Öğüt
içerikli metinler ya da öğüt edebiyatı, dünya
edebiyatlarında çok eski bir geçmişe sahiptir. “Orta Farsça
Dilleri Dönemi” olarak da adlandırılan, İslâm öncesi
çağlarda İran’da egemenlik kurmuş Eşkânîler
(MÖ.
256-MS. 224)
ve Sâsânîler (MS. 224-651)
dönemlerinde, Fars edebiyatının Pehlevî dilinde yazılmış ve
günümüze kadar gelebilmiş eski yapıtlarının önemli bir
bölümü, sözü edilen türde ahlak kuralları, ahlakî öğütler ve
hikmet dolu cümlelerle doludur. Söz konusu kitaplarda yer
alan öğüt ve ibretli sözlerin kaynakları hakkında kesin
bilgi yoktur. Ancak yazılış tarzları ve temalarından
anlaşıldığı kadarıyla ahlakî içeriklerinin, önemli bir kısmı
Zerdüşt’ün kutsal kitabı Avestâ’ya
dayanır. Bu metinlerin bir kısmı bağımsız eserlerde; bir
bölümü de, Zerdüşt inanışı eksenli Dînkerd,
Guzîdehâ-yi Zâdsperem,
Rivâyât-i Pehlevî,
Ardâvîrâfnâme,
Mînû-yi Hired
vb. dinî, tarihî, hamasî ve felsefî eserlerde yer alır. Söz
konusu eserlerden her biri, genellikle bir Zerdüşt din
büyüğüne nispet edilmekte ve onun adıyla bilinmektedir.
Eski
Farsça’da bu tür eserler daha çok “pendnâme “enderznâme”,
“enderz” gibi isimlerle bilinmektedir. “Öğüt” anlamlı
bir sözcük olan “pend”, kısa anlatımlarla, genellikle bir
cümle halinde ifade edilir. “Enderz” ise, Pehlevî dilinde de
olduğu gibi pendlerden oluşan gruba verilen isimdir.
Önceleri “enderz”; babanın oğlundan yapmasını istediği,
hocanın öğrencisine tavsiye ettiği şeylerdi. Örneğin;
Enderz-i
Âzerbâd Mihrespendân
ve
Enderz-i
Oşnâr-i Dânâ
bu türden eserler arasında yer alırlar.
“Enderznâme”, “pendnâme” ve “nasîhatnâme”; “hikmetli
sözler”,
“öğüt
ve nasihat”,
“ahlak
kuralları”,
“din
eksenli kurallar ve öğütler”
içeren metinlerin genel adıdır. “Enderz”, Pehlevice’de; “handarz”,
Eski Farsça “ittifak”
ve “güçlendirme”,
anlamlarındaki “ham-darza, ham-daraz” kelimelerinden gelir,
Orta Farsça (Pehlevice) ve yeni Farsça’da da aynı anlamlarda
kullanılır. Enderznâmeler, daha çok din adamlarının,
dindaşlarına; hükümdar ve vezirler gibi ülke yöneticileri ve
büyük kişiliklerin, çocukları ve yakınlarına, saraylılara ya
da bütün halklarına; bilginler ve filozofların, bilim
adamları ve halk kitlelerine; babaların, çocuklarına yönelik
birtakım hareket ve davranışlarda bulunmalarını salık veren,
ahlak kurallarına uymaları, iyilik yapmaları ve
kötülüklerden sakınmalarını ifade eden öğütleri konu alırlar.
Eski
İran’da, çoğu Pehlevî dilinde kaleme alınmış ahlak ve öğüt
içerikli eserlerden meydana gelen öğüt konulu eserler,
Pehlevî edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturur. O
dönemlere ait Pehlevice çok sayıda ahlak, öğüt ve nasihat
konulu eser bulunmaktadır. Bunlardan önemli bir kısmında;
öğütler kısa cümlelerle ifade edilirken, okuyucu tarafından
daha iyi anlaşılmaları ve daha etkili olmaları amacıyla
birtakım örnek hikayeler beraberinde hikmetli ifadeler ve
sözlere de yer verilir. Bu tür eserlerden bazılarının,
şiirsel ifadeler içermiş olmaları da, bir kısmının, en eski
orijinal şekillerinin şiir formatında olduğu tahminini öne
çıkarmaktadır. İslâm öncesi dönemlere ait öğüt içerikli
eserlerin birçoğu; hükümdarlara, saygın ve bilge kişiliklere;
bir kısmı Pîşdâdîler hanedanının dördüncü hükümdarı Cemşîd’e,
Keyânîler dönemi bilgelerinden Oşnâr-i Dâna’ya, bazıları da,
Sâsânî döneminde yaşamış farklı kişiliklere aittir.
