Enderz-i Oşnâr-ı Dânâ: Bilge Oşnâr'ın Öğüdü

Prof. Dr. Nimet Yıldırım*

 

Öğüt içerikli metinler ya da öğüt edebiyatı, dünya edebiyatlarında çok eski bir geçmişe sahiptir. “Orta Farsça Dilleri Dönemi” olarak da adlandırılan, İslâm öncesi çağlarda İran’da egemenlik kurmuş Eşkânîler (MÖ. 256-MS. 224) ve Sâsânîler (MS. 224-651) dönemlerinde, Fars edebiyatının Pehlevî dilinde yazılmış ve günümüze kadar gelebilmiş eski yapıtlarının önemli bir bölümü, sözü edilen türde ahlak kuralları, ahlakî öğütler ve hikmet dolu cümlelerle doludur. Söz konusu kitaplarda yer alan öğüt ve ibretli sözlerin kaynakları hakkında kesin bilgi yoktur. Ancak yazılış tarzları ve temalarından anlaşıldığı kadarıyla ahlakî içeriklerinin, önemli bir kısmı Zerdüşt’ün kutsal kitabı Avestâ’ya dayanır. Bu metinlerin bir kısmı bağımsız eserlerde; bir bölümü de, Zerdüşt inanışı eksenli Dînkerd, Guzîdehâ-yi Zâdsperem, Rivâyât-i Pehlevî, Ardâvîrâfnâme, Mînû-yi Hired vb. dinî, tarihî, hamasî ve felsefî eserlerde yer alır. Söz konusu eserlerden her biri, genellikle bir Zerdüşt din büyüğüne nispet edilmekte ve onun adıyla bilinmektedir. [1]

Eski Farsça’da bu tür eserler daha çok “pendnâme “enderznâme”, “enderz” gibi isimlerle bilinmektedir. “Öğüt” anlamlı bir sözcük olan “pend”, kısa anlatımlarla, genellikle bir cümle halinde ifade edilir. “Enderz” ise, Pehlevî dilinde de olduğu gibi pendlerden oluşan gruba verilen isimdir. Önceleri “enderz”; babanın oğlundan yapmasını istediği, hocanın öğrencisine tavsiye ettiği şeylerdi. Örneğin; Enderz-i Âzerbâd Mihrespendân ve Enderz-i Oşnâr-i Dânâ bu türden eserler arasında yer alırlar. [2]

“Enderznâme”, “pendnâme” ve “nasîhatnâme”; “hikmetli sözler”, “öğüt ve nasihat”, “ahlak kuralları”, “din eksenli kurallar ve öğütler” içeren metinlerin genel adıdır. “Enderz”, Pehlevice’de; “handarz”, Eski Farsça “ittifak” ve “güçlendirme”, anlamlarındaki “ham-darza, ham-daraz” kelimelerinden gelir, Orta Farsça (Pehlevice) ve yeni Farsça’da da aynı anlamlarda kullanılır. Enderznâmeler, daha çok din adamlarının, dindaşlarına; hükümdar ve vezirler gibi ülke yöneticileri ve büyük kişiliklerin, çocukları ve yakınlarına, saraylılara ya da bütün halklarına; bilginler ve filozofların, bilim adamları ve halk kitlelerine; babaların, çocuklarına yönelik birtakım hareket ve davranışlarda bulunmalarını salık veren, ahlak kurallarına uymaları, iyilik yapmaları ve kötülüklerden sakınmalarını ifade eden öğütleri konu alırlar. [3]

Eski İran’da, çoğu Pehlevî dilinde kaleme alınmış ahlak ve öğüt içerikli eserlerden meydana gelen öğüt konulu eserler, Pehlevî edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturur. O dönemlere ait Pehlevice çok sayıda ahlak, öğüt ve nasihat konulu eser bulunmaktadır. Bunlardan önemli bir kısmında; öğütler kısa cümlelerle ifade edilirken, okuyucu tarafından daha iyi anlaşılmaları ve daha etkili olmaları amacıyla birtakım örnek hikayeler beraberinde hikmetli ifadeler ve sözlere de yer verilir. Bu tür eserlerden bazılarının, şiirsel ifadeler içermiş olmaları da, bir kısmının, en eski orijinal şekillerinin şiir formatında olduğu tahminini öne çıkarmaktadır. İslâm öncesi dönemlere ait öğüt içerikli eserlerin birçoğu; hükümdarlara, saygın ve bilge kişiliklere; bir kısmı Pîşdâdîler hanedanının dördüncü hükümdarı Cemşîd’e, Keyânîler dönemi bilgelerinden Oşnâr-i Dâna’ya, bazıları da, Sâsânî döneminde yaşamış farklı kişiliklere aittir. [4]

Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnâr, Eski İran’da, Keyânîler döneminde yetişmiş ünlü simalardan biridir. Avestâ’da adı; “Urvaîxšya”, “Aoşnar”, Pehlevî dilinde; “Ōšnar”, daha sonraki dönemlerde kaleme alınmış metinlerde ise, “Hûşver”, “Hûşâver” şekillerinde geçen Oşnâr/Oshnâr: üstad, akıllılığıyla ün kazanmış “bilge” ve “çok zeki” nitelemeleriyle de anılan bir kişiliktir. Kötülüklerden sakınan, aynı zamanda ileri düzeyde hukuk bilgisi de olan Oşnâr, bilgece öğretileriyle İranlıları eğitiyordu.[5] Avestâ’da Oşnâr adı, iki yerde geçer: Bunlardan birinde; onun akıllı, bilge ve zeki bir kişilik olduğu vurgulanırken, Keykavûs’un veziri görevinde bulunduğundan söz edilir. (Avestâ, XIII. Yeşt (Ferverdîn Yeşt), Kerde: 31/131). İkinci olarak da, Âferîn-i Peyâmber Zerdüşt bölümünde, Zerdüşt kendisinden övgüyle söz eder.[6] Dînkerd’te[7]; tanrısal güce sahipliği, olağanüstü özellikleri ve kerametleriyle nitelenir. Keyanîler[8] hükümdarlarından Kavûs/Keykâvûs’un[9] veziri ve danışmanları arasında yer alan Oşnâr’ın görevlerindeki başarısı, üstün yetenekleri ve bilgeliği nedeniyle Keykâvûs, yedi ülkenin padişahlığını ele geçirmiştir. Ancak bütün bunların sonunda, Ehrimen’in kendisini yanıltması ve kışkırtmaları nedeniyle Kâvûs zamanında, bazı rivayetlere göre de hükümdarın yaptığı yanlışlıklara karşı çıktığı ve kendisini eleştirip doğru olanı yapmasını söyleyerek uyardığı gerekçesiyle onun emriyle[10] öldürülmüştür.[11] Zerdüşt inanırları arasında Oşnâr’ın, Keykâvûs tarafından haksız yere öldürülmesi büyük günahlar arasında sayılır. Dînkerd’teki bilgilere göre; tanrısal gücün simgesi ferr, çok zeki olduğundan dolayı daha annesinin karnındayken Cemşîd’ten alındıktan sonra Oşnâr’a verilmiş, bu ferr sebebiyle anne karnında konuşmaya başlamıştı. Oşnâr, yedi ülkede yaşayan insanların dillerini ve kültürlerini öğrenerek İran ülkesine aktarmış, aklını ve zekasını kullanarak İranlılar için en güzel işleri yapmış, onlara en güzel öğütleri vermiştir.[12]

Keykâvus’un, egemenliği dönemlerinde yönetimi altındaki insanlara yaptıkları zulümlerden Oşnâr da nasibini almış, Dâstân-i Dînîk adlı eserde yer alan bir rivayete göre; Oşnâr, Pâûrvâdjirya’nın torunudur. Dînkerd’te Oşnâr’ın, birçok olağanüstü davranışından söz edilir. Bütün dilleri bildiği ve devler dünyasına da egemen olduğu belirtilir. Avestâ’da da Oşnâr “purûdjirâ: çok bilge” nitelemesiyle anılır. [13]

Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’da yer alan öğütler, bir kitap olarak ortaya çıkmadan önce İranlılar tarafından kuşaktan kuşağa sözlü anlatım yoluyla aktarıla gelmiştir. Pehlevî dilinde yazılmış kaynakların aktarımlarına göre; Oşnâr, hem elit tabaka ve hem de halk kesimleri arasında olağanüstü bir üne sahipti. Bilgisi ve akıllılığıyla dillere destan olmuştu. Dâstân-i Dînîk’e[14] göre; “Hûşver/Oşnâr gibi çok akıllı” sözünde olduğu şekilde o, atasözlerine konu olmuştur. Büyük Bundehişn’e[15] göre: O, Keykâvûs zamanında vezirlik görevinde bulunmaktaydı. Ehrimen yanlısı güçlerin Keykâvûs’u yoldan çıkarmaları sonucu, hükümdar tarafından öldürüldü. Rivâyat-i Pehlevî’ye[16] göre ise; o, hafızası çok güçlü, yüksek kavrayışlı bir kişilikti. Diğer bazı Pehlevice eserlerde de, Oşnâr hakkında övücü bilgiler yer almaktadır. [17]

Oşnâr’ın öğrencisinin sorularına vermiş olduğu cevaplardan oluşan Enderz-i Oşnâr-i Dânâ[18] aslında yaklaşık 1.600 kelimeden oluşmaktayken, basılmış şeklinde 1.400 kelimeye yer verilmektedir. Bu öğüt konulu eserin Pehlevî dilindeki orijinal metni, 1930 yılında İngilizce önsöz ve açıklamalarla yayınlanmış, söz konusu baskı esas alınarak Ğulâm Rıza Reşîd-i Yasemî tarafından Farsça’ya Enderz-i Oşnâr-i Dânâ adıyla çevrilmiştir (Tahran 1373 hş).[19] Eserin, Rahîm-i Afîfî tarafından yapılmış bir diğer Farsça çevirisi de, yazarın Esatîr ve Ferheng-i Îrânî adıyla 1374 hş. yılında Tahran’da yayınlanmış olan çalışmasının “Pehlevice Metinler” bölümünde yer almaktadır. Enderz-i Oşnâr-i Dânâ, 56 bölümden oluşur. Bazı bölümlerinde öğütler, sorulu-cevaplı ifadelerle aktarılır.[20] Dinî özellikleri de önemli ölçüde vurgulayan eserin önemli bir kısmı, ahlakî öğütlere yer verir. Eserin Farsça çevirilerinde, çevirmenlerin de ifade ettiği gibi bazı bölümler okunamadığı için boş bırakılmış, söz konusu durum dipnotlarda belirtilmiştir.

İslâm öncesi çağlarda yazılmış Pehlevî edebiyatının ahlak ve öğüt içerikli önemli metinlerinden Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’nın Kopenhagen, Paris ve Munich müzelerinde bulunan birkaç yazma nüshası, Hindistan’da yaşayan Zerdüşt inanırı araştırmacılar tarafından karşılaştırmalı bir çalışmayla yayına hazırlanmış, birtakım açıklamalar ve İngilizce çevirisiyle birlikte E. B. N. Dhabbar editörlüğünde 1930 yılında Bombay’da yayınlanmıştır.

Reşîd-i Yâsemî, çevirisinin önsözünde; söz konusu bilge kişiliğin çok değerli öğütlerini günümüz Farsça’sına aktarırken, eserin Pehlevî dilindeki metninin önsözünde yer alan bilgileri de özetleyerek çevirisinin önsözüne almıştır. Buradaki bilgilere göre; Oşnâr, tarih öncesi çağlarda, yani bir kısmı yarı tarihî çağlar olarak değerlendirilen Keyânîler döneminde yaşamış bir kişiliktir. Akıllılığı, bilgeliği, vezirlik görevindeki üstün başarıları ve diğer özellikleriyle öylesine ün kazanmıştır ki, günümüzde bile öğütleri etkisini sürdürmektedir. Oşnâr’ın belirtilen özellikleri ve ünü Pehlevice Zend[21] ve Rivâyât-i Pehlevî gibi önemli eserlerde de dile getirilir. Birçok eserde o, üstün niteliklerle övülür ve kendisinden; şecaatli, akıllı ve çok zeki bir destûr[22] olarak söz edilir. Oşnâr-i Dânâ ile ilgili aktarılan birtakım rivayetler, Husrev Enûşîrvân (hük. 531-589) döneminin ünlü veziri Bozorgmihr Hekîm’in birtakım serüvenlerini, onun olağanüstü özelliklere sahip bir bitkiyi getirmek üzere özel görevle Hindistan’a gönderilmesi ve oradan Kelîle ve Dimne’yi getirmesini hatırlatır. [23]

Enderz-i Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnâr’ın Öğüdü                                 Türkçe Çeviri[24]

1.       Bilge Oşnâr’ın öğrencisi, kendisinden; birden, bine kadar her bir sayı için bilgece bir söz söylemesini istedi.

2.       Bilge Oşnâr şöyle dedi: “İnsanlar için en iyi kabiliyet ve ilk yetenek akıldır.

3.       Yapıldıktan sonra pişmanlık duyulmayan tek iş, iyilik ve karşılığında ödül alınan davranıştır.

4.       En verimli ve en çok kar getiren iş, bir meslek sahibi ve sanatkar olmaktır.”

5.       İnsanlar için en mutluluk verici iş, bilgi edinme ve elindeki mal varlığından başkalarına da karşılıksız olarak vermektir.”

6.       Bütün kötülüklerin başını çeken ve gizlenmesi mümkün olmayan en kötü şey, yoksulluktur.

7.       İnsandan hiçbir şekilde, hiç bir zaman ayrılmayan, onu yalnız bırakmayan şey, kişinin kendi yaptıklarıdır.

8.       Her canlı varlığı eninde sonunda yakalayıp götürecek olan, ölüm ve yokluktur.

9.       Evrendeki en hızlı yaratıklardan daha doludizgin olan, kızgınlık arzusu ve kızma yetisidir.

10.   Bütün karanlıkları geride bırakan en yoğun karanlık, bilgisizliktir. Bilmediğini bile bilmemektir.

11.   Kurtulma imkanı en zor, en şiddetli ve en sıkı bağ, şehvet duyguları, cinsel arzular bağıdır.”

12.   En kolay ve en hızlı erişilecek değer, kanaat yani; kendisine verilenle yetinmektir.

13.   Cennete götüren tek yol, dosdoğru ve içtenlikle bir inanç ile birlikte iyi işler yapmaktır.”  

14.   İnsanlar için şu iki süs yeterlidir:

1.       Bilgi sahibi olmak.

2.       Elindeki varlıktan insanlara da pay vermek.

15.   İnsanın şu iki şeyden uzak durması, böylelikle haysiyet ve onuruna leke sürmemesi gerekir:

1.       Başkalarıyla konuşurken onlara karşı kesinlikle kaba sözler söylemeyiniz.

2.       Kötülerden asla hiçbir şey istemeyiniz.” 

16.   Şu iki kişi sürekli olarak gönülleri zehirlemektedir:

1.       Her ihtiyaç duyduğunu başkalarından isteyen.

2.       Çok konuşan, sivri dilli zengin.”   

17.   Şu iki kişiye son derece saygı duyulmalıdır:

1.       Gerçekten yoksul düşmüş bir kişi.

2.       Alçak gönüllü ve kibirlenmeyen zengin.” 

18.   Şu iki şey konusunda dikkatle düşünmeğe değer:

1.       Günahlar.

2.       Kötü insanlar.” 

19.   Şu iki şeyden utanmamak gerek:

1.       Hastalık.

2.       Kişinin yoksul akrabası.” 

20.   İki kişi, kötülükler ve olumsuzluklarla karşı karşıya geldiklerinde, onu iyilik olarak algılar ve önemsemezler:

1.       Bilgeliği ve üstün kişiliği nedeniyle dünyayı ve dünya malını değerli görmeyen, geçici şeyleri önemsemeyen ve bu yüzden de karşılaştığı olumsuzlukları, olumlu olarak algılayan ve üzülmeyen bilgin kişi.

2.       İyi ile kötü arasındaki farkı algılayamayan, zarar ile yararı birbirinden ayıramayan ve kötülüklerle karşılaştığında üzülmeyen bilgisiz kişi.” 

21.   İki kişi hayatlarını her zaman hareketli olarak sürdürürler:

1.       Çalışarak geçimini sağlayan işçi.

2.       Yararsız şeylerden zevk alan kişi.” 

22.   İki kişi için gereğinden ve hak ettiklerinden daha fazla düşman bulunur:

1.       Kendisini her zaman gerçek değerinden ve bulunduğu makamdan daha yücelerde düşünen ve öyle de gören şaşkın, kibirli kişi.

