sy. 26 (1340), s. 31-33; sy. 27 (1341), s. 53-54;  sy. 28 (1341), s. 84.

Bu makale yayımlanmak üzere Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi’ne verildikten sonra, Saîd Paşa’nın divançesinin basıldığından haberdar olduk. (Diyarbakırlı Sa‘îd Paşa Dîvânı, haz. Kenan Erdoğan, Manisa 2004.) Makalemizde söz konusu olan kaside, bu divanın 42-45. sayfalarında yer almaktadır.

[1] Râdûyânî, Muhammed b. ‘Omer, Tercumânu’l-belâga (nşr. Ahmed Ateş), İstanbul 1949, haşiye ve izahlar kısmı, s. 94-95.

[2] ‘Avfî, Muhammed, Lubâbu’l-elbâb (nşr. E.G. Browne, tavzîhât kısmını İngilizceden çev.: Muhammed-i ‘Abbâsî), I-II, Tahran 1361 hş., I, 65.

[3] Muderris-i Tebrîzî, Mîrzâ Muhammed ‘Alî, Reyhânetu’l-edeb fî terâcimi’l-ma‘rûfîn bi’l-kunyeti ve’l-lakab yâ kunâ ve elkâb, I-VIII, Tahran 1374 hş., I, 264.

[4] Matlaı

سود كان محض نكوئي نبود خسران است

 

 

هر كمالي كه ز دنيا ست همه نقصان است

 

olan ve 64 beyitten oluşan bu Farsça çeviri için bk. el-Câcermî, Muhammed b. Bedr, Mûnisu’l-ahrâr fî dakâ’ikı’l-eş‘âr (nşr. Mîr Sâlih-i Tabîbî), I-II, Tahran 1350 hş., II, Mukaddime, s. 10-14; krş. Reyhânetu'l-edeb, I, 264; Devletşâh, ‘Alâ’uddevle Bahtîşâh el-Gâzî, Tezkiretu’ş-şu‘arâ (nşr. Muhammed-i Ramazânî), Tahran 1338 hş., s. 164.

[5] M. Sadi Çöğenli, “Ebü’l-Feth El-Büstî ve Unvânü’l-Hikem Tercümesi”, Akademik Araştırmalar Dergisi, yıl: 1, sy. 2 (Ağustos-Eylül-Ekim 1999), s. 121.

[6] Unvânu’l-hikem, çev. M. Sadi Çöğenli, Erzurum 1988 ve 1993; M. Sadi Çöğenli, a.g.m., Akademik Araştırmalar Dergisi, yıl: 1, sy. 2 (Ağustos-Eylül-Ekim 1999), s. 121-131. Ebu’l-Feth el-Bustî hakkında ayrıca bk. Se‘âlibî, Ebû Mansûr ‘Abdulmelik b. Muhammed b. İsmâ‘îl, Yetîmetu’d-dehr fî mehâsini ehli’l-‘asr (nşr. Muhammed Muhyiddîn ‘Abdulhamîd), I-II, Kahire 1375/1956, IV, 304; Tezkiretu’ş-şu‘arâ, s. 23-24; Hidâyet, Rızâ Kulihân, Mecma‘u’l-fusahâ’ (nşr. Muzâhir-i Musaffâ), I-IV, Tahran 1336 hş., I, 150-151; Ethé, Hermann, Târîh-i Edebiyyât-ı Fârsî (çev. Rızâzâde Şafak), Tahran 1337 hş., s. 30; Curfâdekânî, Ebu’ş-Şeref Nâsıh b. Zafer, Tercume-i Târîh-i Yemînî (nşr. Ca‘fer-i Şi‘âr), Tahran 1340 hş., s. 24; Şafak, Rızâzâde, Târîh-i Edebiyyât-ı Îrân, Tahran 1352 hş., s. 129; Ahmed İdâreçi-yi Gîlânî, Şâ‘irân-ı Hem‘asr-ı Rûdekî, Tahran 1370 hş., s. 273-284; Safâ, Zebîhullâh, Târîh-i Edebiyyât der Îrân, I-V, Tahran 1371 hş., I, 407-408; Dânişnâme-i Edeb-i Fârsî (haz. Hasan-i Enûşe v. dğr.), I-III, Tahran 1375-1378 hş, III, 23-24; Şemseddîn Sâmî, Kâmûsü’l-a‘lâm, I-VI, İstanbul 1314, I, 747; Başlangıçtan Gaznelilere Kadar İran Edebiyatı Tarihi (haz. Mehmet Atalay), Erzurum 2000, s. 105-109.

[7] Osmanlı yazar ve tarihçisi. Mardin mutasarrıfı iken 1308’de vefat etti. Basılmış eserleri: Mîzânü’l-edeb, Dîvânçe-i Eş‘âr, Mir’ât-ı Sıhhat, Türkçe Hulâsa-i Mantık, Nuhbetü’l-emsâl, Tabsıratü’l-insân, Mir’âtü’l-iber. Ayrıca, Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni nakaratlı ahlâkî bir manzumesi vardır. Mîzânü’l-edeb, Osmanlı Edebiyatı namına dilimizde yazılan önemli eserlerdendir. Bu konuda bk. Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri I-II-III ve Ahmed Remzî Akyürek Miftâhu’l-kütüb ve Esâmî-i Müellifîn Fihristi (haz. Mustafa Tatcı - Cemâl Kurnaz), Ankara 2000, II, 241-244.