Oşnâr-i
Dânâ: Bilge Oşnâr, Eski İran’da, Keyânîler döneminde
yetişmiş ünlü simalardan biridir. Avestâ’da
adı; “Urvaîxšya”, “Aoşnar”, Pehlevî dilinde; “Ōšnar”, daha
sonraki dönemlerde kaleme alınmış metinlerde ise, “Hûşver”,
“Hûşâver” şekillerinde geçen Oşnâr/Oshnâr:
üstad,
akıllılığıyla ün kazanmış “bilge” ve “çok zeki”
nitelemeleriyle de anılan bir kişiliktir. Kötülüklerden
sakınan, aynı zamanda ileri düzeyde hukuk bilgisi de olan
Oşnâr, bilgece öğretileriyle İranlıları eğitiyordu.
Avestâ’da Oşnâr adı, iki yerde geçer: Bunlardan
birinde; onun akıllı, bilge ve zeki bir kişilik olduğu
vurgulanırken, Keykavûs’un veziri görevinde bulunduğundan
söz edilir. (Avestâ, XIII. Yeşt (Ferverdîn Yeşt),
Kerde: 31/131). İkinci olarak da, Âferîn-i Peyâmber Zerdüşt
bölümünde, Zerdüşt kendisinden övgüyle söz eder.
Dînkerd’te;
tanrısal güce sahipliği, olağanüstü özellikleri ve
kerametleriyle nitelenir. Keyanîler
hükümdarlarından Kavûs/Keykâvûs’un
veziri ve danışmanları arasında yer alan Oşnâr’ın
görevlerindeki başarısı, üstün yetenekleri ve bilgeliği
nedeniyle Keykâvûs, yedi ülkenin padişahlığını ele
geçirmiştir. Ancak bütün bunların sonunda, Ehrimen’in
kendisini yanıltması ve kışkırtmaları nedeniyle Kâvûs
zamanında, bazı rivayetlere göre de hükümdarın yaptığı
yanlışlıklara karşı çıktığı ve kendisini eleştirip doğru
olanı yapmasını söyleyerek uyardığı gerekçesiyle onun
emriyle
öldürülmüştür.
Zerdüşt inanırları arasında Oşnâr’ın, Keykâvûs tarafından
haksız yere öldürülmesi büyük günahlar arasında sayılır.
Dînkerd’teki
bilgilere göre; tanrısal gücün simgesi ferr, çok zeki
olduğundan dolayı daha annesinin karnındayken Cemşîd’ten
alındıktan sonra Oşnâr’a verilmiş, bu ferr sebebiyle anne
karnında konuşmaya başlamıştı. Oşnâr, yedi ülkede yaşayan
insanların dillerini ve kültürlerini öğrenerek İran ülkesine
aktarmış, aklını ve zekasını kullanarak İranlılar için en
güzel işleri yapmış, onlara en güzel öğütleri vermiştir.
Oşnâr’ın
öğrencisinin sorularına vermiş olduğu cevaplardan oluşan
Enderz-i Oşnâr-i Dânâ
aslında yaklaşık 1.600 kelimeden oluşmaktayken, basılmış
şeklinde 1.400 kelimeye yer verilmektedir. Bu öğüt konulu
eserin Pehlevî dilindeki orijinal metni, 1930 yılında
İngilizce önsöz ve açıklamalarla yayınlanmış,
söz konusu baskı esas alınarak
Ğulâm Rıza Reşîd-i Yasemî
tarafından Farsça’ya Enderz-i Oşnâr-i Dânâ
adıyla
çevrilmiştir (Tahran 1373 hş).
Eserin, Rahîm-i Afîfî tarafından yapılmış bir diğer Farsça
çevirisi de, yazarın Esatîr ve Ferheng-i Îrânî adıyla
1374 hş. yılında Tahran’da yayınlanmış olan çalışmasının
“Pehlevice Metinler” bölümünde yer almaktadır.
Enderz-i Oşnâr-i Dânâ,
56 bölümden oluşur. Bazı bölümlerinde öğütler,
sorulu-cevaplı ifadelerle aktarılır.
Dinî özellikleri de önemli ölçüde vurgulayan eserin önemli
bir kısmı, ahlakî öğütlere yer verir. Eserin Farsça
çevirilerinde, çevirmenlerin de ifade ettiği gibi bazı
bölümler okunamadığı için boş bırakılmış, söz konusu durum
dipnotlarda belirtilmiştir.
İslâm
öncesi çağlarda yazılmış Pehlevî edebiyatının ahlak ve öğüt
içerikli önemli metinlerinden Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’nın
Kopenhagen, Paris ve Munich müzelerinde bulunan birkaç
yazma nüshası, Hindistan’da yaşayan Zerdüşt inanırı
araştırmacılar tarafından karşılaştırmalı bir çalışmayla
yayına hazırlanmış, birtakım açıklamalar ve İngilizce
çevirisiyle birlikte E. B. N. Dhabbar editörlüğünde 1930
yılında Bombay’da yayınlanmıştır.