2.       Her şeye karşı çıkan, muhalif yaratılışlı kişi.” 

23.   İki şeyden asla ayrılmamak ve uzak kalmamak gerekir:

1.       Güzel ahlak.

2.       Akıl.” 

24.   Üç şeye çok sıkı bir şekilde sarılmak gerekir:

1.       ………..[25]

2.       Dostluk.

3.       Güven.” 

25.   Şu üç şey çok değerlidir:

1.       ……… [26]

2.       Doğru yerine, hak edene vermek.

3.       ………” [27]

26.   Şu üç şey son derece zordur: Hırs, genç ve nankör kadın.

27.   Üç kimse diğer insanlardan daha çok dostluk kurmaya yaraşır ve dostluğa değer:

1.       Bilgin.

2.       İyi doktor.

3.       Kişinin güzel ve iyi huylu hanımı.”

28.   Dört şeyden, zamanları gelmezden önce söz etmemek gerekir:

1.       Henüz hazmedilmemiş yemekten.

2.       Henüz ölmemiş kadından.

3.       Henüz savaştan dönmemiş bahadır savaşçıdan.

4.       Henüz ambara konularak depolanmamış tahıldan.” 

29.   Dört şey vardır ki, ne kadar tartılırlarsa tartılsınlar, değerleri hep düşük çıkar ve kıymetleri her defasında daha da azalır:

1.       Yararsız ve değersiz bilgi öğrenmek.

2.       Kötülük.

3.       Kötü insan.

4.       Korkuyla dolu karanlık yol.”

30.   Dört şey ile insanoğlunun makamı yücelir ve bütün alemlerde değeri artar:

1.       Akıl.

2.       İyi yaratılış.

3.       Güzel huy.

4.       Alçak gönüllülük.”

31.   Dört şey ile üzüntüler daha kolay giderilebilir:

1.       Bilgelerin sözleri.

2.       Dostlarla görüşmek.

3.       Şarap.

4.       ………” [28]

32.   Ayın her günü şu üç şeyi elde etmeğe çalışınız:

1.       Kendi huzur ve mutluluğunuz.

2.       İyilerin sevgisini kazanmak.”

33.   Şu dört şey, insanlar için çok zararlıdır:

1.       Çok şarap içmek.

2.       Kadınlara aşırı derecede ilgi duymak.

3.       Tavla oyunu oynamak.

4.       Haddinden fazla savaş ve mücadele.”

34.   Şu dört şeyle insan çok perişan olur ve kendisini dağıtır:

1.       Evlat.

2.       Kadın.

3.       Öğrenci.

4.       Kötü arkadaş.”

35.   Şu dört şey insanlar için daha çok yararlıdır:

1.       Büyüklere saygılı olmak.

2.       (Meşru yollardan) almak ve başkalarına da vermek.

3.       Büyüklere sığınmak.

4.       İyilerle iyi ilişkiler kurmak.”

36.   Beş grup insandan uzak durur ve onlarla ilişki kurmaktan kaçınırsanız, sonunda pişmanlık duymazsınız:

1.       İyi ile kötüyü birbirlerinden ayıramayan idareci.

2.       İkiyüzlü dost.

3.       Kötü kadın.

4.       Kötü arkadaş.

5.       Kötü işçi.”

37.   Şu beş şey zamanı gelmeden, gerçekleşmeden önce bilinemez ve haklarında kesin bir karar verilemez:

1.       Hükümdarların niyetleri ve inançları.

2.       Kahraman bir adam savaş meydanından dönmeden kahramanlığı.

3.       Bir kişinin, değerli ve üstün nitelikli kişilerin meclislerinde bulunmadan değeri.

4.       Başına bir talihsizlik gelmeden önce kişinin dostluğu.

5.       Hayatı sona ermeden kadının iyi ya da kötü olduğu.”

38.   İnsanlar şu beş şeyden biriyle azgın ve kötü adlı olurlar:

1.       Zulüm.

2.       İnsanları alaya alma.

3.       Kızgınlık.

4.       Can güvenliğini önemsememe.

5.       Yaşama hakkına saygı duymama.

6.       Aldatıcılık.”

39.   Şu beş özelliği taşıyan kişi, cahil değil bilgin olarak bilinir:

1.       Geçmiş ve uzaklarda kalmış olan şeylere üzülmez.

2.       Başına gelenlerde hata aramaz.

3.       Kaderine ve nasibine razı olur.

4.       Sonsuzluğa yaraşan şeylere ümit bağlar.

5.       Sıkıntılara karşı karşıya kaldığında perişan olup kendisini dağıtmaz.

6.       Bolluk ve nimetler içerisinde sarhoş olup kendisini kaybetmez.”

40.   Şu altı özellik bilginlere değil cahillere özgüdür:

1.       Sebepsiz yere kızmak.

2.       Dostunu, düşmanını birbirinden ayıramamak.

3.       Boş yere yararsız ve fazla konuşmak.

4.       Sır saklamamak.

5.       Yersiz ve sebepsiz olarak çok gülmek.

6.       İnsanlara karşı küstahça tavırlar takınmak.”

41.   Şu altı şeyden kaçınmak gerekir…….”[29]

42.   “…………………………………………………………….[30]

1.       Kızgınlık anında büyüklük göstermek.

2.       Gönlünden kini söküp atmak.

3.       İyiliklere yönelmek ve kötülüklerden sakınmak.

4.       Evrendeki bütün varlıkların bir gün yok olacaklarını düşünmek.

5.       Kendilerine bir yarar sağlar diye düşmanlarına iyi olduklarını söylememek.

6.       Dostlarına karşı kötü söz değil her zaman güzel sözler söylemek.

7.       Hiçbir gerekçeyle iyi bir işi ve fırsatı elden kaçırmamak.

8.       Kendi hata ve kusurlarını saklamak.

9.       Hatalarını süsleyerek iyi ve doğruymuş gibi göstermek.

10.   Başkalarının ayıplarını ve hatalarını ortaya döküp onlar hakkında konuşmak.”

43.   Oşnâr’ın öğrencisi şunları sordu:

1.       Yapılması iyi ve daha yararlı olan şey nedir?

2.       Yapılmaması iyi ve daha yararlı olan şey nedir?

3.       Korunması daha iyi olan şey nedir?

4.       Engellenmesi daha iyi olan şey nedir?

5.       Terk edilmesi daha iyi olan şey nedir?

6.       Önemsenmesi ve özenle korunması gereken nedir?

44.   Oşnâr, bütün bunlara karşılık olarak şöyle cevap verdi:

1.       Yapılması daha iyi olan şey, barıştır.

2.       Yapılmaması daha iyi olan şey savaşmak ve feryad etmektir.

3.       Korunması daha iyi olan şey, dildir

4.       Engellenmesi daha iyi olan şey kızgınlıktır.

5.       Terk edilmesi daha iyi olan şey, kindir.

6.       Özenle korunması daha iyi olan şey, dindir.”

45.   Oşnâr’ın öğrencisi şöyle sordu: “Var olan ve yok olan şey nedir? Şu bizi aldatan şey nedir?

46.   Oşnâr şu şekilde cevap verdi: “Var olan, ruhtur. Bizleri aldatan ise tendir. Bilgelerin ve din bilginleriyle uzmanların sözlerini can kulağıyla dinlemeyen, onların çok değerli sözlerini kendilerine kılavuz edinmeyen, onların dediklerini yapmayan, yaptığı iyiliklerden vazgeçen, yürüdüğü doğru yoldan ayrılan, sanki (dünyada) yok gibidir. Bilgin kişi, din konusunda bilinmesi gerekenleri bilen kişi demektir. Din bilgini denilen kişi, iyi düşünce iyi söz ve iyi davranış konusunda hiçbir şüphesi bulunmayan, doğru ve gerçek inancı taşıyan, ışığa[31] gönül bağlayan ve onu önder alan kişidir.”

47.   İyiliğin başlangıcını ve yaratılışını kimin iyi ve yararlı olarak kabul ettiğini, kötülüğün başlangıcı ve yaratılışının iyi ve yararlı olduğuna kimin inandığını biliniz.” [32]

48.   Bilge Oşnâr şunu da söylemiştir: “Hırs[33], kanaat ile, şehvet bir çare ile, kızgınlık[34] iyi düşünceyle ortadan kaldırılabilir ve engellenebilir. Herhangi bir iyi düşünce aklına geldiğinde, zaman kaybetmeden hemen onu gerçekleştirmeğe çalış. Kötü bir düşünce zihnini kurcalamaya başlarsa, hemen ondan uzaklaş.”

