Enderz-i Oşnâr-ı Dânâ: Bilge Oşnâr'ın Öğüdü

Prof. Dr. Nimet Yıldırım*

 

Öğüt içerikli metinler ya da öğüt edebiyatı, dünya edebiyatlarında çok eski bir geçmişe sahiptir. “Orta Farsça Dilleri Dönemi” olarak da adlandırılan, İslâm öncesi çağlarda İran’da egemenlik kurmuş Eşkânîler (MÖ. 256-MS. 224) ve Sâsânîler (MS. 224-651) dönemlerinde, Fars edebiyatının Pehlevî dilinde yazılmış ve günümüze kadar gelebilmiş eski yapıtlarının önemli bir bölümü, sözü edilen türde ahlak kuralları, ahlakî öğütler ve hikmet dolu cümlelerle doludur. Söz konusu kitaplarda yer alan öğüt ve ibretli sözlerin kaynakları hakkında kesin bilgi yoktur. Ancak yazılış tarzları ve temalarından anlaşıldığı kadarıyla ahlakî içeriklerinin, önemli bir kısmı Zerdüşt’ün kutsal kitabı Avestâ’ya dayanır. Bu metinlerin bir kısmı bağımsız eserlerde; bir bölümü de, Zerdüşt inanışı eksenli Dînkerd, Guzîdehâ-yi Zâdsperem, Rivâyât-i Pehlevî, Ardâvîrâfnâme, Mînû-yi Hired vb. dinî, tarihî, hamasî ve felsefî eserlerde yer alır. Söz konusu eserlerden her biri, genellikle bir Zerdüşt din büyüğüne nispet edilmekte ve onun adıyla bilinmektedir. [1]

Eski Farsça’da bu tür eserler daha çok “pendnâme “enderznâme”, “enderz” gibi isimlerle bilinmektedir. “Öğüt” anlamlı bir sözcük olan “pend”, kısa anlatımlarla, genellikle bir cümle halinde ifade edilir. “Enderz” ise, Pehlevî dilinde de olduğu gibi pendlerden oluşan gruba verilen isimdir. Önceleri “enderz”; babanın oğlundan yapmasını istediği, hocanın öğrencisine tavsiye ettiği şeylerdi. Örneğin; Enderz-i Âzerbâd Mihrespendân ve Enderz-i Oşnâr-i Dânâ bu türden eserler arasında yer alırlar. [2]

“Enderznâme”, “pendnâme” ve “nasîhatnâme”; “hikmetli sözler”, “öğüt ve nasihat”, “ahlak kuralları”, “din eksenli kurallar ve öğütler” içeren metinlerin genel adıdır. “Enderz”, Pehlevice’de; “handarz”, Eski Farsça “ittifak” ve “güçlendirme”, anlamlarındaki “ham-darza, ham-daraz” kelimelerinden gelir, Orta Farsça (Pehlevice) ve yeni Farsça’da da aynı anlamlarda kullanılır. Enderznâmeler, daha çok din adamlarının, dindaşlarına; hükümdar ve vezirler gibi ülke yöneticileri ve büyük kişiliklerin, çocukları ve yakınlarına, saraylılara ya da bütün halklarına; bilginler ve filozofların, bilim adamları ve halk kitlelerine; babaların, çocuklarına yönelik birtakım hareket ve davranışlarda bulunmalarını salık veren, ahlak kurallarına uymaları, iyilik yapmaları ve kötülüklerden sakınmalarını ifade eden öğütleri konu alırlar. [3]

Eski İran’da, çoğu Pehlevî dilinde kaleme alınmış ahlak ve öğüt içerikli eserlerden meydana gelen öğüt konulu eserler, Pehlevî edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturur. O dönemlere ait Pehlevice çok sayıda ahlak, öğüt ve nasihat konulu eser bulunmaktadır. Bunlardan önemli bir kısmında; öğütler kısa cümlelerle ifade edilirken, okuyucu tarafından daha iyi anlaşılmaları ve daha etkili olmaları amacıyla birtakım örnek hikayeler beraberinde hikmetli ifadeler ve sözlere de yer verilir. Bu tür eserlerden bazılarının, şiirsel ifadeler içermiş olmaları da, bir kısmının, en eski orijinal şekillerinin şiir formatında olduğu tahminini öne çıkarmaktadır. İslâm öncesi dönemlere ait öğüt içerikli eserlerin birçoğu; hükümdarlara, saygın ve bilge kişiliklere; bir kısmı Pîşdâdîler hanedanının dördüncü hükümdarı Cemşîd’e, Keyânîler dönemi bilgelerinden Oşnâr-i Dâna’ya, bazıları da, Sâsânî döneminde yaşamış farklı kişiliklere aittir. [4]

Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnâr, Eski İran’da, Keyânîler döneminde yetişmiş ünlü simalardan biridir. Avestâ’da adı; “Urvaîxšya”, “Aoşnar”, Pehlevî dilinde; “Ōšnar”, daha sonraki dönemlerde kaleme alınmış metinlerde ise, “Hûşver”, “Hûşâver” şekillerinde geçen Oşnâr/Oshnâr: üstad, akıllılığıyla ün kazanmış “bilge” ve “çok zeki” nitelemeleriyle de anılan bir kişiliktir. Kötülüklerden sakınan, aynı zamanda ileri düzeyde hukuk bilgisi de olan Oşnâr, bilgece öğretileriyle İranlıları eğitiyordu.[5] Avestâ’da Oşnâr adı, iki yerde geçer: Bunlardan birinde; onun akıllı, bilge ve zeki bir kişilik olduğu vurgulanırken, Keykavûs’un veziri görevinde bulunduğundan söz edilir. (Avestâ, XIII. Yeşt (Ferverdîn Yeşt), Kerde: 31/131). İkinci olarak da, Âferîn-i Peyâmber Zerdüşt bölümünde, Zerdüşt kendisinden övgüyle söz eder.[6] Dînkerd’te[7]; tanrısal güce sahipliği, olağanüstü özellikleri ve kerametleriyle nitelenir. Keyanîler[8] hükümdarlarından Kavûs/Keykâvûs’un[9] veziri ve danışmanları arasında yer alan Oşnâr’ın görevlerindeki başarısı, üstün yetenekleri ve bilgeliği nedeniyle Keykâvûs, yedi ülkenin padişahlığını ele geçirmiştir. Ancak bütün bunların sonunda, Ehrimen’in kendisini yanıltması ve kışkırtmaları nedeniyle Kâvûs zamanında, bazı rivayetlere göre de hükümdarın yaptığı yanlışlıklara karşı çıktığı ve kendisini eleştirip doğru olanı yapmasını söyleyerek uyardığı gerekçesiyle onun emriyle[10] öldürülmüştür.[11] Zerdüşt inanırları arasında Oşnâr’ın, Keykâvûs tarafından haksız yere öldürülmesi büyük günahlar arasında sayılır. Dînkerd’teki bilgilere göre; tanrısal gücün simgesi ferr, çok zeki olduğundan dolayı daha annesinin karnındayken Cemşîd’ten alındıktan sonra Oşnâr’a verilmiş, bu ferr sebebiyle anne karnında konuşmaya başlamıştı. Oşnâr, yedi ülkede yaşayan insanların dillerini ve kültürlerini öğrenerek İran ülkesine aktarmış, aklını ve zekasını kullanarak İranlılar için en güzel işleri yapmış, onlara en güzel öğütleri vermiştir.[12]

Keykâvus’un, egemenliği dönemlerinde yönetimi altındaki insanlara yaptıkları zulümlerden Oşnâr da nasibini almış, Dâstân-i Dînîk adlı eserde yer alan bir rivayete göre; Oşnâr, Pâûrvâdjirya’nın torunudur. Dînkerd’te Oşnâr’ın, birçok olağanüstü davranışından söz edilir. Bütün dilleri bildiği ve devler dünyasına da egemen olduğu belirtilir. Avestâ’da da Oşnâr “purûdjirâ: çok bilge” nitelemesiyle anılır. [13]

Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’da yer alan öğütler, bir kitap olarak ortaya çıkmadan önce İranlılar tarafından kuşaktan kuşağa sözlü anlatım yoluyla aktarıla gelmiştir. Pehlevî dilinde yazılmış kaynakların aktarımlarına göre; Oşnâr, hem elit tabaka ve hem de halk kesimleri arasında olağanüstü bir üne sahipti. Bilgisi ve akıllılığıyla dillere destan olmuştu. Dâstân-i Dînîk’e[14] göre; “Hûşver/Oşnâr gibi çok akıllı” sözünde olduğu şekilde o, atasözlerine konu olmuştur. Büyük Bundehişn’e[15] göre: O, Keykâvûs zamanında vezirlik görevinde bulunmaktaydı. Ehrimen yanlısı güçlerin Keykâvûs’u yoldan çıkarmaları sonucu, hükümdar tarafından öldürüldü. Rivâyat-i Pehlevî’ye[16] göre ise; o, hafızası çok güçlü, yüksek kavrayışlı bir kişilikti. Diğer bazı Pehlevice eserlerde de, Oşnâr hakkında övücü bilgiler yer almaktadır. [17]