Enderz-i
Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnâr’ın Öğüdü
Türkçe
Çeviri
1.
Bilge
Oşnâr’ın öğrencisi, kendisinden; birden, bine kadar her bir
sayı için bilgece bir söz söylemesini istedi.
2.
Bilge
Oşnâr şöyle dedi: “İnsanlar için en iyi kabiliyet ve ilk
yetenek akıldır.”
3.
“Yapıldıktan
sonra pişmanlık duyulmayan tek iş, iyilik ve karşılığında
ödül alınan davranıştır.”
4.
“En
verimli ve en çok kar getiren iş, bir meslek sahibi ve
sanatkar olmaktır.”
5.
“İnsanlar
için en mutluluk verici iş, bilgi edinme ve elindeki mal
varlığından başkalarına da karşılıksız olarak vermektir.”
6.
“Bütün
kötülüklerin başını çeken ve gizlenmesi mümkün olmayan en
kötü şey, yoksulluktur.”
7.
“İnsandan
hiçbir şekilde, hiç bir zaman ayrılmayan, onu yalnız
bırakmayan şey, kişinin kendi yaptıklarıdır.”
8.
“Her
canlı varlığı eninde sonunda yakalayıp götürecek olan, ölüm
ve yokluktur.”
9.
“Evrendeki
en hızlı yaratıklardan daha doludizgin olan, kızgınlık
arzusu ve kızma yetisidir.”
10.
“Bütün
karanlıkları geride bırakan en yoğun karanlık,
bilgisizliktir. Bilmediğini bile bilmemektir.”
11.
“Kurtulma
imkanı en zor, en şiddetli ve en sıkı bağ, şehvet duyguları,
cinsel arzular bağıdır.”
12.
“En
kolay ve en hızlı erişilecek değer, kanaat yani; kendisine
verilenle yetinmektir.”
13.
“Cennete
götüren tek yol, dosdoğru ve içtenlikle bir inanç ile
birlikte iyi işler yapmaktır.”
14.
“İnsanlar
için şu iki süs yeterlidir:
1.
Bilgi
sahibi olmak.
2.
Elindeki
varlıktan insanlara da pay vermek.”
15.
“İnsanın
şu iki şeyden uzak durması, böylelikle haysiyet ve onuruna
leke sürmemesi gerekir:
1.
Başkalarıyla konuşurken onlara karşı kesinlikle kaba sözler
söylemeyiniz.
2.
Kötülerden asla hiçbir şey istemeyiniz.”
16.
“Şu
iki kişi sürekli olarak gönülleri zehirlemektedir:
1.
Her
ihtiyaç duyduğunu başkalarından isteyen.
2.
Çok
konuşan, sivri dilli zengin.”
17.
“Şu
iki kişiye son derece saygı duyulmalıdır:
1.
Gerçekten
yoksul düşmüş bir kişi.
2.
Alçak
gönüllü ve kibirlenmeyen zengin.”
18.
“Şu
iki şey konusunda dikkatle düşünmeğe değer:
1.
Günahlar.
2.
Kötü
insanlar.”
19.
“Şu
iki şeyden utanmamak gerek:
1.
Hastalık.
2.
Kişinin
yoksul akrabası.”
20.
“İki
kişi, kötülükler ve olumsuzluklarla karşı karşıya
geldiklerinde, onu iyilik olarak algılar ve önemsemezler:
1.
Bilgeliği
ve üstün kişiliği nedeniyle dünyayı ve dünya malını değerli
görmeyen, geçici şeyleri önemsemeyen ve bu yüzden de
karşılaştığı olumsuzlukları, olumlu olarak algılayan ve
üzülmeyen bilgin kişi.
2.
İyi ile
kötü arasındaki farkı algılayamayan, zarar ile yararı
birbirinden ayıramayan ve kötülüklerle karşılaştığında
üzülmeyen bilgisiz kişi.”
21.
“İki
kişi hayatlarını her zaman hareketli olarak sürdürürler:
1.
Çalışarak
geçimini sağlayan işçi.
2.
Yararsız
şeylerden zevk alan kişi.”
22.
“İki
kişi için gereğinden ve hak ettiklerinden daha fazla düşman
bulunur:
1.
Kendisini
her zaman gerçek değerinden ve bulunduğu makamdan daha
yücelerde düşünen ve öyle de gören şaşkın, kibirli kişi.
2.
Her şeye
karşı çıkan, muhalif yaratılışlı kişi.”
23.
“İki
şeyden asla ayrılmamak ve uzak kalmamak gerekir:
1.