49.   Oşnâr’ın öğrencisi şunu da sordu: “Yoksul kişi ne ile mutlu olur?

Oşnâr bu soruya şu şekilde cevap verdi: “Temizlikten ve kötülüklerden sakınmaktan daha değerli bir iyilik olmadığı, kötülüklere dalmaktan daha büyük bir kötülük olmadığı için, yoksul kişi iyilikler ve sevap getirecek davranışlarla hazinesini doldurabilir. Bu durumda tek olan Yezdân onun dostudur. Yezdân’a dost olan nasıl tek başına kalabilir?!

50.   Öğrencisi, Oşnâr’a şunu da sordu: “Ölümsüzlük nedir?” Oşnâr şöyle cevap verdi.

51.   Hırs, kanaat ile, şehvet bir çare ile, kızgınlık iyi düşünceyle ortadan kaldırılabilir ve engellenebilir. [35]

52.   Oşnâr’ın öğrencisi şunu da sordu: “Sevap nedir?

Oşnâr şöyle cevap verdi: “Sevap, günahlardan kaçınmak ve kendisine verilen ile yetinmektir.

53.    

1.       Akıllı olmak isteyen kişiye söyle, derin düşünceli olsun.

2.       İyi ahlaklı olmak isteyen kişiye söyle, gönlü dertli olsun, insanların üzüntülerini paylaşsın.

3.       Saygın olmak isteyen kişiye söyle, iyilerle arkadaş olsun.

4.       Candan dost olmak isteyen kişiye söyle, cömert olsun.

5.       Kar etmek ve her zaman kazanmak isteyen kişiye söyle, kimselerle alay etmesin.

6.       Güzel sözlü olmak isteyen kişiye söyle, hep doğru sözlü olsun.

7.       Canının güvencede olmasını isteyen kişiye söyle, herkesi sevsin ve kötü ahlaklı olmasın.

8.       Perişan olmamak isteyen kişiye söyle, yararlı bilgiler edinsin.

54.   Akıllı ve deneyimli bilge devamla şöyle dedi: “Fazla mal varlığı herkes için zararlıdır. Çünkü, haddinden fazla mal sahibi olan, malını daha da artırmaya düşkün olur. Malı olmayanlar, şiddetli arzular ve çok hızlı bir şekilde mal isterler. Mal sahibi olanlar, her zaman aceleyle daha da artırma ve onları koruma konusunda endişelidirler. Mal henüz ellerinde bulunanlar, devamlı olarak ondan nasiplenemezler ve aldanıp yanılgıya düşerler. Malın az olanı daha iyidir. Malın, insanın canından felaketleri ve zararları uzaklaştıracak kadar olması yeterli ve daha iyidir.”  

55.   O, şunları da söyledi: “İnsanların en değerli varlıkları her geçen gün azalmakta, yokluğa doğru ilerlemektedir. O halde geçici olan şeyler için hayatınızı tüketmeyin. Kendinizi dünyanın yararına olan şeyler için harcamayın. Kutlu kimseler, büyük yaratıcıyı, Yezdân’ı[36] tanıyan, ona inanan, ona övgülerde bulunup şükreden, ona karşı gerekli ibadetlerini yerine getiren, onu yaratıcı ve koruyucu olarak tanıyan, onun adaletine güvenen ümitlerini, Ahura Mazda’ya[37], Kutsal ölümsüzlere[38], metafizik evrenin (mînû)[39] bütün temizleri ve kutsallarına bağlayan, dünyanın ve ölüm sonrası hayatın kılavuzunun Ahura Mazda olduğunu kabul edenlerdir.”

56.   Öğrencisine bu öğütlerde bulunan ve bunların yapılmasını emreden Bilge Oşnâr, ölümsüzler arasına katılsın ve ruhu şad olsun.

Sona erdi; selamlar, mutluluk ve huzurla, bu öğütlerin kendisi için yazıldığı kişi de ölümsüzler arasına katılsın ve ruhu şad olsun.

Özet

Eski İran’da, çoğu Pehlevî dilinde kaleme alınmış ahlak ve öğüt içerikli eserlerden meydana gelen öğüt konulu eserler, Pehlevî edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturur. Bu tür eserlerden biri de Enderz-i Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnâr’ın öğüdü’dür. Oşnâr, Eski İran’da, Keyânîler döneminde yetişmiş ünlü kişiliklerden biridir. Oşnâr, akıllılığıyla ün kazanmış “bilge” ve “çok zeki” nitelemesiyle de anılan bir kişiliktir. Oşnâr’ın, öğrencisinin sorularına vermiş olduğu cevaplardan oluşan Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’nın Pehlevice orijinali 56. bölümden oluşmakta ve yaklaşık 1.400 kelimeye yer vermektedir. İslâm öncesi çağlar Pehlevî Dili’nde kaleme alınmış İran edebiyatının ahlak temalı ve öğüt içerikli önemli metinlerinden olan Enderz-i Oşnâr-i Dânâ’nın Kopenhagen, Paris ve Munich müzelerinde bulunan birkaç yazma nüshası, Hindistan’da yaşayan Zerdüşt inanırı araştırmacılar tarafından karşılaştırmalı bir çalışmayla yayına hazırlanmış, eser birtakım açıklamalar ve İngilizce çevirisiyle birlikte 1930 yılında yayınlanmıştır. Eserin bazı bölümlerinde öğütler, sorulu-cevaplı ifadelerle aktarılır. Dinî özellikleri de vurgulayan eserin önemli bir kısmı ahlakî öğütlere yer vermektedir.

 

Abstract

There is a fairly large amount of moralising literature containing ethical teaching and admonitions, advice and indications for a correct conduct of life, always accompained by dogmatic articles. Such writings were called “Andarz: teachings”, or “Pandnamak: book of counsels”.  

The Andarz-i Ošnar ī Dānāg is extant unique. The frame strory of the composition states that a disciple asked Ošnar ī Dānāg to give him instruction “from one to  a thousand” and the sage proceeds with precepts based on various numbers. The second part of the treatise contains a  miscellany of sayings and the general spirit is pragmatic and wordly: although the world is decried at transient. Poverty is to be avoided.

 


 

* Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Doğu Dilleri Bölümü. Email: yildirim2002@hotmail.com

[1] Berzger, Huseyn, “Enderznâme”, Dânişnâme-yi Edeb-i Fârsî, Tahran 1378 hş., II, 163.

[2] “Pendnâme”, Dânişnâme-yi Cihân-i İslâm, Tahran 1379 hş, B/V, 764.

[3] Berzger, Huseyn, “Enderznâme”, Dânişnâme-yi Edeb-i Fârsî, Tahran 1378 hş., II, 162.

[4] Hânlerî, Pervîz Nâtil, Târîh-i Zebân-i Fârsî, Tahran 1374 hş., I, 223.

[5] Yâsemî, Reşîd, Makâlehâ ve Risâlehâ, Tahran 1373 hş., s. 167; Christensen, Arthur, Emanuel, Keyâniyân (çev. Safâ, Zebîhullâh), Tahran 1381 hş., s. 114; Muîn, Muhammed, “Enderz Ya Hikmet-i Amelî Der Edebiyyât-i Pehlevî”, Mecmu‘a-yi Makâlât (nşr. Mehduht-i Muîn), Tahran 1368 hş., I, 182; Bahâr, Mihrdâd, Pejûhişî Der Esâtîr-i Îrân, Tahran 1378 hş. s. 194; Dusthâh, Celîl, Avestâ, Tahran 1381 hş., II, 933; Yâhakkî, Muhammed Ca'fer, Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr ve İşârât-i Dâstânî Der Edebiyyât-i Fârsî, Tahran 1375 hş., s. 109; Afîfî, Rahîm, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî Der Niviştehâ-yi Pehlevî, Tahran 1374 hş., s. 167, 448; Oşîderî, Cihângîr, Dânişnâme-yi Mezdiyesnâ, Tahran 1371 hş., s. 131; Mu’în, Muhammed, Ferheng-i Fârsî, Tahran 1375 hş., “Oşnār”, V, 198.