[8] Bu ünlü kasidenin başka Türkçe tercümelerinin de olduğu düşünülebilir. Nitekim Abdülhâlık Nasûhî Bey (ö. 1330/1912), bu kasideyi

                Dünyâ ziyâdeliği insâna noksândır

                Hem kâr-ı nâçîz mahz-ı ayn-ı hüsrândır

matlaıyla Türkçeye çevirmiştir. İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şâirleri (Kemâlü’ş-şuarâ) (haz. Müjgân Cunbur - M. Kayahan Özgül - Hidayet Özcan - İbrahim Baştuğ), I-IV, Ankara 1999-2000, III, 1510.

[9] Şair ve yazar (1870-1927). Ebüzziya Tevfik’le birlikte Tasvîr-i Efkâr gazetesini çıkardı. Çeşitli illerde valilik yaptı. İstanbul’un işgali üzerine yazdığı Kara Bir Gün adlı yazıyla işgali protesto etti. Daha sonra Malta adasına sürüldü. Şiirleri Servet-i Fünun’da yayımlandı. Nesirde daha başarılı oldu. Eserlerinden birkaçı: Gizli Figanlar, El-Cezire Mektupları, Batarya İle Ateş, Firak-ı Irak, Çal Çoban Çal, Tarihin Yılan Hikâyesi, Malta Geceleri, Hz. İsa’ya Açık Mektup, Çalınmış Ülke, Mehmet Âkif, Yıkılan Müesseseler. Bu konuda bk. İhsan Işık, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi, Ankara 2001, s. 832-833.

[10] Bu kısımda tarafımızdan verilen bilgiler köşeli parantez içinde gösterilmiştir.

[11] Yâkût el-Hamevî, Mu‘cemu’l-buldân’ında bâ’nın zammıyla “Bust” kelimesinin “bustan” manasına geldiğini söyledikten sonra medlûlünün Sicistan, Gaznîn ve Herat arasında ve Kâbil mülhakatından havası sıcak, suyu bol, bağı, bahçesi çok bir memleket olduğunu, lâkin VII. asrın ibtidalarında harâba yüz tuttuğunu haber veriyor.

Oradan yetişmiş olan meşâhîri sayarken nâzım-ı kasîde Ebu’l-Feth ‘Alî b. Muhammed için الشاعر الكاتب صاحب التجنيس سمع ابا حاتم حبان روى عنه الحاكم ابو عبد الله مات ببخارا في سنة 400 diyerek müşarünileyh hakkında Umrân b. Mûsâ b. Muhammed et-Tavlakî’nin:

أجَبْنَا و قُلْنا اَبْهَجُ الأرض بُسْتُها
لَزِمْتُ يَدَ الْبُسْتِى دهرًا و بُسْتُها

 

 

إذا قيل أيُّ الأرض في الناس زِينَةٌ
فلو أنّنى أدركتُ يومًا عميدَها

 

kıt‘asıyla “Arzın en latîf yeri neresidir?” diye sorulacak olursa “Bust beldesidir” diyeceğini ve oranın eşrâfıyla mülâkat edebilirse Ebu’l-Feth el-Bustî’nin elini tutup öpeceğini söylemiş olduğunu yazıyor. [Yâkût el-Hamevî, Kitâbu Mu‘cemi’l-buldân, I-VI, Tahran 1965, I, 612.]

Yâkût el-Hamevî’nin Ebu’l-Feth’e “sâhibu’t-tecnîs” demesi, müşarünileyhin من أصلح فاسده أرغم حاسده yani “Hâlindeki fesadı ıslâh eyleyen, hasedkârının burnunu yere sürtmüş olur” ve من أطاع غضبه أضاع أدبه yani “Gazabına uyan, edebini kaybetmiş olur” gibi müsecca‘ fıkralar tahririndeki kudret ve ihtisasına mebnidir.

Ebu’l-Feth el-Bustî’nin Bust hâkimi Batyuz’un kâtibi iken şehrin Ebû Mansûr Sebuktekin tarafından fethi üzerine ona ve ba‘dehu Sultan Mahmûd-ı Gaznevî’ye intisab ile 400 tarihinde vefat eylemiş olduğu Kâmûsu’l-a‘lâm’da [I, 747] muharrerdir.

Diyarbakırlı Saîd Paşa merhûmun 1300 tarihinde ve o zamanın ilcâât-ı ma‘lûmesine tebeiyyetle ancak 45 beytini tercüme eylemiş olduğu bu meşhur kaside 63 beyitten ibarettir. Dârü’l-hikmeti’l-İslâmiyye reîs-i fâzılı Arapkirli Hüseyin Avnî Efendi hazretleri tarafından müstakil ve müfîd bir risâle ile Arapça şerh edilmiştir. Ünvanı Şerhu’l-Kasîdeti’n-Nûniyyeti’l-Bustiyye olan bu risale 1311 tarihinde İstanbul’da basılmıştır. Mahfil.


* Doç.Dr., İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Fars Dili ve Edebiyatı Anabilim dalı.

© 2006-2009 doguedebiyati.com

Bu sitenin bütün içeriği uluslararası telif hakları tarafından korunmaktadır.

Sitede yayınlanan bütün yazı ve kitapların telif hakları, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince yazar ve çevirmenlerine aittir.

Site adı ile birlikte yazar ve çevirmenlerin adları anılarak, tanıtım amacıyla kısa alıntılar yapılabilir.

Ancak yazar veya çevirmenlerin yazılı izni olmadan, yazı ve kitapların tamamı veya bir bölümü yayınlanamaz.

Resim, çizim, ses dosyaları ve sitenin her türlü içeriği izinsiz kullanılamaz.

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için:

admin@doguedebiyati.com