Ebu'l-Feth el-Bustî'nin Kaside-i
Nûniyye'sinin, Diyarbakırlı Saîd Paşa Tarafından Yapılan Türkçe Manzum
Tercümesi
Doç.
Dr. Mehmet Atalay
ÖZET
Hicrî
IV.
yüzyılın sonlarında ve Gazneliler devrinde yaşayan Ebu’l-Feth el-Bustî,
tevhid ve maarif hakkında Arapça ve Farsça şiirleri, darbımesel
niteliğindeki secili hikmetli sözleri ile ünlüdür. Adı geçen şairin,
ahlâkî öğütler içeren ‘Unvânu’l-hikem adlı Arapça bir
kasidesi vardır. Bu makalede, sözkonusu kasidenin, Diyarbakırlı Saîd
Paşa tarafından yapılmış manzum Türkçe tercümesine yer verilmiştir.
Ebu’l-Feth el-Bustî (ö. 401/1010), hicrî IV. yüzyılın sonunda ve
Gazneliler devrinin başlarında yaşamış ünlü züllisâneyn şair ve
yazarlardandır. Afganistan’ın Bust şehrinde doğmuştur. Gençliğinde
ciddi bir eğitim görmüş ve hadis tahsil etmiştir. Sâmânîlerden Nûh
b. Mansûr (366-387/977-997)’un münşî ve kâtipliği görevinde
bulunmuştur. Bust emîri Batyuz’a da kâtiplik yapmıştır. Gazneli
Mahmûd’un babası Nâsıruddîn Sebuktekin, Bust’u ele geçirdikten sonra
onun hizmetine girmiş ve divan-ı resailde görev almıştır.
Sebuktekin’in ölüm tarihi olan 387/997’ye kadar bu görevde bulunmuş,
Mahmûd’un saltanatının ilk yıllarında da aynı görevde kalmıştır.
Tevhid ve maarif hakkında şiirler, emsal hükmünde müsecca‘ hikemî
sözler söyleyen Ebu’l-Feth el-Bustî’nin, Arapça ve Farsça birer
divanı vardır.
Şairin Arapça divanı, 1294/1877’de Beyrut’ta basılmıştır.
Ebu’l-Feth el-Bustî’nin, ahlâkî öğütler içeren, basit
bahrinin mefâ‘ilün fâ‘ilün müstef‘ilün fe‘ilün vezniyle
kaleme alınmış, ‘Unvânu’l-hikem, ‘Unvânu’l-hilm veya
Kasîde-i Nûniyye adıyla tanınan Arapça bir kasidesi vardır.
63 beyitten oluşan bu kaside, Bedruddîn-i Câcermî tarafından (ö.
686/1287) Farsçaya,
J. Von Hammer tarafından Almancaya çevirilmiştir.
Aynı kaside M. Sadi Çöğenli tarafından Türkçeye tercüme edilerek
yayımlanmıştır.
Söz konusu kasidenin 45 beyitlik kısmı, Diyarbakırlı Said Paşa
tarafından da manzum olarak Türkçeye çevrilmiştir.
Remel
bahrinin fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün vezni ile
yapılan bu çeviri, müterciminin ölümünden sonra, oğlu Süleyman Nazif
tarafından bir mukaddime ile birlikte Mahfil dergisinde
yayımlanmıştır.
Süleyman Nazif’in mukaddimesi ile, kasidenin, Diyarbakırlı Said Paşa
tarafından yapılan çevirisi ve Arapça metni, Mahfil
dergisinden alınarak sunulmuştur:
Küçük
Bir Mukaddime
Pederim
Diyarbakırlı
Saîd Paşa merhûmun şimdiye kadar intişâr etmemiş bir manzûme-i
müterceme veya Tercüme-i manzûmesini tam 40 seneden beri medfûn
bulunduğu gayr-ı matbû divanından ayrıca istinsah ile Mahfil’in
cidâr-ı kabûlüne ta‘lîk etmek istiyorum. Aslı olan neşîde-i Arabiyye
edebiyyât-ı İslâm’da pek şâyi‘dir. Bazı ebyât ve mesâriini mesel
sûretinde darb ederler. Tercüme-i manzûmesiyle birlikte neşredilirse,
o edebiyata livechillâh hizmetden başka bu dâr-ı fenâda bir gâye,
bir emel takib etmemiş olan iki müslümanın rûhuna hizmet, yani bir
kere daha vesîle-i yâd ve rahmet olur ümidindeyim.
