Anadolu'da Yapılan Mesnevi Şerhleri
Prof. Dr. Ali Güzelyüz
Mesnevî, Mevlanâ Celâleddîn’in kaleme
aldığı 25632
beyitten oluşan altı ciltlik ünlü eseridir. Mesnevî’nin daha iyi anlaşılabilmesi
için, üzerine çeşitli şerhler yapılmıştır. Anadolu sahasında Mesnevî üzerine ilk
şerhler, 15. yüzyılda yapılmıştır. İlk Mesnevî şârihi kabul edilen Mevlevî
İbrahim Big, Mesnevî’nin on yedi hikâyesini nazmen şerh etmiştir.
2377 beyitten oluşan bu eserde konular tasavvufî bakımından tahlil edilmiştir.
Mesnevî’nin ilk mütercim ve şârihlerinden birisi de Şeyh Mu’înuddîn b. Mustafa’dır. O, aynı zamanda
Mevlanâ’dan sonra yetişen ilk Mevlevî şairlerden biri olup Mu’înî mahlasını
kullanmıştır. Mu’înî, Mesnevî’nin birinci cildini Ma’nevî-yi Murâdîye adıyla iki
cilt halinde manzum bir şekilde aynı vezinde tercüme ve şerh ederek h. 840
(1436) yılında tamamlamış ve Osmanlı padişahı II. Murad’a sunmuştur.
Tercüme ve şerh bakımından oldukça başarılı olan bu eser, sade bir dil ile
yazılmıştır.
Şâhidî İbrahim Dede ise, Mesnevî’nin her
cildinden 100 beyit olmak üzere toplam 600 beyit seçmiş ve Gülşen-i Tevhîd
adlı Farsça eserinde her beyti beş beyitle, Mevlanâ’nın Mesnevî’si ile aynı
vezinde manzum olarak açıklamıştır. Bu eser, 1878’de İstanbul’da bastırılmış,
1967 yılında ise Midhat Baharî Beytur tarafından Türkçeye nesir olarak
çevrilmiştir.
Anadolu sahasında Mesnevî’nin ilk tam
şerhi, XVI. yüzyılda Gelibolulu Sürurî Muslihuddîn Mustafa Efendi tarafından
Farsça olarak yapılmıştır.
Beyitlerin gramer bakımından tahlil edilmesi ve hikâyelerin açıklanmasıyla
sınırlı kalan bu şerh, tasavvuf yönünden zayıftır. Kaynakların büyük bir
kısmında Sûdî-yi Bosnevî”nin de Mesnevî’yi Türkçe olarak şerh ettiği
yazılmaktadır. Ancak bütün yazma eser kataloglarında onun böyle bir eseri
olduğuna dair herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Sûdî ayrıca Risâle-i
Müşkilât u Istılâhât-ı Mesnevî adlı bir eser de kaleme almıştır. Mustafa
Şem’î Efendi ise h. 995-1001 (1587-1592) yılları arasında Mesnevî üzerine tam
Türkçe bir şerh telif etmiştir.
Bu şerh, önceki şerhlerden daha fazla ün kazanmıştır.
İsmail Rusûhî Ankaravî, Mesnevî’nin
tamamını Mecmu’atu’l-Letâif ve Ma’mûretu’l-Ma’ârif adlı eserinde şerh
etmiştir.
Bu şerh, Türkçe şerhler arasında en fazla kabul gören şerhtir. Ankaravî,
mukaddimede, temel İslamî ilimlere dair kırkı aşkın kaynağa dayanarak bu eseri
tasavvufî açıdan açıkladığını belirtmektedir. Ankaravî’nin en çok yararlandığı
kaynaklardan biri de Muhyiddin ibn el-Arabî’nin el-Fütûhâtu’l-Mekkiyye’sidir.
Ankaravî bu eserinde, bir yandan Mevlâna’nın fikirlerini açıklarken, diğer
yandan tasavvufun genel kurallarını sade bir ifadeyle ortaya koymuştur.
Mesnevî’yi şerh ederken geniş ölçüde İbn el-Arabî’nin etkisi altında kalması,
Mesnevî’nin ve Mevlâna’nın farklı bir şekilde anlaşılmasına neden olmuştur.
Aslında Muhyiddin ibn el-Arabî ile Mevlâna birçok noktada birleşmiş gibi
görünseler de bazı esaslarda birbirinden ayrılırlar. Vahdet-i vücûd nazariyesini
temellendiren İbn el-Arabî’nin tasavvuf anlayışı irfan ve ma’rifete dayanan
nazarî ve felsefî bir tasavvuftur. Mevlâna’da ise asıl olan aşk, cezbe ve vecd
halleridir. Mevlâna’yı ve Mesnevî’yi İbn el-Arabî’nin tasavvuf telakkilerine
göre anlama ve yorumlama temayülü daha önce başlamış, ancak Ankaravî buna son
şeklini vermiştir. Bu yorum tarzı, fazla değişikliğe uğramadan sonraki
yüzyıllarda da devam etmiştir.