Güzel
ahlak.
2.
Akıl.”
24.
“Üç
şeye çok sıkı bir şekilde sarılmak gerekir:
1.
………..
2.
Dostluk.
3.
Güven.”
25.
“Şu üç
şey çok değerlidir:
1.
………
2.
Doğru
yerine, hak edene vermek.
3.
………”
26.
“Şu üç
şey son derece zordur: Hırs, genç ve nankör kadın.
27.
“Üç
kimse diğer insanlardan daha çok dostluk kurmaya yaraşır ve
dostluğa değer:
1.
Bilgin.
2.
İyi
doktor.
3.
Kişinin
güzel ve iyi huylu hanımı.”
28.
“Dört
şeyden, zamanları gelmezden önce söz etmemek gerekir:
1.
Henüz
hazmedilmemiş yemekten.
2.
Henüz
ölmemiş kadından.
3.
Henüz
savaştan dönmemiş bahadır savaşçıdan.
4.
Henüz
ambara konularak depolanmamış tahıldan.”
29.
“Dört
şey vardır ki, ne kadar tartılırlarsa tartılsınlar,
değerleri hep düşük çıkar ve kıymetleri her defasında daha
da azalır:
1.
Yararsız
ve değersiz bilgi öğrenmek.
2.
Kötülük.
3.
Kötü
insan.
4.
Korkuyla
dolu karanlık yol.”
30.
“Dört
şey ile insanoğlunun makamı yücelir ve bütün alemlerde
değeri artar:
1.
Akıl.
2.
İyi
yaratılış.
3.
Güzel huy.
4.
Alçak
gönüllülük.”
31.
“Dört
şey ile üzüntüler daha kolay giderilebilir:
1.
Bilgelerin sözleri.
2.
Dostlarla
görüşmek.
3.
Şarap.
4.
………”
32.
“Ayın
her günü şu üç şeyi elde etmeğe çalışınız:
1.
Kendi
huzur ve mutluluğunuz.
2.
İyilerin
sevgisini kazanmak.”
33.
“Şu
dört şey, insanlar için çok zararlıdır:
1.
Çok şarap
içmek.
2.
Kadınlara
aşırı derecede ilgi duymak.
3.
Tavla
oyunu oynamak.
4.
Haddinden
fazla savaş ve mücadele.”
34.
“Şu
dört şeyle insan çok perişan olur ve kendisini dağıtır:
1.
Evlat.
2.
Kadın.
3.
Öğrenci.
4.
Kötü
arkadaş.”
35.
“Şu
dört şey insanlar için daha çok yararlıdır:
1.
Büyüklere
saygılı olmak.
2.
(Meşru
yollardan) almak ve başkalarına da vermek.
3.
Büyüklere
sığınmak.
4.
İyilerle
iyi ilişkiler kurmak.”
36.
“Beş
grup insandan uzak durur ve onlarla ilişki kurmaktan
kaçınırsanız, sonunda pişmanlık duymazsınız:
1.
İyi ile
kötüyü birbirlerinden ayıramayan idareci.
2.
İkiyüzlü
dost.
3.
Kötü
kadın.
4.
Kötü
arkadaş.
5.
Kötü işçi.”
37.
“Şu
beş şey zamanı gelmeden, gerçekleşmeden önce bilinemez ve
haklarında kesin bir karar verilemez:
1.
Hükümdarların niyetleri ve inançları.
2.
Kahraman
bir adam savaş meydanından dönmeden kahramanlığı.
3.
Bir
kişinin, değerli ve üstün nitelikli kişilerin meclislerinde
bulunmadan değeri.
4.
Başına
bir talihsizlik gelmeden önce kişinin dostluğu.
5.
Hayatı
sona ermeden kadının iyi ya da kötü olduğu.”
38.
“İnsanlar
şu beş şeyden biriyle azgın ve kötü adlı olurlar:
1.
Zulüm.
2.
İnsanları
alaya alma.
3.
Kızgınlık.
4.
Can
güvenliğini önemsememe.
5.
Yaşama
hakkına saygı duymama.
6.
Aldatıcılık.”
39.
“Şu
beş özelliği taşıyan kişi, cahil değil bilgin olarak
bilinir:
1.
Geçmiş ve
uzaklarda kalmış olan şeylere üzülmez.
2.
Başına
gelenlerde hata aramaz.
3.
Kaderine
ve nasibine razı olur.
4.
Sonsuzluğa yaraşan şeylere ümit bağlar.
5.
Sıkıntılara karşı karşıya kaldığında perişan olup kendisini
dağıtmaz.
6.
Bolluk ve
nimetler içerisinde sarhoş olup kendisini kaybetmez.”
40.