Tercümenin elfâzında bugünkü zevk ve şîve şöyle dursun, vücûda
getirildiği zamana nisbetle bile köhne addedilecek şeyler
bulunduğunu bilirim. Maksadım bir bedîa-i manzûmeyi neşre delâlet
değil, sebeb-i hayâtımın bir yâdigâr-ı hayâtını nisyân ve ziyâ‘dan
vikâye etmekdir. Bu tercümede şiir arayanlar belki inkisâr-ı hayâle
uğrarlar. Fakat ihlâs ve imandan eser görmek isteyenlerin
matlablarını tatmin edecek beyitler nâdir değildir. Nişantaşı, 12
Haziran 1922. Süleyman Nazif.
Fâzıl-ı meşhûr Ebu’l-Feth el-Bustî’nin
زيادة المرء في دنياه نقصان
mısraıyla musaddar olan Kasîde-i Nûniyye’lerinin tercüme-i
manzûmesi:
1- İzdiyâd-ı mâl-i dünyâ mûcib-i noksân olur
Hayra makrûn olmayan her maslahat hüsrân olur
2- Âdeme her bir nasîbin kim sebâtı olmaya
Ma‘ni-i vicdânı nefsü’l-emrde fıkdân olur
3- Ey metâ‘-ı dehri cem‘e hırs ile me’lûf olan
Mâldan yüz gösteren hazz ü mesâr ahzân olur
4- Ziynet-i dünyâ vü dünyâya gönül rabtetme kim
Her safâsı bir keder, her vaslı bir hicrân olur
5- Eyleyim tafsîl gûş-ı hûşunu ‘atfet bana
Hüsn-i emsâlim sana yâkût ile mercân olur
6- Nâsa ihsân et ki memlûkun ola her kalb-i hür
Bu müsellemdir ki insân bende-i ihsân olur
7- Hüsn-i hulku nefse ikbâlinle istikmâle bak
Çünkü insân nefsini ıslâh ile insân olur
8- Bast kıl erbâb-ı hâcâta cenâh-ı şefkati
Hürr olan ehl-i niyâza her zamân a‘vân olur
9- İ‘tisâm et ‘urvetü’l-vüskâ-yı ‘ahd-i Hâlık’a
‘Ahde istimsâk eden
makrûn-ı itmi’nân olur
10- Maksadında Hâlık’ın gayrından imdâd isteyen
Bilmelidir nâsırı ya ‘acz, ya hızlân olur
11- Men‘-i hayrı i‘tiyâd etmekden eyle ihtirâz
Mâni‘-i hayra ne ihvân ü ne de hillân olur
12- Meyl-i halkı celbeder cûd ü sahâvet gösteren
Ehl-i buhlun mâlı halk içre ana fettân olur
13- Halkdan me’mûn olur her kimden olsa halk emîn
Hüsn-i ülfetle karîrü’l-‘ayn olan şâdân olur
14- Çeşmini semt-i hevâ-yı nefsine temdîd eden
Haşr olunca Hakk’ı rü’yet eylemez hayrân olur
15- Her meşakkat ihtilât-ı gayrdan eyler zuhûr
Çünkü halkın hükm-i tab‘ı mâ’il-i ‘udvân olur
16- Eyleyen teftîşe meyl ahbâbının ahvâlini
Anların pek çoğunu hâ’in bulup gazbân olur
17- Meşveret eylerse her kim ki surûf-ı dehr için
Ittılâ‘âtı cihânın tab‘ına bürhân olur
18- Tohm-ı şerri zer‘ eden şerr ü fesâd eyler hasâd
‘Âkıbet ef‘âl-i şerre meyleden nedmân olur
19- Kim ki ehl-i şerre rağbetle olursa hem-nişîn
Her şerîr anın kamîsinde birer su‘bân olur
20- Ol beşûşü’l-vech kim hürr-i kerîmin himmeti
Bir muhabbet-nâmedir kim bişr ana ‘ünvân olur