[6] “Zerdüşt, Goştâsp için şunu arzular: “Senin Ahura Mazda gibi hep iyilik yapan, Ferîdûn gibi hep zaferdern zafere koşan, Câmâsp gibi güçlü, Kâvûs gibi iktidar sahibi ve Oşnâr gibi zeki olmanı arzuluyorum…” (Avestâ, Âferîn-i Peyâmber Zerdüşt, Bölüm: 3).

[7] II-III./VIII-IX. yüzyıllarda yaşamış Ferruhzâd oğlu Âzer Fernbağ/ Âtûr Fernbağ tarafından kaleme alınan Dînkerd, Mezdiyesnâ inanç esaslarının ayrıntıları, gelenek ve görenekleri, rivayetleri ve edebiyat tarihi gibi konularda bilgilere yer veren büyük bir derlemedir. (Safâ, Zebîhullâh, Târîh-i Edebiyyât Der Îrân, Tahran 1371 hş., I, 135-136; Safâ, Zebîhullâh, Hemâseserâyî Der Îrân, Tahran 1367 hş., s. 72; Hânlerî, Târîh-i Zebân-i Fârsî, I, 222). Dînkerd, İran gelenek ve adetlerini, tarihî, mitolojik, dinî, millî ve ilmî rivayetleriyle değerlerini Sâsânîler döneminde olduğu gibi koruyarak daha sonraki çağlara aktarması dolayısıyla Sâsânî dönemi İran kültür ve medeniyeti konusunda önemli ayrıntılara yer veren çok önemli kaynak eserlerden biri olarak kabul edilir. (Safâ, Târîh-i Edebiyyât, I, 136; Vâhiddûst, Mehveş, Nihâdînehâ-yi Esâtîrî Der Şâhnâme-yi Firdevsî, Tahran 1379 hş., s. 43).

[8] Tarihî-mitolojik İran hanedanları arasında yer alan Keyânîler, Şâhnâme’de Pîşdâdîler’den sonra yönetime gelen, Keykubâd tarafından kurulan ikinci İranlı yönetim olarak geçer. Keyânî padişahları sırasıyla şunlardır. Keykubâd, Keykâvûs, Keyhusrev, Lohrâsp, Goştâsp, Behmen, Humây ve Dârâ. Dârâ, İskender tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra öldürülmüştür. İran tarihinin ikinci önemli devresi bu hanedanla başlamıştır. Pîşdâdîler çağı, daha çok mitolojik ağırlıklı olmasına karşın, Keyânîler dönemi hükümdarları arasında özellikle de Keykubâd-Keyhusrev dönemleri olmak üzere, bir uyum ve bütünlük söz konusudur. Bu dönemde mitolojik ayrıntılar da, diğer tarihî gelişmelerin yanında eski İran halkları ve millî tarihleri konusunda temel yapıları oluşturur. (Berzger, H.-Sâdıkî, F., “Keyânîyân”, Dânişnâme, I, 719-720). Keyânîler dönemine ait gelişmelerin mitolojik yönleri, Pîşdâdîler devresinden daha azdır. Kaynakların verilerine göre: bu hanedan savaşçıdır ve yaşadıkları dönem de kahramanlık çağıdır. Keyânîler döneminin önemli bir kısmında, İran-Turan savaşları yapılmaktadır. Bu silsilenin bütün hükümdarlarının adlarında “key” lakabı bulunur. (Âmûzgâr, Jâle, Târîh-i Esâtîrî-yi Îrân, Tahran 1381 hş., s. 66.)

[9] İran millî rivayetlerinin en önemli ve en zengin devresi Keyânîler döneminin en ünlü hükümdarları, Kâvûs/Keykâvûs ve Keyhusrev’dir. Kâvûs, Avestâ kökenli bir kelimedir ve “hükümdar” anlamlı “kavi/key” kelimesiyle “arzulayan” ve “güçlü” anlamlarındaki “usan” kelimelerinden oluşmuş bir bileşik sözcüktür. Buradan hareketle bu kelimenin başına key sözcüğünün eklenmesiyle oluşan Keykâvûs şekli de kullanılır. (Dusthâh, Avestâ, II, 1028; Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 344). Kâvûs, Keyânîler hanedanının ikinci ve en önemli hükümdarıdır. Aynı zamanda Avestâ’da çok güçlü, ferr sahibi ve yetenekli bir kişilik olarak nitelenen Keykubâd’ın oğludur. 5. Yeşt’e göre; yüz âteşkede, bin sığır ve on bin koyunu Nâhîd için kurban olarak adamıştır. Bunlara karşılık ondan yeryüzünün en güçlüsü olmayı, devler ve perilere galip gelmesini sağlamasını istemiştir. Onun kurban adama işi, biri altından, iki tanesi gümüşten, ikisi de billurdan yapılmış, Mâzenderân devlerini hapsetmiş olduğu yedi sarayı ve köşkünden Elburz Dağı’nda bulunan birinde gerçekleşmiştir. (Dusthâh, Avestâ, II, 1028; Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 344; Âmûzgâr, Târîh-i Esâtîrî-yi Îrân, s. Berzger, Huseyn, “Keykâvûs”, Dânişnâme, I, 722).

Fars edebiyatında Kâvûs’tan daha çok; bütün güç ve yeteneklerine rağmen dünyanın karşısında acizliği ve faniliği öne çıkarılarak söz edilmekte, hayatı ve maceraları efsanelerle karışık olarak şairler tarafından dizelere aktarılmaktadır. Hükümdarlık süresi yüz elli yıldır. (Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 245; Rezmcû, Huseyn, Kalemrov-i Edebiyyât-i Hamâsi-yi Îrân, Tahran 1381 hş., II, 160).

[10] Dînkerd’in yedinci kitabına göre; Ehrimen yanlısı kötü kişilerin kışkırtmalarıyla Keykâvûs, ünlü veziri bilge ve akıllı Oşnâr’ı öldürtmüştür. (Afîfî, Rahîm, Esâtîr ve Ferheng-i Îrân Der Niviştehâ-yi Pehlevî, Tahran 1374 hş., s. 351.).

[11] Yâsemî, Makâlehâ ve Risâlehâ, s. 168-169; Christensen, Keyâniyân, s. 114; Dusthâh, Avestâ, II, 933; Bahâr, Pejûhişî Der Esâtîr-i Îrân, s. 194;  Yâhakkî, Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 109; Afîfî, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî, s. 351; Tefezzulî, Ahmed, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân Pîş Ez İslâm, Tahran 1376 hş., s. 186.

[12] Dînkerd (Bahâr, Mihrdâd, Pejûhişî Der Esâtîr-i Îrân, Tahran 1378 hş.), Yedinci Kitap, Bölüm: 36; Dusthâh, Celîl, Avestâ, Tahran 1381 hş., II, 933; Bahâr, Pejûhişî Der Esâtîr-i Îrân, s. 209; Afîfî, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî, s. 351.

[13] Safâ, Hemâseserâyî Der Îrân, s. 488.

[14]Dâstân-i Dînî” diye de bilinen “Dâstân-i Dînîk: Dinî konular ve fetvalar”, “dinî görüşleri bir araya toplayan” anlamlarını ifade eder. Önemli Zerdüştî yazarlardan Zât Sperem’in (IV-X. yüzyıl) kardeşi Menûçehr’in kendisine yazılı olarak iletilen sorulara vermiş olduğu 92 sorunun cevaplarından oluşan eserde: dinî ayinler, hukuk ve kurallar, yaratılış ve fizik ötesi varlıklar, cennet, cehennem, kıyamet, iyiler, iyilikler, kötüler ve kötülükler, günahlar ve öğütler gibi temalar işlenmektedir. Yaklaşık 28.600 kelime içeren Dâstân-i Dînîk, III./IX. yüzyılda Yūdān-yim adlı bir mûbed tarafından kaleme alınmış önemli Pehlevî metinlerindendir. Eserde dinî konular ve rivayetlere yer verilir. (Browne, Edward Granville, A Literary History of Persia, Cambridge 1924., I, 105-106; Safâ, Edebiyyât TA \s "Safâ, Edebiyyât" , I, 137; Safâ, Hemâseserâyî Der Îrân TA \s "Safâ, Hemâseserâyî" , s. 74; Rızâzâde-yi Şafak, Sâdık, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, Tahran 1352 hş., s. 51; Tefezzulî, Târîh-i Edebiyyât TA \s "Tefezzulî, Târîh-i Edebiyyât" , s. 150-151).