“Şu
altı özellik bilginlere değil cahillere özgüdür:
1.
Sebepsiz
yere kızmak.
2.
Dostunu,
düşmanını birbirinden ayıramamak.
3.
Boş yere
yararsız ve fazla konuşmak.
4.
Sır
saklamamak.
5.
Yersiz ve
sebepsiz olarak çok gülmek.
6.
İnsanlara
karşı küstahça tavırlar takınmak.”
41.
“Şu
altı şeyden kaçınmak gerekir…….”
42.
“…………………………………………………………….
1.
Kızgınlık
anında büyüklük göstermek.
2.
Gönlünden
kini söküp atmak.
3.
İyiliklere yönelmek ve kötülüklerden sakınmak.
4.
Evrendeki
bütün varlıkların bir gün yok olacaklarını düşünmek.
5.
Kendilerine bir yarar sağlar diye düşmanlarına iyi
olduklarını söylememek.
6.
Dostlarına karşı kötü söz değil her zaman güzel sözler
söylemek.
7.
Hiçbir
gerekçeyle iyi bir işi ve fırsatı elden kaçırmamak.
8.
Kendi
hata ve kusurlarını saklamak.
9.
Hatalarını süsleyerek iyi ve doğruymuş gibi göstermek.
10.
Başkalarının ayıplarını ve hatalarını ortaya döküp onlar
hakkında konuşmak.”
43.
Oşnâr’ın
öğrencisi şunları sordu:
1.
Yapılması
iyi ve daha yararlı olan şey nedir?
2.
Yapılmaması iyi ve daha yararlı olan şey nedir?
3.
Korunması
daha iyi olan şey nedir?
4.
Engellenmesi daha iyi olan şey nedir?
5.
Terk
edilmesi daha iyi olan şey nedir?
6.
Önemsenmesi ve özenle korunması gereken nedir?”
44.
Oşnâr,
bütün bunlara karşılık olarak şöyle cevap verdi:
1.
Yapılması
daha iyi olan şey, barıştır.
2.
Yapılmaması daha iyi olan şey savaşmak ve feryad etmektir.
3.
Korunması
daha iyi olan şey, dildir
4.
Engellenmesi daha iyi olan şey kızgınlıktır.
5.
Terk
edilmesi daha iyi olan şey, kindir.
6.
Özenle
korunması daha iyi olan şey, dindir.”
45.
Oşnâr’ın
öğrencisi şöyle sordu: “Var olan ve yok olan şey nedir?
Şu bizi aldatan şey nedir?”
46.
Oşnâr şu
şekilde cevap verdi: “Var olan, ruhtur. Bizleri aldatan
ise tendir. Bilgelerin ve din bilginleriyle uzmanların
sözlerini can kulağıyla dinlemeyen, onların çok değerli
sözlerini kendilerine kılavuz edinmeyen, onların dediklerini
yapmayan, yaptığı iyiliklerden vazgeçen, yürüdüğü doğru
yoldan ayrılan, sanki (dünyada) yok gibidir. Bilgin kişi,
din konusunda bilinmesi gerekenleri bilen kişi demektir. Din
bilgini denilen kişi, iyi düşünce iyi söz ve iyi davranış
konusunda hiçbir şüphesi bulunmayan, doğru ve gerçek inancı
taşıyan, ışığa
gönül bağlayan ve onu önder alan kişidir.”
47.
“İyiliğin
başlangıcını ve yaratılışını kimin iyi ve yararlı olarak
kabul ettiğini, kötülüğün başlangıcı ve yaratılışının iyi ve
yararlı olduğuna kimin inandığını biliniz.”
48.
Bilge
Oşnâr şunu da söylemiştir: “Hırs,
kanaat ile, şehvet bir çare ile, kızgınlık
iyi düşünceyle ortadan kaldırılabilir ve engellenebilir.
Herhangi bir iyi düşünce aklına geldiğinde, zaman
kaybetmeden hemen onu gerçekleştirmeğe çalış. Kötü bir
düşünce zihnini kurcalamaya başlarsa, hemen ondan uzaklaş.”
49.
Oşnâr’ın
öğrencisi şunu da sordu: “Yoksul kişi ne ile mutlu olur?”
Oşnâr bu
soruya şu şekilde cevap verdi: “Temizlikten ve
kötülüklerden sakınmaktan daha değerli bir iyilik olmadığı,
kötülüklere dalmaktan daha büyük bir kötülük olmadığı için,
yoksul kişi iyilikler ve sevap getirecek davranışlarla
hazinesini doldurabilir. Bu durumda tek olan Yezdân onun
dostudur. Yezdân’a dost olan nasıl tek başına kalabilir?!”
50.
Öğrencisi, Oşnâr’a şunu da sordu: “Ölümsüzlük nedir?”