Oşnâr’ın öğrencisinin sorularına vermiş olduğu cevaplardan oluşan Enderz-i Oşnâr-i Dânâ[18] aslında yaklaşık 1.600 kelimeden oluşmaktayken, basılmış şeklinde 1.400 kelimeye yer verilmektedir. Bu öğüt konulu eserin Pehlevî dilindeki orijinal metni, 1930 yılında İngilizce önsöz ve açıklamalarla yayınlanmış, söz konusu baskı esas alınarak Ğulâm Rıza Reşîd-i Yasemî tarafından Farsça’ya Enderz-i Oşnâr-i Dânâ adıyla çevrilmiştir (Tahran 1373 hş).[19] Eserin, Rahîm-i Afîfî tarafından yapılmış bir diğer Farsça çevirisi de, yazarın Esatîr ve Ferheng-i Îrânî adıyla 1374 hş. yılında Tahran’da yayınlanmış olan çalışmasının “Pehlevice Metinler” bölümünde yer almaktadır. Enderz-i Oşnâr-i Dânâ, 56 bölümden oluşur. Bazı bölümlerinde öğütler, sorulu-cevaplı ifadelerle aktarılır.[20] Dinî özellikleri de önemli ölçüde vurgulayan eserin önemli bir kısmı, ahlakî öğütlere yer verir. Eserin Farsça çevirilerinde, çevirmenlerin de ifade ettiği gibi bazı bölümler okunamadığı için boş bırakılmış, söz konusu durum dipnotlarda belirtilmiştir.

İslâm öncesi çağlarda yazılmış Pehlevî edebiyatının ahlak ve öğüt içerikli önemli metinlerinden Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’nın Kopenhagen, Paris ve Munich müzelerinde bulunan birkaç yazma nüshası, Hindistan’da yaşayan Zerdüşt inanırı araştırmacılar tarafından karşılaştırmalı bir çalışmayla yayına hazırlanmış, birtakım açıklamalar ve İngilizce çevirisiyle birlikte E. B. N. Dhabbar editörlüğünde 1930 yılında Bombay’da yayınlanmıştır.

Reşîd-i Yâsemî, çevirisinin önsözünde; söz konusu bilge kişiliğin çok değerli öğütlerini günümüz Farsça’sına aktarırken, eserin Pehlevî dilindeki metninin önsözünde yer alan bilgileri de özetleyerek çevirisinin önsözüne almıştır. Buradaki bilgilere göre; Oşnâr, tarih öncesi çağlarda, yani bir kısmı yarı tarihî çağlar olarak değerlendirilen Keyânîler döneminde yaşamış bir kişiliktir. Akıllılığı, bilgeliği, vezirlik görevindeki üstün başarıları ve diğer özellikleriyle öylesine ün kazanmıştır ki, günümüzde bile öğütleri etkisini sürdürmektedir. Oşnâr’ın belirtilen özellikleri ve ünü Pehlevice Zend[21] ve Rivâyât-i Pehlevî gibi önemli eserlerde de dile getirilir. Birçok eserde o, üstün niteliklerle övülür ve kendisinden; şecaatli, akıllı ve çok zeki bir destûr[22] olarak söz edilir. Oşnâr-i Dânâ ile ilgili aktarılan birtakım rivayetler, Husrev Enûşîrvân (hük. 531-589) döneminin ünlü veziri Bozorgmihr Hekîm’in birtakım serüvenlerini, onun olağanüstü özelliklere sahip bir bitkiyi getirmek üzere özel görevle Hindistan’a gönderilmesi ve oradan Kelîle ve Dimne’yi getirmesini hatırlatır. [23]

Enderz-i Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnâr’ın Öğüdü                                 Türkçe Çeviri[24]

1.       Bilge Oşnâr’ın öğrencisi, kendisinden; birden, bine kadar her bir sayı için bilgece bir söz söylemesini istedi.

2.       Bilge Oşnâr şöyle dedi: “İnsanlar için en iyi kabiliyet ve ilk yetenek akıldır.”

3.       “Yapıldıktan sonra pişmanlık duyulmayan tek iş, iyilik ve karşılığında ödül alınan davranıştır.”

