Hâfız Divanı'ndaki İlk Beytin
Osmanlı Edebiyatına Etkisi
Doç. Dr. İ. Hakkı Aksoyak
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Ki ışk âsân nemûd evvel velî
üftâd müşkilhâ
(Ey sâkî! Kadehi dolaştır ve bana
sun. Çünki aşk başlangıçta çok kolay göründü; ancak içine girince ne
zorluklar ortaya çıktı.)
beyti meşhur İran şairi Şirazlı
Hâfız'ın (ö.1389) divanındaki ilk gazelin ilk beytidir. Hâfız'ın
beytinin birinci dizesi, Muaviyeoğlu Yezid'in (ö. 683)
Ene'l-mesmûmu mâ indî bi-tiryâkin
velâ râkî
Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir ke'sen
ve nâvilhâ
(Ben zehirlenmişim. Yanımda ne
tiryak, ne şarap var. Ey sâkî! Kadehi dolaştır ve bana sun.)
beytinin ikinci dizesidir (Mazıoğlu,
1956). Yezid'in olarak bilinen bu mısraın Hâfız tarafından iktibas
edilerek ilk gazelinin matla beyti olarak kullanması zamanın sanat
çevrelerinde sansasyona sebep olur. "Hâfız'a "Neden bu beyitten
iktibasta bulundun" diye sorulduğu, onun da "kâfirin malı mümine
helâldir" diye cevap verdiği rivayet edilegelmiştir. Ehlî-i Şîrâzî bu
konuda şunları söylüyor: "Bir gece rüyada Hoca Hâfız'a ey fazilet ve
bilgide eşidi olmayan, bu kadar fazilet ve kemalinle neden Yezid'in şu
şiirini aldın, kendi şiirine kattın, diye sordum. Dedi ki: Bu meseleyi
anlamazsın. "Kâfirin malı mümine helâldir". Kâtibî de bu beyit yüzünden
"Hâfız'ın şiirine öyle şaşmaktayım ki akıl bunu anlamadan âciz kalır. Ne
hikmet gördü de divanına Yezid'in şiiri ile başladı. Kâfirin malı
müslümana helâldir; bunda söz yok... fakat arslanın, köpeğin ağzından
lokma kapması ne büyük ayıp" mealindeki kıtayı söyler (Gölpınarlı,
1992).
Muhammed-i Kazvînî yaptığı bir
araştırmada bilinenin aksine Hâfız'ın bu mısraı Yezid'den almadığı
Harunürreşid dönemi şairlerinden Ebulfazl Abbas bin Ahnef'in
Yâ eyyühe's-sâkî edir ke'senå
Vekrir aleynâ seyyidü'l-eşribât
(Ey sâkî bardağını dolaştır ve
sık sık bize bu içeceklerin en önde gelenini ikrâm et.)
beytinden esinlendiği ileri
sürülmüştür (Seyyid Ebulkasım Encevî-i Şirazî, 1369; Aydemir, 2000,
229).
Bu mısra ister Yezid'den iktibas
edilmiş, isterse Ebulfazl Abbas bin Ahnef'in şiirinden ilhamla söylenmiş
olsun Osmanlı şairleri arasında etkiler yaratmıştır. Bu etkiyle Osmanlı
şairleri de aynı dizeyi divanlarındaki ilk gazelin başına yerleştirirler.
Sözü edilen uygulamaya katılan şairlerden Vizeli Behiştî (ö. 1571)'nin
gazelini örnek olarak aşağıya alıyoruz:
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Bizi öldürmedin gam gâfil olma
çâremüz kıl hâ
Ezelden mekteb-i ışkun bir üstâd-ı
safâ-bahşı
Görüp âyîne-i tab’um dimiş bu hayli
kâbil hâ
Görürsen mug-beçe yanında bir
yanlış hayâl itme
Bizi ey pîr-i mey-hâne hemân oglun
gibi bil hâ
Olur mı dîdeden dîdâra perde eşk-i
hûn-âlûd
İrişdi cilve eyyâmı gönül demdür
gözün sil hâ
Perî-rû dil-rübâlarda sana benzer
melek yokdur
Kemâl ehlini sevmezsin musâhibin
erâzil hâ
Behiştî dil-rübâlarla mülâkata du’â
kılsan
Kabûl olmaga sînende gerekmez kıl
kadar gıl hâ(Aydemir, 1999)
Mirî (?), Zikrî (ö. 1688), Sırrî
(?), Sânî (ö. 1688), Hıfzî (ö. 1799), Hisalî (ö. 16. yüzyıl), Emrî (?),
Zikrî (?), Nimetî (?) ve Dervîş (?) gazellerinin ilk beytinde bu dizeyi
tam iktibas olarak kullanırlar. Gelibolulu Mustafa Âlî (ö.1600) ve Yahya
Bey (ö.1582) ise söz konusu dizeyi iktibas etmek yerine aynı anlam ve
vezinde Arapça başka beyit söylemeyi tercih ederler. Gazellerin
matlaları şöyledir:
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Tutuşup âteş-i ‘ışk ile yanmak
hayli müşkil hâ (Mirî, ?)
