Öğüt
içerikli metinler ya da öğüt edebiyatı, dünya
edebiyatlarında çok eski bir geçmişe sahiptir. Orta Farsça
Dilleri Dönemi olarak da adlandırılan, İslâm öncesi
çağlarda İranda egemenlik kurmuş Eşkânîler
(MÖ.
256-MS. 224)
ve Sâsânîler (MS. 224-651)
dönemlerinde, Fars edebiyatının Pehlevî dilinde yazılmış ve
günümüze kadar gelebilmiş eski yapıtlarının önemli bir
bölümü, sözü edilen türde ahlak kuralları, ahlakî öğütler ve
hikmet dolu cümlelerle doludur. Söz konusu kitaplarda yer
alan öğüt ve ibretli sözlerin kaynakları hakkında kesin
bilgi yoktur. Ancak yazılış tarzları ve temalarından
anlaşıldığı kadarıyla ahlakî içeriklerinin, önemli bir kısmı
Zerdüştün kutsal kitabı Avestâya
dayanır. Bu metinlerin bir kısmı bağımsız eserlerde; bir
bölümü de, Zerdüşt inanışı eksenli Dînkerd,
Guzîdehâ-yi Zâdsperem,
Rivâyât-i Pehlevî,
Ardâvîrâfnâme,
Mînû-yi Hired
vb. dinî, tarihî, hamasî ve felsefî eserlerde yer alır. Söz
konusu eserlerden her biri, genellikle bir Zerdüşt din
büyüğüne nispet edilmekte ve onun adıyla bilinmektedir.
Eski
Farsçada bu tür eserler daha çok pendnâme enderznâme,
enderz gibi isimlerle bilinmektedir. Öğüt anlamlı
bir sözcük olan pend, kısa anlatımlarla, genellikle bir
cümle halinde ifade edilir. Enderz ise, Pehlevî dilinde de
olduğu gibi pendlerden oluşan gruba verilen isimdir.
Önceleri enderz; babanın oğlundan yapmasını istediği,
hocanın öğrencisine tavsiye ettiği şeylerdi. Örneğin;
Enderz-i
Âzerbâd Mihrespendân
ve
Enderz-i
Oşnâr-i Dânâ
bu türden eserler arasında yer alırlar.
Enderznâme, pendnâme ve nasîhatnâme; hikmetli
sözler,
öğüt
ve nasihat,
ahlak
kuralları,
din
eksenli kurallar ve öğütler
içeren metinlerin genel adıdır. Enderz, Pehlevicede; handarz,
Eski Farsça ittifak
ve güçlendirme,
anlamlarındaki ham-darza, ham-daraz kelimelerinden gelir,
Orta Farsça (Pehlevice) ve yeni Farsçada da aynı anlamlarda
kullanılır. Enderznâmeler, daha çok din adamlarının,
dindaşlarına; hükümdar ve vezirler gibi ülke yöneticileri ve
büyük kişiliklerin, çocukları ve yakınlarına, saraylılara ya
da bütün halklarına; bilginler ve filozofların, bilim
adamları ve halk kitlelerine; babaların, çocuklarına yönelik
birtakım hareket ve davranışlarda bulunmalarını salık veren,
ahlak kurallarına uymaları, iyilik yapmaları ve
kötülüklerden sakınmalarını ifade eden öğütleri konu alırlar.
Eski
İranda, çoğu Pehlevî dilinde kaleme alınmış ahlak ve öğüt
içerikli eserlerden meydana gelen öğüt konulu eserler,
Pehlevî edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturur. O
dönemlere ait Pehlevice çok sayıda ahlak, öğüt ve nasihat
konulu eser bulunmaktadır. Bunlardan önemli bir kısmında;
öğütler kısa cümlelerle ifade edilirken, okuyucu tarafından
daha iyi anlaşılmaları ve daha etkili olmaları amacıyla
birtakım örnek hikayeler beraberinde hikmetli ifadeler ve
sözlere de yer verilir. Bu tür eserlerden bazılarının,
şiirsel ifadeler içermiş olmaları da, bir kısmının, en eski
orijinal şekillerinin şiir formatında olduğu tahminini öne
çıkarmaktadır. İslâm öncesi dönemlere ait öğüt içerikli
eserlerin birçoğu; hükümdarlara, saygın ve bilge kişiliklere;
bir kısmı Pîşdâdîler hanedanının dördüncü hükümdarı Cemşîde,
Keyânîler dönemi bilgelerinden Oşnâr-i Dânaya, bazıları da,
Sâsânî döneminde yaşamış farklı kişiliklere aittir.