4.       “En verimli ve en çok kar getiren iş, bir meslek sahibi ve sanatkar olmaktır.”

5.       “İnsanlar için en mutluluk verici iş, bilgi edinme ve elindeki mal varlığından başkalarına da karşılıksız olarak vermektir

6.       “Bütün kötülüklerin başını çeken ve gizlenmesi mümkün olmayan en kötü şey, yoksulluktur.”

7.       “İnsandan hiçbir şekilde, hiç bir zaman ayrılmayan, onu yalnız bırakmayan şey, kişinin kendi yaptıklarıdır.”

8.       “Her canlı varlığı eninde sonunda yakalayıp götürecek olan, ölüm ve yokluktur.”

9.       “Evrendeki en hızlı yaratıklardan daha doludizgin olan, kızgınlık arzusu ve kızma yetisidir.”

10.   “Bütün karanlıkları geride bırakan en yoğun karanlık, bilgisizliktir. Bilmediğini bile bilmemektir.”

11.   “Kurtulma imkanı en zor, en şiddetli ve en sıkı bağ, şehvet duyguları, cinsel arzular bağıdır

12.   “En kolay ve en hızlı erişilecek değer, kanaat yani; kendisine verilenle yetinmektir.”

13.   “Cennete götüren tek yol, dosdoğru ve içtenlikle bir inanç ile birlikte iyi işler yapmaktır.”  

14.   “İnsanlar için şu iki süs yeterlidir:

1.       Bilgi sahibi olmak.

2.       Elindeki varlıktan insanlara da pay vermek.”

15.   “İnsanın şu iki şeyden uzak durması, böylelikle haysiyet ve onuruna leke sürmemesi gerekir:

1.       Başkalarıyla konuşurken onlara karşı kesinlikle kaba sözler söylemeyiniz.

2.       Kötülerden asla hiçbir şey istemeyiniz.” 

16.   “Şu iki kişi sürekli olarak gönülleri zehirlemektedir:

1.       Her ihtiyaç duyduğunu başkalarından isteyen.

2.       Çok konuşan, sivri dilli zengin.”   

17.   “Şu iki kişiye son derece saygı duyulmalıdır:

1.       Gerçekten yoksul düşmüş bir kişi.

2.       Alçak gönüllü ve kibirlenmeyen zengin.” 

18.   “Şu iki şey konusunda dikkatle düşünmeğe değer:

1.       Günahlar.

2.       Kötü insanlar.” 

19.   “Şu iki şeyden utanmamak gerek:

1.       Hastalık.

2.       Kişinin yoksul akrabası.” 

20.   “İki kişi, kötülükler ve olumsuzluklarla karşı karşıya geldiklerinde, onu iyilik olarak algılar ve önemsemezler:

1.       Bilgeliği ve üstün kişiliği nedeniyle dünyayı ve dünya malını değerli görmeyen, geçici şeyleri önemsemeyen ve bu yüzden de karşılaştığı olumsuzlukları, olumlu olarak algılayan ve üzülmeyen bilgin kişi.

2.       İyi ile kötü arasındaki farkı algılayamayan, zarar ile yararı birbirinden ayıramayan ve kötülüklerle karşılaştığında üzülmeyen bilgisiz kişi.” 

21.   “İki kişi hayatlarını her zaman hareketli olarak sürdürürler:

1.       Çalışarak geçimini sağlayan işçi.

2.       Yararsız şeylerden zevk alan kişi.” 

22.   “İki kişi için gereğinden ve hak ettiklerinden daha fazla düşman bulunur:

1.       Kendisini her zaman gerçek değerinden ve bulunduğu makamdan daha yücelerde düşünen ve öyle de gören şaşkın, kibirli kişi.

2.       Her şeye karşı çıkan, muhalif yaratılışlı kişi.” 

23.   “İki şeyden asla ayrılmamak ve uzak kalmamak gerekir:

1.       Güzel ahlak.

2.       Akıl.” 

24.   “Üç şeye çok sıkı bir şekilde sarılmak gerekir:

1.       ………..[25]

2.       Dostluk.

3.       Güven.” 

25.   “Şu üç şey çok değerlidir:

1.       ……… [26]

2.       Doğru yerine, hak edene vermek.

3.       ………” [27]

26.   “Şu üç şey son derece zordur: Hırs, genç ve nankör kadın.