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Bu ömr-i bî-karârı hod bilirsin
çünki zâil hâ (Emrî, ?)
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Humâr-ı gamdan öldün kandasın gel
çâremüz kıl hâ (Zikrî, ?)
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Nihân olmak gönülden aşk-ı dilber
hayli müşkil hâ (Sırrî, ?)
Humârın ıztırâbın çekmemişsin
çâremiz kıl hâ
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ" (Sânî,
?)
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Ki sen ey pîr-i mey-hâne bizi oğlun
gibi bil hâ (Hisalî, ?)
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Harâbâtîleriz ko her ne dirlerse
disünler hâ (Ni’metî, ?)
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Geçer sür’atle ‘ömr-i nâzenînün
olma gâfil hâ (Dervîş, ?)
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî çeşânem
kâse-i nâvilhâ"
Ezkanî bi'l-yedi'l-beyzâ ki
nâlem hem-çü bülbülhâ (Hıfzî,
1988, 1992)
(Bana meyi tattır ve içtir. Bana
beyaz eliyle su verdi ki bülbüller gibi inliyorum)
Hurûfü'n-nazmi akdâhun ve
sahbâhâ ma’ânîhâ
Elâ yâ ma’şere'l-’uşşâk
fassâlnâhu tafsîlâ (Yahya,
1977)
(Şiirin harfleri kadehlerdir. Ve
kadeh onun anlamlarıdır. Dikkat edin ey âşıklar topluluğu, onu biz
ayrıntılı bir biçimde açıkladık.)
Edir ke'sel-humeyyâ
eyyühe's-sâkî ve nâvilhâ
Ene'l-mahmûru ‘ışken f'eskınî
minhâ ve kemmil-hâ (Âlî,
?)
(Ey içki sunan şarabın şiddetini ve
istilasını ver. Ben aşkın sarhoşuyum. Beni onla sula ve sulama işini
mükemmel yap.)
Söz konusu mısraı aynen iktibas
edenlerin yanında gazellerine Arapça veya Farsça bir veya iki dize ile
başlayan şairler de vardır. Nevayî (ö.1441), Cem Sultân (ö.1495), İbni
Kemal (ö.1534), Fuzulî (ö.1556), Bağdatlı Ruhî (ö.1605) ve Şahidî
İbrahim Dede (ö.1550) divanlarının gazeller bölümüne sakiden yani içki
dağıtan güzelden, aşk kadehinden ve âşıklardan söz eden bir veya iki
Arapça dize ile başlamalarına rağmen bu uygulamanın Hâfız'ın Yezid'den
iktibas ettiği beytin etkisinden kaynaklandığına dair elimizde yeterli
kanıt yoktur. Örneklerle de görüldüğü gibi Hâfız'ın divanındaki ilk dize
gerek Fars edebiyatında gerekse Divan edebiyatında tartışmalar ve
etkiler yaratır. Bu etkinin sonucu Osmanlı şairlerinden Behiştî, Mirî,
Emrî, Zikrî, Sırrî, Sânî, Hisalî, Nimeti, Derviş ve Hıfzî Hâfız'ın
yaptığı gibi bu dizeyi gazellerinin matla beytine alırlar. Gelibolulu
Mustafa Âlî ve Yahya ise söz konusu dizeyi iktibas etmek yerine aynı
anlam ve vezinde Arapça başka beyit ile gazellerine başlar. Şiirleri
batı dillerine defalarca çevrilen ünlü İran şairi Şirazlı Hâfız'ın
divanındaki ilk dizeyi en az 10 Osmanlı şairi iktibas etmiştir. Bu da
Hâfız'ın edebiyatımızdaki etkisinin somut kanıtlarındandır.
KAYNAKLAR
Aydemir, Yaşar, (2000), Behiştî
Divanı, 59, s. 229, Ankara, 768 s.
Bahauddin Hurremşahî, (1366),
Hâfıznâme, s. 1, Tahran, C. I, 654 s.
Behiştî, Mecmua, Ankara
Millî Kütüphane, Yz. C. 4, 51b.
Çavuşoğlu, Mehmet, (1977), Yahya
Bey Dîvân, s. 279, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Yayınları, İstanbul, 646 s.
Demirel, Mustafa, (1996), İbni
Kemâl Divan, s. 9, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 229 s.