Oşnâr-i
Dânâ: Bilge Oşnâr, Eski İranda, Keyânîler döneminde
yetişmiş ünlü simalardan biridir. Avestâda
adı; Urvaîxya, Aoşnar, Pehlevî dilinde; Ōnar, daha
sonraki dönemlerde kaleme alınmış metinlerde ise, Hûşver,
Hûşâver şekillerinde geçen Oşnâr/Oshnâr:
üstad,
akıllılığıyla ün kazanmış bilge ve çok zeki
nitelemeleriyle de anılan bir kişiliktir. Kötülüklerden
sakınan, aynı zamanda ileri düzeyde hukuk bilgisi de olan
Oşnâr, bilgece öğretileriyle İranlıları eğitiyordu.
Avestâda Oşnâr adı, iki yerde geçer: Bunlardan
birinde; onun akıllı, bilge ve zeki bir kişilik olduğu
vurgulanırken, Keykavûsun veziri görevinde bulunduğundan
söz edilir. (Avestâ, XIII. Yeşt (Ferverdîn Yeşt),
Kerde: 31/131). İkinci olarak da, Âferîn-i Peyâmber Zerdüşt
bölümünde, Zerdüşt kendisinden övgüyle söz eder.
Dînkerdte;
tanrısal güce sahipliği, olağanüstü özellikleri ve
kerametleriyle nitelenir. Keyanîler
hükümdarlarından Kavûs/Keykâvûsun
veziri ve danışmanları arasında yer alan Oşnârın
görevlerindeki başarısı, üstün yetenekleri ve bilgeliği
nedeniyle Keykâvûs, yedi ülkenin padişahlığını ele
geçirmiştir. Ancak bütün bunların sonunda, Ehrimenin
kendisini yanıltması ve kışkırtmaları nedeniyle Kâvûs
zamanında, bazı rivayetlere göre de hükümdarın yaptığı
yanlışlıklara karşı çıktığı ve kendisini eleştirip doğru
olanı yapmasını söyleyerek uyardığı gerekçesiyle onun
emriyle
öldürülmüştür.
Zerdüşt inanırları arasında Oşnârın, Keykâvûs tarafından
haksız yere öldürülmesi büyük günahlar arasında sayılır.
Dînkerdteki
bilgilere göre; tanrısal gücün simgesi ferr, çok zeki
olduğundan dolayı daha annesinin karnındayken Cemşîdten
alındıktan sonra Oşnâra verilmiş, bu ferr sebebiyle anne
karnında konuşmaya başlamıştı. Oşnâr, yedi ülkede yaşayan
insanların dillerini ve kültürlerini öğrenerek İran ülkesine
aktarmış, aklını ve zekasını kullanarak İranlılar için en
güzel işleri yapmış, onlara en güzel öğütleri vermiştir.
Oşnârın
öğrencisinin sorularına vermiş olduğu cevaplardan oluşan
Enderz-i Oşnâr-i Dânâ
aslında yaklaşık 1.600 kelimeden oluşmaktayken, basılmış
şeklinde 1.400 kelimeye yer verilmektedir. Bu öğüt konulu
eserin Pehlevî dilindeki orijinal metni, 1930 yılında
İngilizce önsöz ve açıklamalarla yayınlanmış,
söz konusu baskı esas alınarak
Ğulâm Rıza Reşîd-i Yasemî
tarafından Farsçaya Enderz-i Oşnâr-i Dânâ
adıyla
çevrilmiştir (Tahran 1373 hş).
Eserin, Rahîm-i Afîfî tarafından yapılmış bir diğer Farsça
çevirisi de, yazarın Esatîr ve Ferheng-i Îrânî adıyla
1374 hş. yılında Tahranda yayınlanmış olan çalışmasının
Pehlevice Metinler bölümünde yer almaktadır.
Enderz-i Oşnâr-i Dânâ,
56 bölümden oluşur. Bazı bölümlerinde öğütler,
sorulu-cevaplı ifadelerle aktarılır.
Dinî özellikleri de önemli ölçüde vurgulayan eserin önemli
bir kısmı, ahlakî öğütlere yer verir. Eserin Farsça
çevirilerinde, çevirmenlerin de ifade ettiği gibi bazı
bölümler okunamadığı için boş bırakılmış, söz konusu durum
dipnotlarda belirtilmiştir.
İslâm
öncesi çağlarda yazılmış Pehlevî edebiyatının ahlak ve öğüt
içerikli önemli metinlerinden Enderz-i Oşnâr-i Dânânın
Kopenhagen, Paris ve Munich müzelerinde bulunan birkaç
yazma nüshası, Hindistanda yaşayan Zerdüşt inanırı
araştırmacılar tarafından karşılaştırmalı bir çalışmayla
yayına hazırlanmış, birtakım açıklamalar ve İngilizce
çevirisiyle birlikte E. B. N. Dhabbar editörlüğünde 1930
yılında Bombayda yayınlanmıştır.