27.   “Üç kimse diğer insanlardan daha çok dostluk kurmaya yaraşır ve dostluğa değer:

1.       Bilgin.

2.       İyi doktor.

3.       Kişinin güzel ve iyi huylu hanımı

28.   “Dört şeyden, zamanları gelmezden önce söz etmemek gerekir:

1.       Henüz hazmedilmemiş yemekten.

2.       Henüz ölmemiş kadından.

3.       Henüz savaştan dönmemiş bahadır savaşçıdan.

4.       Henüz ambara konularak depolanmamış tahıldan.” 

29.   “Dört şey vardır ki, ne kadar tartılırlarsa tartılsınlar, değerleri hep düşük çıkar ve kıymetleri her defasında daha da azalır:

1.       Yararsız ve değersiz bilgi öğrenmek.

2.       Kötülük.

3.       Kötü insan.

4.       Korkuyla dolu karanlık yol

30.   “Dört şey ile insanoğlunun makamı yücelir ve bütün alemlerde değeri artar:

1.       Akıl.

2.       İyi yaratılış.

3.       Güzel huy.

4.       Alçak gönüllülük

31.   “Dört şey ile üzüntüler daha kolay giderilebilir:

1.       Bilgelerin sözleri.

2.       Dostlarla görüşmek.

3.       Şarap.

4.       ………” [28]

32.   “Ayın her günü şu üç şeyi elde etmeğe çalışınız:

1.       Kendi huzur ve mutluluğunuz.

2.       İyilerin sevgisini kazanmak

33.   “Şu dört şey, insanlar için çok zararlıdır:

1.       Çok şarap içmek.

2.       Kadınlara aşırı derecede ilgi duymak.

3.       Tavla oyunu oynamak.

4.       Haddinden fazla savaş ve mücadele

34.   “Şu dört şeyle insan çok perişan olur ve kendisini dağıtır:

1.       Evlat.

2.       Kadın.

3.       Öğrenci.

4.       Kötü arkadaş

35.   “Şu dört şey insanlar için daha çok yararlıdır:

1.       Büyüklere saygılı olmak.

2.       (Meşru yollardan) almak ve başkalarına da vermek.

3.       Büyüklere sığınmak.

4.       İyilerle iyi ilişkiler kurmak

36.   “Beş grup insandan uzak durur ve onlarla ilişki kurmaktan kaçınırsanız, sonunda pişmanlık duymazsınız:

1.       İyi ile kötüyü birbirlerinden ayıramayan idareci.

2.       İkiyüzlü dost.

3.       Kötü kadın.

4.       Kötü arkadaş.

5.       Kötü işçi

37.   “Şu beş şey zamanı gelmeden, gerçekleşmeden önce bilinemez ve haklarında kesin bir karar verilemez:

1.       Hükümdarların niyetleri ve inançları.

2.       Kahraman bir adam savaş meydanından dönmeden kahramanlığı.

3.       Bir kişinin, değerli ve üstün nitelikli kişilerin meclislerinde bulunmadan değeri.

4.       Başına bir talihsizlik gelmeden önce kişinin dostluğu.

5.       Hayatı sona ermeden kadının iyi ya da kötü olduğu

38.   “İnsanlar şu beş şeyden biriyle azgın ve kötü adlı olurlar:

1.       Zulüm.

2.       İnsanları alaya alma.

3.       Kızgınlık.

4.       Can güvenliğini önemsememe.

5.       Yaşama hakkına saygı duymama.

6.       Aldatıcılık

39.   “Şu beş özelliği taşıyan kişi, cahil değil bilgin olarak bilinir:

1.       Geçmiş ve uzaklarda kalmış olan şeylere üzülmez.

2.       Başına gelenlerde hata aramaz.

3.       Kaderine ve nasibine razı olur.

4.       Sonsuzluğa yaraşan şeylere ümit bağlar.

5.       Sıkıntılara karşı karşıya kaldığında perişan olup kendisini dağıtmaz.

6.       Bolluk ve nimetler içerisinde sarhoş olup kendisini kaybetmez

40.   “Şu altı özellik bilginlere değil cahillere özgüdür:

1.       Sebepsiz yere kızmak.

2.       Dostunu, düşmanını birbirinden ayıramamak.

3.       Boş yere yararsız ve fazla konuşmak.

4.       Sır saklamamak.

5.       Yersiz ve sebepsiz olarak çok gülmek.

6.