21- Var iken imkân-ı kudret dâ’im ol ihsânda
Çünkü imkânı ‘atânın kâbil-i noksân olur
22- Gülşenin kim revnakı ezhâra eyler ittibâ‘
Revnakı da her kerîmin ‘adl ile ihsân olur
23- Perde-i nâmûsunu hetkeyleme dünyâ için
Hıfz-ı nâmûs eyleyen ‘âkıl kerîmü’ş-şân olur
24- Ekşi yüzlü olma ‘arz eyle beşâşet hasma da
Düşmene ‘arz-ı beşâşet mûcib-i ahzân olur
25- Hayr olan işlerde tecvîz-i tekâsül eyleme
Meymenet olmaz o hayr işlerde kim keslân olur
26- Hubb ü buğzu âdeme servetdir îcâb eyleyen
Sanma kim ‘âlemde servetsizlere yârân olur
27- Mâldan mahrûm olan Sahbân olur Bâkıl olur
Bâkıl’ın destinde kim emvâl ola Sahbân olur
28- Muhtelifdir halk bir tab‘ üzre etmez ittihâd
Tab‘-ı nâsın nev‘ine ne hadd ü ne pâyân olur
29- Nâhun-ı minnetle tahdîş etme rûy-ı cûdunu
‘Arz-ı minnet mâhi-i hâsiyyet-i ihsân olur
30- Hazmdan hâlî olan her şahsı etme müsteşâr
Sonra esrârın rehîn-i mevkı‘-ı i‘lân olur
31- Olmaz ehl-i meşveret dünyâda aslâ münkariz
‘Arsa-i pehnâ içinde her zamân fürsân olur
32- Dehrde her bir işin bir vakti bir îcâbı var
Çâr-sû-yı ‘adlde her emre bir mîzân olur
33- ‘Âcil olma işde zîrâ sohbetinden korkulur
Nedc-i ‘illetden mukaddem kimde kim buhrân olur
34- Bir vatanda mâla hem-şehri olan tuğyândır
Emziren hikmet ile takvâyı bir pistân olur
35- İnbisât eyler ma‘îşetce kanâ‘atdan zuhûr
Hırs ile me‘lûf olan ehl-i tama‘ gazbân olur
36- Hâsıl olmaz bir kerîmin ki vatanda râhatı
Ol kerîme sâha-i gabrâ bütün evtân olur
37- Gâfil olma aç gözün ey zulm ile mesrûr olan
Sen ne gûne nâ’im olsan da felek yakzân olur
38- Eyleyen ‘ilm ü kemâl ü hüsn ü hulku iltizâm
Dehrde bir katre su içmezse de reyyân olur
39- Cehl ile her kim ki ülfet etmeden hoşnûddur
Bahra müstağrak bile olsa yine ‘atşân olur
40- Ey şebâbında şarâb-ı hüsn ile ser-mest olan
Rüşde etmez ittisâl ol kimse kim sekrân olur
41- Gurralanma kasr-ı ‘ümrân-ı cemâlin seyr edip
Şeybden evvel o ‘ümrânın çoğu vîrân olur
42- Şâb ma‘zûr olsa da kim der ana ma‘zûr kim
Vakt-i şeyhûhet içinde tâbi‘-i şeytân olur
43- Her günâhı mağfiret eyler Gafûr-ı Kibriyâ
Anda kim ser-mâye-i ihlâs ile îmân olur
44- Cebreder her kesri dîn ammâ ki zulm ashâbının
Sanma kim kesr-i rimâhı kâbil-i cübrân olur
45- Yazdığım sözlerdeki emsâle dikkat eyle kim
Tâlib-i îzâha ol emsâlden tibyân olur
|
و
رِبْحُهُ غيرَ محضِ الخير خُسرانُ
|
|
زِيادةُ المرءِ في دُنياهُ نقصانُ
|
1- |
|
فإنَّ معناه في التحقيق فِقْدانُ
|
|
و كُلُّ وِجدانِ حَظٍّ لاَ ثَباتَ له
|
2- |
|
أُنْسِيتَ أنَّ سُرورَ المالِ أحزانُ