Enderz-i
Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnârın Öğüdü
Türkçe
Çeviri
1.
Bilge
Oşnârın öğrencisi, kendisinden; birden, bine kadar her bir
sayı için bilgece bir söz söylemesini istedi.
2.
Bilge
Oşnâr şöyle dedi: İnsanlar için en iyi kabiliyet ve ilk
yetenek akıldır.
3.
Yapıldıktan
sonra pişmanlık duyulmayan tek iş, iyilik ve karşılığında
ödül alınan davranıştır.
4.
En
verimli ve en çok kar getiren iş, bir meslek sahibi ve
sanatkar olmaktır.
5.
İnsanlar
için en mutluluk verici iş, bilgi edinme ve elindeki mal
varlığından başkalarına da karşılıksız olarak vermektir.
6.
Bütün
kötülüklerin başını çeken ve gizlenmesi mümkün olmayan en
kötü şey, yoksulluktur.
7.
İnsandan
hiçbir şekilde, hiç bir zaman ayrılmayan, onu yalnız
bırakmayan şey, kişinin kendi yaptıklarıdır.
8.
Her
canlı varlığı eninde sonunda yakalayıp götürecek olan, ölüm
ve yokluktur.
9.
Evrendeki
en hızlı yaratıklardan daha doludizgin olan, kızgınlık
arzusu ve kızma yetisidir.
10.
Bütün
karanlıkları geride bırakan en yoğun karanlık,
bilgisizliktir. Bilmediğini bile bilmemektir.
11.
Kurtulma
imkanı en zor, en şiddetli ve en sıkı bağ, şehvet duyguları,
cinsel arzular bağıdır.
12.
En
kolay ve en hızlı erişilecek değer, kanaat yani; kendisine
verilenle yetinmektir.
13.
Cennete
götüren tek yol, dosdoğru ve içtenlikle bir inanç ile
birlikte iyi işler yapmaktır.
14.
İnsanlar
için şu iki süs yeterlidir:
1.
Bilgi
sahibi olmak.
2.
Elindeki
varlıktan insanlara da pay vermek.
15.
İnsanın
şu iki şeyden uzak durması, böylelikle haysiyet ve onuruna
leke sürmemesi gerekir:
1.
Başkalarıyla konuşurken onlara karşı kesinlikle kaba sözler
söylemeyiniz.
2.
Kötülerden asla hiçbir şey istemeyiniz.
16.
Şu
iki kişi sürekli olarak gönülleri zehirlemektedir:
1.
Her
ihtiyaç duyduğunu başkalarından isteyen.
2.
Çok
konuşan, sivri dilli zengin.
17.
Şu
iki kişiye son derece saygı duyulmalıdır:
1.
Gerçekten
yoksul düşmüş bir kişi.
2.
Alçak
gönüllü ve kibirlenmeyen zengin.
18.
Şu
iki şey konusunda dikkatle düşünmeğe değer:
1.
Günahlar.
2.
Kötü
insanlar.
19.
Şu
iki şeyden utanmamak gerek:
1.
Hastalık.
2.
Kişinin
yoksul akrabası.
20.
İki
kişi, kötülükler ve olumsuzluklarla karşı karşıya
geldiklerinde, onu iyilik olarak algılar ve önemsemezler:
1.
Bilgeliği
ve üstün kişiliği nedeniyle dünyayı ve dünya malını değerli
görmeyen, geçici şeyleri önemsemeyen ve bu yüzden de
karşılaştığı olumsuzlukları, olumlu olarak algılayan ve
üzülmeyen bilgin kişi.
2.
İyi ile
kötü arasındaki farkı algılayamayan, zarar ile yararı
birbirinden ayıramayan ve kötülüklerle karşılaştığında
üzülmeyen bilgisiz kişi.
21.
İki
kişi hayatlarını her zaman hareketli olarak sürdürürler:
1.
Çalışarak
geçimini sağlayan işçi.
2.
Yararsız
şeylerden zevk alan kişi.
22.
İki
kişi için gereğinden ve hak ettiklerinden daha fazla düşman
bulunur:
1.
Kendisini
her zaman gerçek değerinden ve bulunduğu makamdan daha
yücelerde düşünen ve öyle de gören şaşkın, kibirli kişi.
2.
Her şeye
karşı çıkan, muhalif yaratılışlı kişi.
23.
İki
şeyden asla ayrılmamak ve uzak kalmamak gerekir:
1.
Güzel
ahlak.
2.
Akıl.
24.
Üç
şeye çok sıkı bir şekilde sarılmak gerekir:
1.
..
2.
Dostluk.
3.
Güven.
25.