Oşnâr şöyle cevap verdi.
51.
Hırs,
kanaat ile, şehvet bir çare ile, kızgınlık iyi düşünceyle
ortadan kaldırılabilir ve engellenebilir.
52.
Oşnâr’ın
öğrencisi şunu da sordu: “Sevap nedir?”
Oşnâr
şöyle cevap verdi: “Sevap, günahlardan kaçınmak ve
kendisine verilen ile yetinmektir.”
53.
1.
Akıllı
olmak isteyen kişiye söyle, derin düşünceli olsun.
2.
İyi
ahlaklı olmak isteyen kişiye söyle, gönlü dertli olsun,
insanların üzüntülerini paylaşsın.
3.
Saygın
olmak isteyen kişiye söyle, iyilerle arkadaş olsun.
4.
Candan
dost olmak isteyen kişiye söyle, cömert olsun.
5.
Kar etmek
ve her zaman kazanmak isteyen kişiye söyle, kimselerle alay
etmesin.
6.
Güzel
sözlü olmak isteyen kişiye söyle, hep doğru sözlü olsun.
7.
Canının
güvencede olmasını isteyen kişiye söyle, herkesi sevsin ve
kötü ahlaklı olmasın.
8.
Perişan
olmamak isteyen kişiye söyle, yararlı bilgiler edinsin.
54.
Akıllı ve
deneyimli bilge devamla şöyle dedi: “Fazla mal varlığı
herkes için zararlıdır. Çünkü, haddinden fazla mal sahibi
olan, malını daha da artırmaya düşkün olur. Malı olmayanlar,
şiddetli arzular ve çok hızlı bir şekilde mal isterler. Mal
sahibi olanlar, her zaman aceleyle daha da artırma ve onları
koruma konusunda endişelidirler. Mal henüz ellerinde
bulunanlar, devamlı olarak ondan nasiplenemezler ve aldanıp
yanılgıya düşerler. Malın az olanı daha iyidir. Malın,
insanın canından felaketleri ve zararları uzaklaştıracak
kadar olması yeterli ve daha iyidir.”
55.
O,
şunları da söyledi: “İnsanların en değerli varlıkları her
geçen gün azalmakta, yokluğa doğru ilerlemektedir. O halde
geçici olan şeyler için hayatınızı tüketmeyin. Kendinizi
dünyanın yararına olan şeyler için harcamayın. Kutlu
kimseler, büyük yaratıcıyı, Yezdân’ı
tanıyan, ona inanan, ona övgülerde bulunup şükreden, ona
karşı gerekli ibadetlerini yerine getiren, onu yaratıcı ve
koruyucu olarak tanıyan, onun adaletine güvenen ümitlerini,
Ahura Mazda’ya,
Kutsal ölümsüzlere,
metafizik evrenin (mînû)
bütün temizleri ve kutsallarına bağlayan, dünyanın ve ölüm
sonrası hayatın kılavuzunun Ahura Mazda olduğunu kabul
edenlerdir.”
56.
Öğrencisine bu öğütlerde bulunan ve bunların yapılmasını
emreden Bilge Oşnâr, ölümsüzler arasına katılsın ve ruhu şad
olsun.
Sona erdi;
selamlar, mutluluk ve huzurla, bu öğütlerin kendisi için
yazıldığı kişi de ölümsüzler arasına katılsın ve ruhu şad
olsun.
Özet
Eski
İran’da, çoğu Pehlevî dilinde kaleme alınmış ahlak ve öğüt
içerikli eserlerden meydana gelen öğüt konulu eserler,
Pehlevî edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturur. Bu tür
eserlerden biri de Enderz-i Oşnâr-i Dânâ: Bilge
Oşnâr’ın öğüdü’dür. Oşnâr, Eski İran’da, Keyânîler
döneminde yetişmiş ünlü kişiliklerden biridir.
Oşnâr, akıllılığıyla ün
kazanmış “bilge” ve “çok zeki” nitelemesiyle de anılan bir
kişiliktir. Oşnâr’ın, öğrencisinin sorularına
vermiş olduğu cevaplardan oluşan Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’nın
Pehlevice orijinali
56. bölümden oluşmakta ve
yaklaşık 1.400 kelimeye yer vermektedir. İslâm
öncesi çağlar Pehlevî Dili’nde kaleme alınmış İran
edebiyatının ahlak temalı ve öğüt içerikli önemli
metinlerinden olan Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’nın
Kopenhagen, Paris ve Munich müzelerinde bulunan birkaç yazma
nüshası, Hindistan’da yaşayan Zerdüşt inanırı araştırmacılar
tarafından karşılaştırmalı bir çalışmayla yayına hazırlanmış,
eser birtakım açıklamalar ve İngilizce çevirisiyle birlikte
1930 yılında yayınlanmıştır. Eserin
bazı bölümlerinde öğütler,
sorulu-cevaplı ifadelerle aktarılır. Dinî özellikleri de
vurgulayan eserin önemli bir kısmı ahlakî öğütlere yer
vermektedir.