[15] Eski İran’dan kalma önemli Pehlevice metinlerden ikincisi olarak kabul edilen Bundehişn ya da Bundehiş, Orta Farsça’da; “yaratılışın, varlığın aslı”, “yaratılışın başlangıcı” anlamlarını ifade eder. Birkaç kişi tarafından yazıldığı aktarılan eserin en son yazarı, III./IX. yüzyılda yaşamış Âzer Fernbağ’dır. Kitabın ağırlıklı konusu da yaratılıştır. Pehlevî dilinde kaleme alınmış bir bakıma Sâsânî dönemi Avestâ XE "Avestâ" ’sı ve Zend’inin bir özeti olan, tarih, din ve coğrafya konuları yanında, dünyanın yaratılışı, hikayeler ve efsaneler, doğa ve daha başka konulara yer veren Zerdüşt XE "Zerdüşt"  dinî ve tarihî önemli metinlerinden biridir. (Browne, A Literary History of Persia, I, 105; Safâ, Edebiyyât TA \s "Safâ, Edebiyyât" , I,  136; Safâ, Hemâseserâyî Der Îrân TA \s "Safâ, Hemâseserâyî" , s. 73; Hânlerî, Târîh-i Zebân-i Fârsî, I, 222; Nevvâbî, Yahyâ-yi Mâhyâr, “Bondâheşn”, DCİ, B/IV, 306; Mokri, M. “İran”, EI2 (İng.),  IV, 11).

Eserin tarihî gelişmelere yer vermesi bakımından en önemli kısmı, “33. Fasıl”dır. Bu kısımda İran efsanevî tarihinin Sâsânî döneminin sonlarına kadar bir bölümü ele alınmaktadır. Bu bölümdeki ayrıntıların bir kısmını J. Darmesteter, Le Zend-Avestâ adlı eserinin II. Cildinde, Fransızca’ya çevirerek birtakım açıklamalarla birlikte yayınlamıştır. Özellikle de 36. Fasıl; Keyânîler hanedanı dönemindeki gelişmeleri, İran topraklarına yönelik saldırıları, İran ülkesinin coğrafyası konularında yoğun bilgilere yer vermektedir. (Safâ, Edebiyyât TA \s "Safâ, Edebiyyât" , I, 137; MacKenzie, D. Mail, “Bondâheşn”, Eİr., IV, 547; Nevvâbî, “Bondâheşn”, DCİ, B/IV, 306)

[16] Yazarı belli olmayan, içerisinde birçok rivayeti barındırdığı için “Rivâyât-i Pehlevî” adıyla bilinen bu eser, muhtemelen İslâm sonrası dönemde yazılmıştır. Eserde; dinî ayinler ve geleneklerden, Mezdiyesnâ bağlılarının dünya görüşlerine kadar geniş yelpazedeki konular karışık bir şekilde ele alınmaktadır. Çok değerli temel bilgilere yer veren eser, yaratılışla ilgili efsaneler, ayinlerle ilgili incelikler, dünyanın sonunu konu alan efsanevî rivayetleriyle son derece dikkat çekmektedir. Dili güçlü ve sadedir. Mahşîd-i Mîrfahrâyî tarafından Farsça’ya çevrilerek 1367 hş yılında Tahran’da yayınlanan eser, 26.000 kelimeden oluşmakta, Gerşâsp ve Cemşîd destanları gibi birtakım eski İran hikayelerine de yer vermektedir. (Safâ, Hemâseserâyî Der Îrân TA \s "Safâ, Hemâseserâyî" , s. 74; Rızâzâde-yi Şafak, Sâdık, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, Tahran 1352 hş., s. 51; Tefezzulî, Târîh-i Edebiyyât TA \s "Tefezzulî, Târîh-i Edebiyyât" , s. 153-154).

[17] Yâsemî, Makâlehâ ve Risâlehâ, s. 169.

[18] Mu’în, Ferheng, “Oşnār”, V, 198.

[19] Oşîderî, Dânişnâme-yi Mezdiyenâ, s. 131; Berzger, Huseyn, “Enderznâme”, Dânişnâme, II, 164.

[20] Tefezzulî, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân Pîş Ez İslâm, s. 186; Shaked, S., “Andarz”, EIr., II, 13,14.

[21] Zend, Sâsânîler dönemine ait önemli bir Avestâ XE "Avestâ"  tefsiridir. Zend, Avestâ Dili’nde; “açıklama”, “ifade etme” ve haber verme” anlamlarında kullanılır. Pehlevice’de Zend şeklini almıştır. I. Belâş zamanında (51-78) Zend’in Pehlevî diline çevrilmesine başlanmış, bu tefsirin derlenmesi işi, Sâsânîler döneminin sonlarına, özellikle Kubâd’ın (490-531) çağdaşı Mazdek zamanına kadar sürmüştür. Eşkânîler zamanında Eşkânî Pehlevice’siyle yazılmış, Sâsânîler döneminde ise Sâsânî Pehlevicesi’ne çevrilmiştir. Bugün elimizde bulunan Zend ise, Sâsânîler dönemine aittir. Toplam 141.000 kelime içeren söz konusu tefsir, kelime tercümesi şeklindedir, çoğu yerde tefsirle asıl metin önceden de ifade edildiği gibi birbirine ayrılamayacak kadar karışmıştır. Zerdüşt XE "Zerdüşt"  dini bağlıları, hem Avestâ ve hem de Zend’in tanrı tarafından gökten indirildiğine inanırlar. (Muîn, Mezdiyesnâ ve Edeb-i Fârsî, I, 209-210).

[22] Destûr: Zerdüşt XE "Zerdüşt"  inanırlarının önderi, âteşkedelerde hizmette bulunan yüksek rütbeli din adamı. İran XE "İran"  ve Hindistan XE "Hindistan"  Zerdüştîleri, söz konusu kelimeyi belirtilen anlamında günümüzde de kullanırlar. (Luğatnâme, TA \l "Luğatnâme," \s "Luğatnâme," \c 1  “destûr”, XXIII, 730; Enverî, Sohen, TA \l "Enverî, Sohen," \s "Enverî, Sohen," \c 1  “destûr”, IV, 3197).

[23] Yâsemî, Makâlehâ ve Risâlehâ, s. 167.

[24] Enderz-i Oşnâr-i Dânâ: Bilge Oşnâr’ın Öğüdü’nün 56 bölüm olarak düzenlenmiş Farsça metninin Türkçe’ye çevrilmesinde iki ayrı metinden yararlanılmıştır. Bunlardan biri, Ğulâm Rızâ Reşîd-i Yasemî’nin, Makâlehâ ve Risalehâ adıyla 1373 hş. yılında Tahran’da yayınlanan eserinde Pehlevice orijinal metniyle birlikte yer almaktadır. Diğeri de, Rahîm-i Afîfî tarafından Pehlevice’den Farsça’ya aktarılarak Esatîr ve Ferheng-i Îrân adıyla 1374 hş. yılında Tahran’da yayınlanmış olan çalışmanın “Pehlevice Metinler” bölümünde yer almaktadır.

[25] Bu kısım Pehlevice ve Farsça metinlerde de boş bırakılmıştır.

[26] Bu kısım Pehlevice ve Farsça metinlerde de boş bırakılmıştır.

[27] Bu kısım Pehlevice ve Farsça metinlerde de boş bırakılmıştır.

[28] Bu kısım Pehlevice ve Farsça metinlerde de boş bırakılmıştır.

[29] Bu kısım Pehlevice ve Farsça metinlerde de boş bırakılmıştır.

[30] Bu kısım Pehlevice ve Farsça metinlerde de boş bırakılmıştır.