Divan-ı Hâfız,
(1369), Seyyid Ebulkasım Encevî-i Şirazî, Çâphâne-i İlmî, s. 1, Tahran
1369.
Emir Şâhî, (1871), s. 1, Divan-ı
Farisî, 250 s.
Emrî, Mecmua, Süleymaniye
Kütüphanesi, Zühdî Bey, nr: 449, s. 57b.
Ersoylu, Halil, (1989), Cem
Sultân'ın Türkçe Divanı, s. 44, Ankara, 356 s.
Fâik, Divan-ı Fâik, "Elâ yâ
eyyühe's-sâkî edir ke'sen ve nâvilhâ" Mısraının Şerhi, İstanbul
Üniversitesi, T. 2234, 1b-2a.
Gelibolulu Mustafa Âlî,
Mecmau'l-bahreyn, Ankara Millî Kütüphane, Yz. A 136, 16a.
Gölpınarlı, Abdulbaki, (1992),
Hâfız Divanı, s. 664-665, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul,
722 s.
İnal, İbnülemin Mahmud Kemal,
(1988), Son Asır Türk Şairleri, s. 608, Dergâh Yayınları,
İstanbul, C. 2, 617 s.
Karahan, Abdülkadir, (1988),
Şirazlı Hâfız ve Şiirlerinden Seçmeler, s. 123, Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yayınları, Ankara, 125 s.
Komisyon, (1969), Türkçe Yazma
Divanlar Kataloğu, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, C. 4, 125 s.
Levend, Agâh Sırrı, (1966), Ali
Şir Nevayî, s. 19, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, C. II, 272 s.
Mazıoğlu, Hasibe, (1956),
Fuzulî-Hâfız, s. 313, İş Bankası Yayınları, Ankara, 384 s.
Muhammed-i Kazvinî, Mecelle-i
Yâdigâr, s. 45-78, Sâl-i Evvel, Şomare-i Nüh, Ürdibehişt 1324, 78 s.
Nazîre-i Mirî, Mecmua, Dil
ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi, İS. I, 575, 38a.
Nazîre-i Zikrî, Mecmua, Dil
ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi, İS. I, 575, 38a.
Rûhî, (1287), Külliyat-ı
Eş’âr-ı Rûhî-i Bağdâdî, s. 84, İstanbul, 356 s.
Sânî, Divan, Mısır Millî
Kütüphanesi, nr: ? , 88b.
Sânî, Mecmua, Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi, İS. I, 4125 115b.
Sevgi, Ahmet, Giritli Şairler,
Selçuk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Dergisi, 1992-1993, 7-8.
Sayı, s. 41, 18 s.
Seyyid Vehbî Konevî, (1273),
Şerh-i Divan-ı Hâfız, s. 1, Bulak, C. 1, s. 1., 503 s.
Sırrî, Mecmua, Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi, İS. I, 4125, 115b;
Sırrî, Mecmua, İstanbul
Üniversitesi, T. 1802, 39b.
Sudî, (1250), Şerh-i Divan-ı
Hâfız, s. 2-3, Bulak, C. 1, 411 s.
Tarlan, Ali Nihat, (1985),
Fuzulî Divanı Şerhi, s. 12, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları,
Ankara, C. I, 350 s.
INFLUENCE OF ONE COUPLET IN HAFIZ'S
DİVAN TO OTTOMAN LITERATURE
İ. Hakkı AKSOYAK
Research Assistant, Gazi
University
ABSTRACT
"Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir
ke'sen ve nâvilhâ"
Ki ışk âsân nemûd evvel velî
üftâd-ı müşkilhâ
This couplet is from the first
ghazel in Hâfız-ı Şirazî (ö. 1389)'s Divan. Hâfız, borrowed probable the
first line from the poem of Yezid (ö. 683), the son of Muaviye:
Ene'l-mesmûmu mâ indî bi-tiryâkin
velâ râkî
Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir ke'sen
ve nâvilhâ
To borrow the first line from Yezid
have influence upon not only Persian Literature but also Ottoman
Literature. In the same way, Ottoman poets composed a lot of ghazals
something like that. Behiştî, Mirî, Zikrî, Sırrî, Sânî, Hisalî, Nimeti,
Derviş and Hıfzî borrowed Yezîd's line, like Hâfız-ı Şirazî. Gelibolulu
Mustafa Âlî and Yahya Bey wrote the Arabic couplets in the same meaning
and meter instead of Yezid's line. As a result, this way effected more
than ten Turkish poet.
Key Words
Hâfız-ı Şirazî, Yezid the son of
Muaviye, Ottoman Literature, Persian Literature, Borrowing
Kaynak: Bilig, S. 8, Kış 99, s. 99-102.