Allame Muhammed İkbal
Prof. Dr. Halil Toker
Muhammed İkbal 9 Kasım 1877’de günümüzde Pakistan’ın Pencap Eyaletinde yer alan Siyalkot şehrinde doğdu. Ataları Keşmirli olup Hindu dinine insanları, aşılması
imkânsız toplumsal sınıflara ayıran “kast sistemi”nin en üst katmanı sayılan
Brahman kastına mensuptu. Rivayete göre; Keşmir’e gelen bir evliyanın etkisiyle XVII. Yüzyılda İslâm dinini benimseyen büyükbabası, “Salih” adını aldı. Salih’in
soyundan gelen diğer aile fertleri, yüz yıl kadar sonra Keşmir’den ayrılarak Siyalkot’a yerleşti.
İkbal’in babası Nur Muhammed (1837–1930) dindar ve derviş meşrep bir kişiydi.
Tasavvuf büyüklerine beslediği derin sevgi ve saygı ile dine bağlılığı, onun
çevresinde “okumamış filozof” diye tanınmasını sağlamıştı. Annesi İmam Bîbî de
dindar bir kadındı. İkbal, böyle bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğal
olarak da babası, İkbal’in İslâmî geleneklere uygun bir tarzda yetişmesini
sağladı.
Bölge âdetlerine göre, eğitim çağına (dört yıl, dört ay, dört gün) geldiğinde, o
dönemin yaygın geleneksel eğitim kurumlarından olan bir mahalle mektebine
gönderildi. Bu dönemdeki hocası Mevlevî Seyyid Muhammed Hasan (1844–1929),
yüksek hocalık vasıflarına sahip, geniş Arapça ve Farsça bilgisi bulunan bir
şahıstı. İkbal, Arapça, Farsça ve şiir sanatına ait ilk bilgilerini bu
hocasından aldı.
1893’te Schoch Mission İntermediate College’a kaydını yaptıran İkbal’in ilk
evliliği de aynı yıl gerçekleşti. 1895’te bu okuldan mezun olduktan sonra tarihî
bir medeniyet ve kültür merkezi konumundaki Lahor’a gelerek Government College’a
girdi. Bu dönemde İngilizce, Arapça ve felsefe eğitimi alan İkbal, o günlerde
1898’de felsefe profesörü olarak Government College’a gelmiş bulunan Prof.
Thomas Arnold’un derslerini takip etti.
1899’da felsefe dalında yüksek lisansını tamamlayan İkbal, Orientan College’da
Arapça öğretim görevliliğine atandı. Anılan göreve atanması Prof. Arnold’un
aracılığıyla gerçekleşmişti. Bu, İkbal’in Prof. Arnold üzerinde ne derece iyi
bir izlenim bıraktığını göstergesiydi. Daha sonraki yıllarda, yine Oriental
College’da, 1901’de İngilizce ve 1903’te felsefe dallarında öğretim görevliliği
yapan İkbal, akademik çalışmaları yanında şair olarak da tanınmaya başlamıştı.
Bu dönemde Nâle-i Yetîm (Yetimin Feryadı), Hodâ-hâfiz (Gülegüle), Himâla
(Himalaya) gibi şiirleriyle, sahasında ilk Urduca eser sayılan İlmû’l-İktisâd’ı
kaleme aldı.
1 Eylül 1905 tarihi İkbal’in yaşamında önemli bir dönüm noktasıdır. 1 Eylül’de
zihinsel ve kişisel gelişiminde önemli etkilere yol açacak olan Avrupa’daki
eğitim süreci için yola çıkan İkbal, Ekim ayında İngiltere’ye vardı. Cambridge
Üniversitesi’ne bağlı Trinity College’a kaydını yaptırarak Profesör Mc
Taggart’ın yönetiminde doktora çalışmasına başladı. Fakat o dönemde, anılan
üniversitede felsefe dalında sadece yüksek lisans yapılabildiğinden, doktora
tezini verebilmek için Temmuz 1907’de Almanya’ya Münih Üniversitesi’ne gitti.