Kahire’de ve İstanbul’da defalarca basılan bu eser, Şam Mevlevîleri’nin isteği
üzerine Cengî Yûsuf Dede tarafından Menhecu’l-Kavî li-Tullâbi’l-Mesnevî
adıyla Arapçaya; İsmet Tasarzâde tarafından da Şerh-i Kebîr-i Ankaravî ber
Mesnevî-yi Ma’nevî-yi Mevlevî adıyla Farsçaya çevrilmiştir.
Abdülmecîd-i Sivâsî, Mesnevî’nin birinci
cildinden 1328 beyti Şerhu Cezîreti’l-Mesnevî adıyla şerh etmiştir.
Sivâsî, kendi devrinde yapılan şerhleri yeterli görmediğini, her beytin hangi
makama, hangi âyete ve hangi hadise ait olduğunu açıklamak ve bu yola yeni
başlayanların daha iyi anlamalarını sağlamak için şerh etmeye başladığını
belirtmektedir.
Eşrefî Pîr Muhammed Mevlevî de,
Mesnevî’nin ilk dört cildini, Hazînetu’l-Ebrâr adlı eserinde şerh
etmiştir.
Sarı Abdullah Efendi, Mesnevî’nin
birinci cildini Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî adıyla şerh etmiştir. Beş cilt
olarak basılan bu eser, sadece bir şerh değil, aynı zamanda bir tasavvuf
ansiklopedisi niteliğindedir.
İsmail Hakkı Bursevî’nin
Rûhu’l-Mesnevî
adlı eseri, Mesnevî’nin birinci cildinin ilk 738 beytini kapsayan oldukça geniş
Türkçe bir şerhtir. Bursevî, eserinin sonunda, Mesnevî’nin manasının anlaşılması
için bu 738 beytin şerhinin yeterli olacağını söylemektedir. Nakşibendî şeyhi
Mehmed Murâd Efendî’nin Hulâsatu’r-Rûh adlı şerhi ise, Mesnevî’nin
tamamını içermektedir.
Mustafa Şem’î Dede, Mesnevî’yi mensur ve
muhtasar bir şekilde 6 cilt halinde şerh etmiştir. Yenikapı Mevlevîhanesi’ne
hizmet eden meşhur kişilerden biri olan Sabûhî Ahmed b. Muhammed ise mürit ve
muhiplerden bazılarının isteği üzerine Mesnevî’de geçen âyet, hadis ve
anlaşılması güç yerleri İhtiyârât-ı Hazret-i Mesnevî-yi Şerîf adlı
eserinde Türkçe olarak açıklayarak şerh etmiştir. Bu şerhin diğer şerhlerden
farkı, âyet ve hadislerin sıkça kıllanılmasıdır.
Şifâî Mehmed Dede ile Şeyh Murâd-ı
Buhârî’nin de muhtasar Mesnevî şerhleri vardır.
Son dönemdeki meşhur Türkçe şerhlerden
birisi de Âbidin Paşa’nın Mesnevî’nin birinci cildine yaptığı 6 ciltlik şerh
olup 1303-1326 yılları arasında İstanbul’da basılmıştır. Mesnevî’nin ilk beyti
26 sayfada, diğer beyitler ise yarımşar sayfada şerh edilmiştir. Her cildin
sonunda, o cildin fihristi vardır. Âbidin Paşa’nın
şerhi, şu özellikleriyle diğer şerhlerden ayrılır:
1. Bazı şerhler Mevlevîlik ve onun temel
düsturlarını eksen alarak kaleme alınmıştır. Abidin Paşa’nın şerhinde ise
tasavvuf genel yapısı içinde işlenmiştir. Herhangi bir tarikata özel yer
ayrılmamıştır.
2. Abidin Paşa’nın şerhi son derece
açık, anlaşılır ve her kesimden insanın yararlanabileceği sadeliktedir. Abidin
Paşa, sadece gerekli gördüğü yerleri değil, anlamı çok açık olan bir kaç beyit
dışında, her beyti ayrı ayrı şerh etmiş, ayrıca genel kapsamlı ayrıntılı
açıklamalar yapmıştır.
3. Abidin Paşa Şerhinde iman ve İslam
dairesi eksen alınmıştır. Temel meselelerde münasebet görülen her yerde batılı
görüşlere de yer verilmiştir. Sokrat, Eflatun, Newton, Volter gibi düşünürlerin,
Şekspir gibi batılı yazarların eserlerinden alıntılar yapılmıştır.
4. Detaylara girilmemiş, teknik terimler
kullanılmamış, mesnevînin şiir dili düzyazı ile adeta yeniden yazılmıştır. Son
derece akıcı ve sade bir dil kullanılmıştır. Abidin Paşa, yazılanların anlaşılır
olmasına öncelik verdiğini bizzat kendisi ifade etmektedir.