|
|
و يا حريصًا على الأموالِ تَجْمَعُها
|
3- |
|
فصَفْوُها كَدَرٌ و الوَصْلُ هِجْرانُ
|
|
دَعِ الفُؤادَ عن الدُّنيا و زِينتِها
|
4- |
|
كما يُفَصِّلُ ياقوتٌ و مَرْجانُ
|
|
وأرْعِ سَمْعَك أمثالاً أُفَصِّلُها
|
5- |
|
فطالما استَعبَدَ الإنسانَ إحسانُ
|
|
أحْسِنْ إلى الناس تَسْتَعْبِدْ قُلوبَهُم
|
6- |
|
فأنتَ بالنفس لا بالجِسْمِ إنسانُ
|
|
أَقبِلْ على النفسِ و استَكْمِل فضائِلَها
|
7- |
|
يَرْجُو نَداك فإنَّ الحُرَّ مِعْوانُ
|
|
و كُنْ على الدَّهْر مِعْوانًا لذى أمَلٍ
|
8- |
|
فإنّه الرُّكنُ إن خانَتْك أركانُ
|
|
و اشْدُدْ يديك بحَبْلِ اللهِ مُعتصِمًا
|
9- |
|
فإنَّ ناصِرَه عَجْزٌ و خِذْلانُ
|
|
من استعانَ بغير اللهِ في طَلَبٍ
|
10- |
|
على الحقيقةِ إِخوانٌ و أخْدانُ
|
|
من كان للخير منَّاعًا فليس له
|
11- |
|
إليه و المالُ للإِنسانِ فَتَّانُ
|
|
من جاد بالمال مالَ الناسُ قاطِبَةً
|
12- |
|
و عاش وهْوَ قَريرُ العينِ جَذْلانُ
|
|
من سالَمَ الناسَ يَسلَمْ من غوائِلِهم
|
13- |
|
أَغضَى على الحقِّ
يومًا وهْوَ خَزْيانُ
|
|
من مَدَّ طَرْفًا لِفَرْطِ الجهلِ نحوَ
هَوَى
|
14- |
|
لأَنَّ سُوسَهُمُ بَغْيٌ و عُدْوانُ
|
|
من عاشَرَ الناسَ لاقَى منهمُ نَصَبًا
|
15
- |
|
فجُلُّ إخوانِ هذا العَصْرِ خَوَّانُ
|
|
ومن يُفَتِّشْ عن الإخوان يَقْلِهُمُ
|
16- |
|
على حقيقةِ طَبْعِ الدهرِ بُرْهانُ
|
|
من استشارَ صُرُوفَ الدَّهرِ قامَ له
|
17- |
|
نَدامةً ولِحَصْدِ الزَّرْع إِبَّانُ
|
|
من يَزْرَعِ الشَّرَّ يَحْصُدْ في عواقِبِه
|
18- |
|
قَمِيصِهِ منهُمُ صِلٌّ و ثُعْبانُ
|
|
من استَنام إلى الأشرارِ نامَ وفي
|
19- |
|
صَحِيفةٌ و عليها البِشْرُ عُنْوانُ
|
|
كُنْ رَيِّقَ البِشْرِ إنّ الحُرَّ
هِمَّتُه
|
20- |
|
فلن يَدُومَ على الإحسان إمكانُ
|
|
أَحْسِنْ إذا كان إمكانٌ و مَقْدِرَةٌ
|
21- |
|
والحُرُّ بالعَدْلِ و الإحسانِ يَزْدانُ
|
|
فالرَّوْضُ يَزْدانُ بالأنوارِ فاغِمةً
|
22- |
|
فكُلُّ حُرٍّ لحـُرِّ الوَجْهِ صَوَّانُ
|
|
صُنْ حُرَّ وَجْهِك لاتَهْتِك غِلالَتَه
|
23- |
|
والوَجْهُ بالبِشْرِ والإشراقِ غَضَّانُ
|
|
فإنْ لَقِيتَ عَدُوًّا فالْقَهُ أبدًا
|
24- |
|
فليس يَسعَدُ بالخيراتِ كسلانُ
|
|
دَعِ التكاسُلَ في الخيراتِ تَطْلُبُها
|
25- |
|
وهُمْ عليهِ إذا عادَتْهُ أعوانُ
|
|
والناسُ أعوانُ من والتْهُ دَوْلَتُهُ
|
26- |
|
و باقِلٌ في ثَراءِ المالِ سَحْبانُ
|
|
سَحْبانُ من غيرِ مالٍ باقِلٌ حَصِرٌ
|
27- |
|
غَرائِزٌ لستَ تُحْصِيهِنَّ ألوانُ
|
|
لاتحسَبِ الناسَ طَبْعًا واحِدًا فلَهُمْ
|
28- |
|
فالبِرُّ يَخْدِشُه مَطْلٌ ولَيَّانُ
|
|
لا تَخْدِشَنَّ بِمَطْلٍ وَجْهَ عارِفةٍ
|
29- |
|
قد استَوَى فيه إِسرارٌ و إعلانُ
|
|
لاتَسْتَشِرْ غيرَ نَدْبٍ حازمٍ يقظٍ
|
30- |
|
فبها أبرُّوا كما للحَرْبِ فُرْسانُ
|
|
|