1907’de The Devolepment of Metaphysics in Persia (İran’da Metafiziğin
Gelişimi) adlı teziyle doktor unvanını aldı.
Almanya’dan İngiltere’ye dönen İkbal, 6 Temmuz 1908’de hukuk diploması aldı. Bu
arada İslâm dini ile ilgili çeşitli konferanslar verdi ve Muslim League
(Müslüman Sirliği)’in Londra’da açılan şubesine üye oldu. Avrupa’daki eğitim
hayatı sona erince de 27 Temmuz 1908’de ülkesine geri döndü.
Lahor’a gelişinden sonra avukatlık mesleğine başlayan İkbal, Mayıs 1909–1911
yılları arasında Lahor Goverment College’de felsefe profesörlüğü yaptıysa da,
resmî bir görevin düşüncelerini ifade etmesine engel olacağı kaygısıyla
görevinden ayrıldı.
1911’de Osmanlılar ile İtalyanlar arasında Trablusgarb Savaşı başladığında tüm
Hint Müslümanlarının dikkati bu bölgeye çevrilmişti. Tabiî ki, İkbal gibi bir
şairin olaylara kayıtsız kalması mümkün değildi. O günlerde yazdığı şiirlerde ve
özellikle Huzûr-i risâletmeâb meyn (Hz. Peygamber’in Huzurunda) adlı
şiirinde bu etki açıkça kendini gösterdi. Farsça ünlü mesnevisi Esrâr-ı Hodî’yi
de aynı yıllarda kaleme aldı. 1915’te ilk defa basılan bu eseri, yine Farsça
olarak kaleme aldığı Rumûz-i Bî-Hodî izledi (1918).
Şöhreti günden güne yayılarak ülkesinin sınırlarını aşan İkbal’e 1922’de İngiliz
hükümeti tarafındar “Sir” unvanı verildi. İkbal başlangıçta bu unvanı reddetmek
istediyse de, Müslüman bir şairin bu unvanı almasının siyasî getirilerini
düşünerek, hocası Mir Hasan’a “Şemsu’l-‘ulemâ” lâkabının verilmesi şartıyla
unvanı kabul etti.
1926’da Yasama Meclisi üyeliğine seçildi. 1928–1929 yılları arasında Madras,
Maysor ve Aligarh’da bir dizi konferanslar veren İkbal’in bu konferansları Six
Lectures on the Reconstruction of Religious Thought in Islam (İslâm’da Dinî
Düşüncenin Yeniden Teşekkülü Üzerine Altı Konferans) adıyla yayımlandı.
29 Aralık 1930’da Allahabad’da yapılan All India Muslim League (Tüm Hindistan
Müslüman Birliği)’nin yıllık toplantısına başkanlık eden İkbal; “Pencap,
Kuzeybatı Sınır Eyaleti ve Belucistan’ı ayrı bir devlet şeklinde görmek
istiyorum. İngiliz İmparotorluğu’nun içinde ya da dışında, Kuzeybatı Hindistan
Devleti’nin Müslümanlarının nihaî kaderi olacağını görmekteyim. En azından
Kuzeybatı Hindistan için!” şeklindeki açıklamasıyla Hint Müslümanlarının ayrı
bir devlet kurma yönündeki çabalarına yeni bir ivme kazandırdı.
Takip eden yıllarda Müslümanların kendi haklarını koruma yolundaki çabalarında
daha hararetli bir biçimde yer alan İkbal, 1931’in Ekim ve Kasım aylarında
İngiltere’de yapılan İkinci Yuvarlak Masa Konferansı’na delege olarak katıldı.