[31] Burada “ışık” ifadesiyle söz konusu edilen, İran inanışlarındaki “ferr: tanrısal destek”tir. Evrensel boyutta ele alındığında ferr XE "Ferr" ; gizemli, metafizik dünyanın bir ögesi, insanın sahip olduğu maddî ya da manevî güçlerle birlikte ortaya çıkan simgesel güç ile eş anlamlıdır. Hükümdar bu Ferr ile hükümdarlığa erişir. Ferr, beraberinde bulunduğu sürece hükümdarlığını sürdürür, ayrıldığında, padişahlık da sona erer. (Safâ, Zebîhullâh, Şahinşâh Der Târîh ve Edeb-i Îrân, Tahran 1349 hş., s. 66-67; Safâ, Hemâseserâyî Der Îrân, s. 478-479; Yâsemî, Makâlehâ ve Risâlehâ, s. 96; Dûsthâh, Avestâ XE "Avestâ" , II, 1018). Aynı zamanda bu özellik, insanlar ile fizik ötesi dünya ve tanrılar arasında bağlantı kuran güçtür. Görevini en güzel şekilde yapan insanların, tanrılar tarafından destekleneceği, yardımlarla güçlendirileceği inancı bütün inanışlarda yer alır. Ferr, bu özelliğiyle insanların yaptıkları doğrular ve iyilikler sonucu metafizik dünyadan gelen yardımlarla mutluluk, güç ve huzur elde etmelerini sağlar. Eski İran’da XE "İran"  Ferr, Ahura Mazda XE "Ahura Mazda" ’nın; tanrılar, hükümdarlar ve kumandanlarda görülen desteğidir. (Zumurrudî, Humeyrâ, Nakd-i Tatbîkî-yi Edyân ve Esâtîr Der Şâhnâme-yi Firdevsî, Hamse-yi Nizâmî ve Mantıku’t-tayr, Tahran 1382 hş., s. 338).

[32] İyilik ve kötülüğün her birinin ayrı ayrı kaynakları olduğuna inanan (düalizm), Eski Âryâ XE "Âryâ"  dinlerinde de yer alır. İyilik güçleri insanoğlunun mutluluk ve refahının, kötülük güçleri ise onun mutsuzluğu ve talihsizliğinin kaynağı olarak kabul edilir. Allah XE "Allah"  ve melekût aleminin karşısında kötülükler dünyası, karanlıklar evreni ve içerisinde de orada egemenlik süren devler/daevalar bulunmaktadır. Kötülükler dünyası Ehrimen XE "Ehrimen" ’in egemenliğinde ve Ehrimen sürekli olarak iyilik önderi Ahura Mazda XE "Ahura Mazda"  ile savaş halindedir. Bu savaşın alanı da, yerler ile gökler arasındaki uçsuz bucaksız evrendir. İnsanoğlu, bu ikisinin arasında ya Yezdân ile birlikte ya da Ehrimen ve yandaşları arasında yer alacaktır. İran XE "İran"  mitolojisinde yer alan birçok melek ve dev, Îzed XE "Îzed"  ya da Ehrimen XE "Ehrimen" ’in takipçileridir. Başlangıçta bunlar; birtakım ahlakî nitelemeler olarak var olan daha sonra da varlık aleminde yer alan ve birer kişilik kazanarak melek ya da şeytan şekillerinden birine giren iyilik ve kötülük tasavvurlarıdır. Öyle ki; bütün kutsal ölümsüzlerin isimleri; iyilik adları ve iyilik nitelemeleridir. Bunların karşısında bütün kamârîklerin (Ehrimen’in XE "Ehrimen"  altı yardımcısı) adları da; kötülük nitelemelerinin adlarıdır. Eski İran’da çok geniş bir etkiye sahip düalist yaklaşım, Avestâ XE "Avestâ" ’daki kelimeler, isimler ve fiillere kadar etkili olmuş, kelimeler bile Yezdân’a ait olanlar ve Ehrimen’e ait olanlar diye iki ayrı gruba ayrılmıştır. (Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 197).

[33] Yeni Farsça’da; “hırs, para, güç ve benzeri birtakım şeyleri elde etme için aşırı derecede temayül ve haddinden fazla çaba sarf etme” (Mu’în, Ferheng, “âz”, I, 45; Enverî XE "Enverî" , Sohen, “âz”, I, 86) anlamındaki âz, Avestâ XE "Avestâ" ’da; “âzî”, “azay”, Pehlevî dilinde ve Farsça’da, “âz” şekilleriyle: “hırs”, “tamahkarlık” anlamlarında kullanılır. Fars mitolojik tarihinde az; “hırs devi”nin adıdır. “Âzmend” ve “âzver” kelimeleri de, etken ortaç olarak “hırslı” anlamını ifade ederler. Bundehişn XE "Bundehişn" ’e göre âz; “her şeyi yutan, bir şey bulamadığında da kendisini yiyen bir canavardır.” Dünyadaki her şey verilse de, o doyurulamaz. Bu canavar Ahura Mazda ile savaşında Ehrimen XE "Ehrimen" ’in yardımcısı olarak bilinir. (Dûsthâh, Avestâ XE "Avestâ" , II, 899; Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 43; Afîfî, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî, s. 419; Kezzâzî, Nâme-yi Bâstân, I, 325). Hırs, bir büyük ağaca benzetilir. Kızgınlık ve kıskançlık gibi diğer kötü huylar, onun dalları gibidir. İnsanların birbirlerine karşı üstünlükleri ya da farklılıklarını gösteren bütün bu sıfatlar insanı Ehrimen’in de yardımıyla iyiliklerden ve hayırlı işlerden alıkoyar. Avestâ’nın değişik bölümlerinde sözü edilen hırs, Âzer XE "Âzer" ’in düşmanlarından biridir. Firdevsî, XE "Firdevsî"  hırs canavarından defalarca söz eder ve her zaman onu, kötülüklerin kaynağı diye niteler. (Dûsthâh, Avestâ XE "Avestâ" , II, 899; Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 43; Afîfî, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî, s. 419; Şecerî, Rızâ, “Tahlîl ve Berresî-yi Unsur-i Âz Der Şâhnâme-yi Firdevsî”, Pejûhişhâ-yi Edebî, I/1 (Tahran 1382 hş.) XE "Firdevsî" , s. 66-67).

[34] Avestâ XE "Avestâ" ’da; “Aēšhma”, Pehlevî dilinde; “Hēšam, Farsça’da; “Heşem XE "Heşem" ” şeklinde bilinir, “gazap ve kızgınlık devi”nin adı olarak geçer. Zerdüşt XE "Zerdüşt"  dinî kaynaklarında adı en zararlı ve en tehlikeli devler arasında yer alan bu dev, “Hûnînsilâh: kanlı silah” sıfatıyla da bilinir. O, her zaman itaat meleği Surûş XE "Surûş" ’un rakibidir.. Sonunda Surûş’un eliyle yok edilir. Bundehişn XE "Bundehişn" ’de “Heşem”, yedi duyuludur. Bu duyularıyla bütün yaratıkları yok etmeği amaçlamaktadır. O, sırat köprüsündeki ruhların en büyük düşmanıdır. Ehrimen XE "Ehrimen"  onu mücadeleler, çekişmeler ve savaşları teşvik ve tahrik ederek insanlar arasında huzursuzluk çıkarmaya, birbirlerini öldürmeğe kışkırtmaktadır. (Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 181; Afîfî, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî, s. 501).

[35] Bu cevabın, bir önceki maddedeki soruyla ilgisi kurulamamıştır. Farsça çeviri ve Pehlevice metinde de, ifadeler arasındaki bu kopukluk dikkat çekmektedir.

[36] Îzed XE "Îzed" : Allah, Tanrı. Farsça’da; “Allah” XE "Allah"  anlamlı isimlerden “Îzed XE "Îzed" ” veya Avestâ XE "Avestâ" ’daki şekliyle “Yazata”, “yeze” kökünden “tapınmak” anlamındadır. Sanskritçe’de; “yacata”, “övgüye yaraşan” karşılığında bir nitelemedir. Pehlevice’de Îzed; “yazat” ve “yezed” şekilleriyle “övgü”, “yalvarış”, “övgüye yaraşan” anlamlarıyla da kutsal ölümsüzlerden daha az yetenekli, daha alt makam ve mertebelerde bulunan melekler için de kullanılır. İnanışa göre; gökyüzü bu tanrılar ve meleklerle doludur. Avestâ’da, 6. Yeşt XE "Yeşt" ’de; yüzlercesinden söz edilen bu tanrılar, gök ve yer tanrıları olmak üzere iki gruba ayrılır. Gök tanrılarının başında Ahura Mazda XE "Ahura Mazda" , yer tanrılarının başında da, Zerdüşt XE "Zerdüşt"  yer alır. Avestâ’da; genellikle metafizik evren ile dünya tanrılarından söz edilirken; Ahura Mazda’ya o evrenin tanrıları, Zerdüşt’e ise dünya tanrılarının başında yer verilir. Avestâ’da çoğu yerde bu kelime, bütün tanrıları da gösterir. Pehlevî dilinde büyük tanrı, “Yezd” ve “Yezdân/Yazatān” şekilleriyle bilinmektedir. Daha çok kullanılan “Yezdân” kelimesi, “Yezd”in çoğuludur. Ancak Pehlevice’de, tekil yerinde ve “Tanrı” anlamındadır. (Dusthâh, Avestâ XE "Avestâ" , II, 940; Yâhakkî, Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 113; Afîfî, Esâtîr ve Ferheng-i Îrânî, s. 451-452; Oşîderî, Dânişnâme-yi Mezdiyenâ, s. 148; Kezzâzî, Nâme-yi Bâstân, I, 180).