5.
Abidin
Paşa şerhinde yüzyıllar boyu süregelen iki ayrı ekolün (Zahir ehli ve batın
ehli, veya tasavvuf ve kelam, veya akıl ve gönül) eklektik bir anlayışla aynı
düzlemde buluşturulmasına gayret edilmiştir. Ana eksen tasavvuf olmakla beraber
akılcı bir metot takip edilmiştir.*
Ahmed Avni Konuk’un 1937’de tamamladığı
Mesnevî şerhi, tam şerh olup otuz dört defterden meydana gelmektedir. Ahmed Avni
Konuk, bu eseri hazırlarken, daha önce kaleme alınan Türk ve Hind şârihlerinin
eserlerini inceleyerek ve Muhyiddin ibn el-Arabî’nin el-Fütûhâtu’l-Mekkiyye
adlı eserindeki görüşlerini de dikkate alarak yazdığı için, en etraflı ve en
etkin Mesnevî şerhi sayılmaktadır. Konuk, beyitlerin önemli bir kısmını da
Mevlânâ’nın Fîh-i mâ Fîh ile açıklamıştır. Konuk, eserinin
mukaddimesinde, metin olarak İsmail Rusûhi-yi Ankaravî’nin nüshasını esas
aldığını, Hind şarihlerinden İmdadullah, Bahru’l-Ulûm Abdu’l-Ali, velî Muhammed
Ekberâbâdî ve Abdurrahman-ı Leknevî’nin şerhlerine de müracaat ettiğini ve
beyitlerin çoğunun açıklamasını uzatmadığını ifâde etmektedir.
Konya Mevlana Müzesi Kitaplığı ve Koca Ragıp Paşa kütüphanesinde yazma nüshaları
bulunan bu eser, 2004 yılından itibaren basımına başlanmış ve şimdiye kadar 5
cildi basılmıştır.
Bir diğer Mesnevî şarihi de
Tahiru’l-Mevlevî’dir. Hocası Mehmed Es’ad Efendi’nin vefatından sonra Fatih
Camiinde Mesnevî dersleri vermeye başladığında, Mesnevî Takrirleri adı altında
tuttuğu notlar, bu şerhin aslını oluşturur.
Tahiru’l-Mevlevî, Mesnevî’nin sadece ilk dört cildinin şerhini tamamlayabilmiş,
5. cildin ise yaklaşık bin beyit kadarını şerh ettikten sonra vefat etmiştir.
Müellif nüshası, Konya Mevlana Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan bu eser 1963
yılından itibaren İstanbul’da basılmıştır. Tahiru’l-Mevlevî, Mesnevî’yi şerh
ederken, ilk önce Farsça aslını, sonra okunuşunu, daha sonra da tercümesini
verdikten sonra açıklamalara geçmektedir. Şerh sırasında âyet ve hadislerden bol
miktarda faydalanmıştır.
Mehmet Muhlis Koner de Mesnevî’nin
birçok şerhinin olduğunu, ancak bunların günümüz gençleri tarafından
anlaşılmadığını, bu yüzden günün ilim, anlayış ve diline uygun olarak açık bir
şekilde tercüme ve açıklamaya ihtiyaç olduğunu söyleyerek şerhe girişmiş ve
Mesnevî’nin tamamını şerh etmiştir. Mesnevî^deki hikâyeleri beyit beyit tercüme
etmemiş, hikâyeyi anlamına uygun bir şekilde özetlemiştir. Hikâyeleri
birbirinden ayırarak sıraya koymuş, böylece Mesnevî’yi daha okunaklı ve açık
hâle getirmiş ve adına Mesnevî’nin Özü demiştir. Bu eser 1961 yılında
basılmıştır.
Anadolu’da yapılan son şerh, Abdülbaki
Gölpınarlı tarafından hazırlanmıştır. Mesnevî’nin tamamını oluşturan bu şerh,
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 6 cilt halinde, 1. baskısı 1972, ikinci
baskısı ise 1985’te basılmıştır.
(Bu tebliğ, 9 Mayıs 2006 tarihinde Tahran'da 4. İran
ve Dünya Edebiyat İşbirliği Sempozyumu'nda Farsça olarak sunulmuştur)
Mesnevî’nin beyit sayısı çeşitli yazmalara göre değişiklik göstermekte
olup 25585 ila 26660 arasında değişmektedir. Hindistan bölgesindeki
yazmalarda 30 bin beyte kadar çıkan Mesnevî’nin beyit sayısı, en
güvenilir neşir olarak değerlendirilen Nicholson’un hazırladığı metinde
25632’dir. Bkz. Nicholson, R.A., The Mathnawi of Jalaluddin Rumi,
I-VIII , Leiden 1925-1940.