Abstract
There is
a fairly large amount of moralising literature containing
ethical teaching and admonitions, advice and indications for
a correct conduct of life, always accompained by dogmatic
articles. Such writings were called “Andarz: teachings”,
or “Pandnamak: book of counsels”.
The
Andarz-i Ošnar
ī Dānāg
is extant unique. The frame strory of the composition states
that a disciple asked Ošnar
ī Dānāg
to give him instruction “from one to a thousand” and the
sage proceeds with precepts based on various numbers. The
second part of the treatise contains a miscellany of
sayings and the general spirit is pragmatic and wordly:
although the world is decried at transient. Poverty is to be
avoided.
Hânlerî, Pervîz Nâtil, Târîh-i Zebân-i Fârsî,
Tahran 1374 hş., I, 223.
Yâsemî, Reşîd, Makâlehâ ve Risâlehâ, Tahran
1373 hş., s. 167; Christensen, Arthur, Emanuel,
Keyâniyân (çev. Safâ, Zebîhullâh), Tahran 1381
hş., s. 114; Muîn, Muhammed, “Enderz Ya Hikmet-i
Amelî Der Edebiyyât-i Pehlevî”, Mecmu‘a-yi
Makâlât (nşr. Mehduht-i Muîn), Tahran 1368 hş.,
I, 182; Bahâr, Mihrdâd, Pejûhişî Der Esâtîr-i
Îrân, Tahran 1378 hş. s. 194; Dusthâh, Celîl,
Avestâ, Tahran 1381 hş., II, 933; Yâhakkî,
Muhammed Ca'fer, Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr ve
İşârât-i Dâstânî Der Edebiyyât-i Fârsî, Tahran
1375 hş.,
s. 109; Afîfî, Rahîm, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî
Der Niviştehâ-yi Pehlevî, Tahran 1374 hş., s.
167, 448;
Oşîderî, Cihângîr,
Dânişnâme-yi Mezdiyesnâ,
Tahran 1371 hş., s.
131;
Mu’în, Muhammed,
Ferheng-i Fârsî,
Tahran 1375 hş.,
“Oşnār”, V, 198.
II-III./VIII-IX. yüzyıllarda yaşamış Ferruhzâd oğlu
Âzer Fernbağ/ Âtûr Fernbağ tarafından kaleme alınan
Dînkerd, Mezdiyesnâ inanç esaslarının
ayrıntıları, gelenek ve görenekleri, rivayetleri ve
edebiyat tarihi gibi konularda bilgilere yer veren
büyük bir derlemedir. (Safâ,
Zebîhullâh, Târîh-i Edebiyyât Der Îrân,
Tahran 1371 hş., I, 135-136;
Safâ, Zebîhullâh,
Hemâseserâyî Der Îrân,
Tahran 1367 hş., s. 72; Hânlerî, Târîh-i
Zebân-i Fârsî, I, 222). Dînkerd, İran
gelenek ve adetlerini, tarihî, mitolojik, dinî,
millî ve ilmî rivayetleriyle değerlerini Sâsânîler
döneminde olduğu gibi koruyarak daha sonraki çağlara
aktarması dolayısıyla Sâsânî dönemi İran kültür ve
medeniyeti konusunda önemli ayrıntılara yer veren
çok önemli kaynak eserlerden biri olarak kabul
edilir. (Safâ, Târîh-i Edebiyyât, I, 136;
Vâhiddûst, Mehveş,
Nihâdînehâ-yi Esâtîrî Der Şâhnâme-yi Firdevsî,
Tahran 1379 hş., s. 43).
Tarihî-mitolojik İran hanedanları arasında yer alan
Keyânîler, Şâhnâme’de Pîşdâdîler’den sonra
yönetime gelen, Keykubâd tarafından kurulan ikinci
İranlı yönetim olarak geçer. Keyânî padişahları
sırasıyla şunlardır. Keykubâd, Keykâvûs, Keyhusrev,
Lohrâsp, Goştâsp, Behmen, Humây ve Dârâ. Dârâ,
İskender tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra
öldürülmüştür. İran tarihinin ikinci önemli devresi
bu hanedanla başlamıştır. Pîşdâdîler çağı, daha çok
mitolojik ağırlıklı olmasına karşın, Keyânîler
dönemi hükümdarları arasında özellikle de
Keykubâd-Keyhusrev dönemleri olmak üzere, bir uyum
ve bütünlük söz konusudur. Bu dönemde mitolojik
ayrıntılar da, diğer tarihî gelişmelerin yanında
eski İran halkları ve millî tarihleri konusunda
temel yapıları oluşturur. (Berzger, H.-Sâdıkî, F.,
“Keyânîyân”, Dânişnâme, I, 719-720).