[37] Ahura Mazda XE "Ahura Mazda" : Zerdüşt XE "Zerdüşt" ’ün, Avestâ XE "Avestâ" ’daki en yüce tanrısı Ahura Mazda, Fars edebiyatında daha çok “Ahura Mazda XE "Ahura Mazda" ”, “Hurmuzd XE "Hurmuzd" ”, “Hurmezd”, “Ormuzd”, “Hormuzd” ve “Hormez” şekillerinde geçer. Farsça sözlüklerde bu kelimenin “tanrı” karşılığı dışında “müşteri gezegeni” anlamı da yer alır. Mazdeist inanışta ve İrano-Aryanlar’da tek iyilik tanrısıdır. Her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Ahura Mazda’nın düşmanı ise, tümüyle kötü güçlerdir. (Mu’în, Mezdiyesnâ, I, 231). Farsça’da “server-i dânâ: bilge önder, bilge efendi” anlamıyla da bilinen Ahura Mazda, diğer Âryâ XE "Âryâ"  tanrılarının tamamını batıl ve gerçek dışı tanrılar olarak niteleyen Zerdüşt’ün Avestâ’daki tanrısı, iyilikler ve güzelliklerin yaratıcısıdır. Onun ortaya çıkışıyla birlikte tek tanrıya tapanlara “Mezdiyesnâ”; birden fazla tanrılara inananlara da “Dîvyesnâ” adı verilmiştir. İmşâspendler XE "İmşâspendler"  ve diğer tanrılar onun tarafından yaratılmıştır. Ahura Mazda, Mazdeist inanışta mutlak ve en yüce yaratıcıdır. Egemenliğinde kendisine altı kutsal ölümsüz yardımda bulunmaktadır. Başlarında Ahura Mazda’nın bulunduğu bu yedili grup bir birlik içerisinde hareket etmektedir. Avestâ’nın Yeştler kısmının birinci bölümünü oluşturan “33 bend”lik Hurmuzd Yeşt; Ahura Mazda’ya özgüdür. Onun isimleri, özellikleri ve üstünlüklerine ilişkin anlatımlara yer vermektedir. (Avestâ XE "Avestâ" /Yeşthâ, Hurmuzd XE "Hurmuzd"  Yeşt XE "Yeşt" , s. I, 271-285.) Eski Farsça’da genellikle “tanrı” anlamında kullanılan “Hurmuz” ve diğer türevleri birkaç bin yıl geçtikten sonra “Ahura Mazda” XE "Ahura Mazda"  şeklini almıştır. (Mu’în, Mezdiyesnâ, I, 231-234; İsfehânî, Îrân Ez Zerduşt XE "Zerdüşt"  Tâ Kıyâmhâ-yi Îrânî, s. 57).

[38] İmşâspend: Avestâ XE "Avestâ" ’da “amesha: ebedî, ölümsüz” ile “spenta: kutsal, temiz, saf, yarar, çare” anlamlarındaki iki kelimeden oluşur ve imşâspendân XE "İmşâspendân"  çoğul şekliyle; “ölümsüz kutsallar”, “kutsal ölümsüzler”, “ölümsüz temizler” anlamlarını ifade eder. Bunlar, Mazdeizm XE "Mazdeizm" ’in en büyük melekleridir. Gātālar XE "Gātālar"  ve Yeştler dahil her yerde bunların yücelikleri, üstün yetenekleri ve büyüklükleri söz konusu edilmektedir. (Dusthâh, Avestâ XE "Avestâ" , II, 925; Yâhakkî, Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 102; Ayrıntılar için ® Oşîderî, Dânişnâme-yi Mezdiyenâ, s. 123-127; İftihârzâde, Mahmûd Rızâ, Îrân, Âyîn ve Ferheng, Tahran 1377 hş., s. 178; Hinnells, John Russells, Şınâht-i Esâtîr-i Îrân (çev. Amûzgâr, Jâle-Tefezzulî, Ahmed), Tahran 1382 hş, s. 71). İmşâspendlerin sayısı gerçekte altı olarak kabul edilir. Ancak daha sonraki dönemlerde Surûş XE "Surûş"  da bunlar arasına katılarak sayıları yediye çıkartılmıştır. Bazılarınca da Ahura Mazda ile birlikte bunların sayısı yedi olmaktadır. (Afîfî, Rahîm, Ardâvîrâfnâme Yâ Bihişt u Duzeh Der Âyîn-i Mezdiyesnâ,  Meşhed 1342 hş., s. 26; Âmûzgâr, Târîh-i Esâtîrî-yi Îrân, s. 15; Komisyon, Târîh-i Îrân-i Bâstân, s. 64). 

[39] Mînû XE "Mînû" ; “düşünce”, “ruh” anlamlarında bir kelimedir. Mînû alemi; “Düşünülemeyen, hareketsiz, dokunulamayan, fizikî varlığı bilinmeyen alem”, “varlığına inanılan, ancak gözle görülemeyen, duyularla algılanamayan alem” Fars edebiyatında; “cennet ve ebedî mutluluk alemi” Gātālar XE "Gātālar" ’da, düşünce ve ruh birbirinden ayrılamayacak şekilde iç içe işlenmektedir. Mazdeist inanışta mînû; “doğa güçlerinin ruhları olarak kabul edilen varlıklar dünyası”dır. (Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 413; Mihr, Ferheng, Felsefe-yi Zerdüşt, Tahran 1381 hş. XE "Zerdüşt" , s. 4). Bunların daha gelişmiş ve olgunlaşmış şekilleri tanrılar olarak kabullenilir. Bunlar, insanların ve bütün evrenin alınyazılarında direkt ya da Ahura Mazda XE "Ahura Mazda"  aracılığıyla etkileri olan güçler olarak bilinir. Bundehişn XE "Bundehişn" ’e göre; Ahura Mazda, önce Behmen XE "Behmen" ’i, sonra da Ordîbehişt XE "Ordîbehişt" , Şehrîver XE "Şehrîver"  ve diğerlerini yaratmıştır. Bu rivayete göre; ayın otuz gününün isimleri, “mînû alemi” denen bu dünyadaki sözü edilen yaratıklardan alınmıştır. Buradan da, Behmen’in, diğer bütün kutsallardan Ahura Mazda’ya daha yakın olduğu, onun ardından ölümsüzlerden ve kutsallardan olan bereket bağışlayan, kötüleri cezalandıran Ordîbehişt ve ondan sonra da diğerlerinin yer aldığı anlaşılmaktadır. (Firdevsî XE "Firdevsî" , Şâhnâme XE "Şâhnâme"  (Dorc 2), “Dâstân-i Bîjen XE "Bîjen"  u Menîje XE "Menîje" ”, 3. Bölüm; Zumurrudî, Edyân ve Esâtîr, s. 289-290).


* Prof. Dr., Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Doğu Dilleri Bölümü. Email: yildirim2002@hotmail.com

Kaynak: "Bilge Oşnar'ın Öğüdü", Ekev Akademi Dergisi, Ankara 2005, Yıl: IX., Sayı: 24, s. 219-232.

© 2006-2009 doguedebiyati.com

Bu sitenin bütün içeriği uluslararası telif hakları tarafından korunmaktadır.

Sitede yayınlanan bütün yazı ve kitapların telif hakları, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince yazar ve çevirmenlerine aittir.

Site adı ile birlikte yazar ve çevirmenlerin adları anılarak, tanıtım amacıyla kısa alıntılar yapılabilir.

Ancak yazar veya çevirmenlerin yazılı izni olmadan, yazı ve kitapların tamamı veya bir bölümü yayınlanamaz.

Resim, çizim, ses dosyaları ve sitenin her türlü içeriği izinsiz kullanılamaz.

Görüş, öneri ve eleştirileriniz için:

admin@doguedebiyati.com