İngiltere’den dönüşü sırasında 27 Kasım’da İtalya’da Mussolini ile görüştü ve
5–15 Aralık tarihileri arasında Filistin’de gerçekleşen Müslüman Dünyası
Teşkilâtı’nın toplantılarına katıldı. 20 Aralık 1931’de Lahor’a geri döndü.
1932’de felsefî ve dinî düşüncelerini en başarılı şekilde ifade ettiği Farsça
şiir kitabı Cavidname’yi yazdı. 17 Ekim 1932’de Üçüncü Yuvarlak Masa
Konferansı’na katılmak üzere tekrar Londra’ya gitti. Lahor’a döndükten bir süre
sonra Afgan Kralı Nâdir Şah (1880–1933)’ın daveti üzerine Sir Râs Mesud ve
Seyyid Süleyman Nedevî beraberinde olduğu halde 1933’te Kabil’e gitti. Kandehar
ve Gazne şehirlerini ziyaret ederek Gazneli Mahmud ve Senaî ile ilgili
kasidelerini yazdı.
10 Ocak 1934 İkbal’in uzun süre devam edecek ve yaşamını sona erdirecek
hastalığının başlangıcıydı. Boğazında başlayan ve gün geçtikçe ilerleyen bu
hastalık günlük yaşamı ile çalışmalarına sekte vurmaya başlamıştı. “İslâm
Düşüncesinde Zaman ve Mekân” konulu bir dizi konferans vermek üzere Oxford
Üniversitesi tarafından davet edildiği halde, hastalığı dolayısıyla bu daveti
kabul edemedi.
Yine de İslâm’ın tekrar uyanışı ve Hint Müslümanlarının haklarını kazanma
yolundaki çabaları desteklemek için şiirler yazmayı sürdürdü. 1935’te Bâl-ı
Cibrîl, 1936’da Zarb-ı Kelîm adlı Urduca eserlerini yayımladı.
1936–37 yılları arasında Bhopal’e Sir Râs Mesud’un yanına çeşitli defalar
giderek tedavi gördüyse de durumu gittikçe kötüleşti. 1937’de gırtlak kanserine
ilaveten gözlerine katarakt inmesi onun okuma ve yazma imkânını da elinden aldı.
1938 Mayıs’ında hastalığı daha da ilerledi ve Nisan’da kaygı verici bir hâl
aldı. Kesin sona adım adım yaklaştığını bilen İkbal, ölümden korkmadığını her
haliyle belli ediyordu. Ölümünden birkaç gün önce ağabeyinin kendini teselli
eder mahiyetteki sözlerine şu mealdeki Farsça beyitle karşılık verdi:
Mümin’in alâmetini söyleyeyim mi ben sana?
Ölüm ânı gelince tebessüm belirir dudağında!
Muhammed İkbal 21 Nisan 1938’de Lahor’da vefat etti.
Pencapça, Urduca, Farsça ve Almanca’yı bu dillerle rahatlıkla eserler kaleme
alabilecek kadar iyi bilen İkbal’in manzum ve mensur çalışmalarını şu şekilde
sıralamak mümkündür:
1.
Manzum Eserleri
Esrâr-ı Hodi (1915), Rumûz-i Bî-hodî (1918), Peyâm-ı Maşrik, Bâng-ı Derâ (1924),
Zebûr-i Acem (1927), Cavidname (1932), Misafir (1934), Bâl-ı Cibril (1935), Pes
Çi Bâyed Kerd Ey Akvâm-ı Şark (1936), Zarb-ı Kelîm (1936), Armagân-ı Hicaz
(1938)
2.
Mensur Eserleri
‘İlmu’l-İktisâd (1903), The Devolepment of Metaphysics in Persia (1908), Six
Lectures on The Reconstruction on Religious in Islam (1930), Stray Reflections.
(Bibliyografya: Muhammed İkbal, Külliyât-ı İkbâl (Urdu), Lahor 1984; Muhammed
İkbal, Mektuplar, (çev. Halil Toker) İstanbul 2002, s. 9-16.