Şu üç
şey çok değerlidir:
1.
2.
Doğru
yerine, hak edene vermek.
3.
26.
Şu üç
şey son derece zordur: Hırs, genç ve nankör kadın.
27.
Üç
kimse diğer insanlardan daha çok dostluk kurmaya yaraşır ve
dostluğa değer:
1.
Bilgin.
2.
İyi
doktor.
3.
Kişinin
güzel ve iyi huylu hanımı.
28.
Dört
şeyden, zamanları gelmezden önce söz etmemek gerekir:
1.
Henüz
hazmedilmemiş yemekten.
2.
Henüz
ölmemiş kadından.
3.
Henüz
savaştan dönmemiş bahadır savaşçıdan.
4.
Henüz
ambara konularak depolanmamış tahıldan.
29.
Dört
şey vardır ki, ne kadar tartılırlarsa tartılsınlar,
değerleri hep düşük çıkar ve kıymetleri her defasında daha
da azalır:
1.
Yararsız
ve değersiz bilgi öğrenmek.
2.
Kötülük.
3.
Kötü
insan.
4.
Korkuyla
dolu karanlık yol.
30.
Dört
şey ile insanoğlunun makamı yücelir ve bütün alemlerde
değeri artar:
1.
Akıl.
2.
İyi
yaratılış.
3.
Güzel huy.
4.
Alçak
gönüllülük.
31.
Dört
şey ile üzüntüler daha kolay giderilebilir:
1.
Bilgelerin sözleri.
2.
Dostlarla
görüşmek.
3.
Şarap.
4.
32.
Ayın
her günü şu üç şeyi elde etmeğe çalışınız:
1.
Kendi
huzur ve mutluluğunuz.
2.
İyilerin
sevgisini kazanmak.
33.
Şu
dört şey, insanlar için çok zararlıdır:
1.
Çok şarap
içmek.
2.
Kadınlara
aşırı derecede ilgi duymak.
3.
Tavla
oyunu oynamak.
4.
Haddinden
fazla savaş ve mücadele.
34.
Şu
dört şeyle insan çok perişan olur ve kendisini dağıtır:
1.
Evlat.
2.
Kadın.
3.
Öğrenci.
4.
Kötü
arkadaş.
35.
Şu
dört şey insanlar için daha çok yararlıdır:
1.
Büyüklere
saygılı olmak.
2.
(Meşru
yollardan) almak ve başkalarına da vermek.
3.
Büyüklere
sığınmak.
4.
İyilerle
iyi ilişkiler kurmak.
36.
Beş
grup insandan uzak durur ve onlarla ilişki kurmaktan
kaçınırsanız, sonunda pişmanlık duymazsınız:
1.
İyi ile
kötüyü birbirlerinden ayıramayan idareci.
2.
İkiyüzlü
dost.
3.
Kötü
kadın.
4.
Kötü
arkadaş.
5.
Kötü işçi.
37.
Şu
beş şey zamanı gelmeden, gerçekleşmeden önce bilinemez ve
haklarında kesin bir karar verilemez:
1.
Hükümdarların niyetleri ve inançları.
2.
Kahraman
bir adam savaş meydanından dönmeden kahramanlığı.
3.
Bir
kişinin, değerli ve üstün nitelikli kişilerin meclislerinde
bulunmadan değeri.
4.
Başına
bir talihsizlik gelmeden önce kişinin dostluğu.
5.
Hayatı
sona ermeden kadının iyi ya da kötü olduğu.
38.
İnsanlar
şu beş şeyden biriyle azgın ve kötü adlı olurlar:
1.
Zulüm.
2.
İnsanları
alaya alma.
3.
Kızgınlık.
4.
Can
güvenliğini önemsememe.
5.
Yaşama
hakkına saygı duymama.
6.
Aldatıcılık.
39.
Şu
beş özelliği taşıyan kişi, cahil değil bilgin olarak
bilinir:
1.
Geçmiş ve
uzaklarda kalmış olan şeylere üzülmez.
2.
Başına
gelenlerde hata aramaz.
3.
Kaderine
ve nasibine razı olur.
4.
Sonsuzluğa yaraşan şeylere ümit bağlar.
5.
Sıkıntılara karşı karşıya kaldığında perişan olup kendisini
dağıtmaz.
6.
Bolluk ve
nimetler içerisinde sarhoş olup kendisini kaybetmez.
40.
Şu
altı özellik bilginlere değil cahillere özgüdür:
1.
Sebepsiz
yere kızmak.
2.
Dostunu,
düşmanını birbirinden ayıramamak.
3.
Boş yere
yararsız ve fazla konuşmak.
4.
Sır
saklamamak.
5.
Yersiz ve
sebepsiz olarak çok gülmek.
6.