Keyânîler dönemine ait gelişmelerin mitolojik
yönleri, Pîşdâdîler devresinden daha azdır.
Kaynakların verilerine göre: bu hanedan savaşçıdır
ve yaşadıkları dönem de kahramanlık çağıdır.
Keyânîler döneminin önemli bir kısmında, İran-Turan
savaşları yapılmaktadır. Bu silsilenin bütün
hükümdarlarının adlarında “key” lakabı bulunur.
(Âmûzgâr, Jâle, Târîh-i Esâtîrî-yi Îrân,
Tahran 1381 hş., s. 66.)
Fars edebiyatında
Kâvûs’tan daha çok; bütün güç ve yeteneklerine
rağmen dünyanın karşısında acizliği ve faniliği öne
çıkarılarak söz edilmekte, hayatı ve maceraları
efsanelerle karışık olarak şairler tarafından
dizelere aktarılmaktadır. Hükümdarlık süresi yüz
elli yıldır. (Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s.
245; Rezmcû, Huseyn,
Kalemrov-i Edebiyyât-i Hamâsi-yi Îrân,
Tahran 1381 hş., II, 160).
İyilik ve kötülüğün her birinin ayrı ayrı kaynakları
olduğuna inanan (düalizm), Eski Âryâ XE "Âryâ"
dinlerinde de yer alır. İyilik güçleri insanoğlunun
mutluluk ve refahının, kötülük güçleri ise onun
mutsuzluğu ve talihsizliğinin kaynağı olarak kabul
edilir. Allah XE "Allah" ve melekût aleminin
karşısında kötülükler dünyası, karanlıklar evreni ve
içerisinde de orada egemenlik süren devler/daevalar
bulunmaktadır. Kötülükler dünyası Ehrimen XE
"Ehrimen" ’in egemenliğinde ve Ehrimen sürekli
olarak iyilik önderi Ahura Mazda XE "Ahura Mazda"
ile savaş halindedir. Bu savaşın alanı da, yerler
ile gökler arasındaki uçsuz bucaksız evrendir.
İnsanoğlu, bu ikisinin arasında ya Yezdân ile
birlikte ya da Ehrimen ve yandaşları arasında yer
alacaktır. İran XE "İran" mitolojisinde yer alan
birçok melek ve dev, Îzed XE "Îzed" ya da Ehrimen
XE "Ehrimen" ’in takipçileridir. Başlangıçta bunlar;
birtakım ahlakî nitelemeler olarak var olan daha
sonra da varlık aleminde yer alan ve birer kişilik
kazanarak melek ya da şeytan şekillerinden birine
giren iyilik ve kötülük tasavvurlarıdır. Öyle ki;
bütün kutsal ölümsüzlerin isimleri; iyilik adları ve
iyilik nitelemeleridir. Bunların karşısında bütün
kamârîklerin (Ehrimen’in XE "Ehrimen" altı
yardımcısı) adları da; kötülük nitelemelerinin
adlarıdır. Eski İran’da çok geniş bir etkiye sahip
düalist yaklaşım, Avestâ XE "Avestâ"
’daki kelimeler, isimler ve fiillere kadar etkili
olmuş, kelimeler bile Yezdân’a ait olanlar ve
Ehrimen’e ait olanlar diye iki ayrı gruba
ayrılmıştır. (Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s.
197).
Avestâ XE "Avestâ" ’da; “Aēšhma”,
Pehlevî dilinde; “Hēšam, Farsça’da; “Heşem XE
"Heşem" ” şeklinde bilinir, “gazap ve kızgınlık
devi”nin adı olarak geçer. Zerdüşt XE "Zerdüşt"
dinî kaynaklarında adı en zararlı ve en tehlikeli
devler arasında yer alan bu dev, “Hûnînsilâh:
kanlı silah” sıfatıyla da bilinir. O, her zaman
itaat meleği Surûş XE "Surûş" ’un rakibidir..
Sonunda Surûş’un eliyle yok edilir. Bundehişn
XE "Bundehişn" ’de “Heşem”, yedi duyuludur.
Bu duyularıyla bütün yaratıkları yok etmeği
amaçlamaktadır. O, sırat köprüsündeki ruhların en
büyük düşmanıdır. Ehrimen XE "Ehrimen" onu
mücadeleler, çekişmeler ve savaşları teşvik ve
tahrik ederek insanlar arasında huzursuzluk
çıkarmaya, birbirlerini öldürmeğe kışkırtmaktadır.
(Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 181; Afîfî,
Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî, s. 501).